Röportajımıza biraz geçmişe giderek başlayalım. ‘’Ben oyuncu olmak istiyorum’’a nasıl evrildi hikayeniz?
Küçüklüğümden beri çok yazı yazarım. Ufak dörtlükler ve şiirlerle başladım hatta. Sonrasında piyesler geldi peşinden. Sporcu olmak istiyordum aslında ama ufak sakatlıklar beni biraz ondan soğuttu. Bu sebeple yeni bir kariyer inşa etmek durumunda kaldım, bölümümle ilgili bir ilerleme kaydetmek istemedim. Üniversite yıllarında tiyatroya başladım aslında İstanbul’a gelince de oyuncu ve senaristliğe yavaş yavaş evrildim.
Size olan şu anki ilgiyi nasıl yorumluyorsunuz? Son dönemin en popüler isimlerindensiniz neticede.
İnsanlar seviyor yaptığımız şeyleri. Ben kendimi şu yaşta şurada olacağım bu yaşta burada olacağım diyerek belirlemedim. Hayatı biraz akışına bırakan biriyim. Olduğum yerden elbette çok memnunum. Mümkün olduğu kadar farklı içerikler denemeye çalışıyoruz, tek bir içeriğin peşinde devam etmek değil de yeni fikirleri nasıl hayata geçirebiliriz, nasıl daha farklı işler yapabiliriz diye düşünüyoruz biz bunun peşindeyiz.
Gelelim asıl konumuza… ‘Var Bunlar’ 3.sezonuyla karşımızda. Karakterleri bu kez nasıl bir serüven bekliyor?
Aynı şeyler bekliyor. (Gülüyor) Hep söylüyoruz aslında Kerem Özdoğan ile birlikte bütün dizininde, bizim yazarlığımızın da mizah üretmemizin de çıkış noktası ‘Seinfeld’ dizisi. ‘Var Bunlar’ da aslında onun kollarından. Dünyada birçok türevi yapılmış bir dizi Seinfeld, garip bir şekilde içinden konu ve karakter almaya hiç gerek kalmayan, sadece ana felsefesini anladığınızda çok eğlendiğiniz bir iş. Dolayısıyla hikâyeyi dönüştürmeye veya çehresini değiştirmeye çalışmıyoruz. Bu dizide neyi yapmayı seviyorsak aynısı 3.sezonda da devam edecek.

3.sezonu sosyal medya hesabınızda ‘’Kimsenin ölmediği dizimiz’’ diye paylaşmışsınız, çok güldüm. Altındaki yorumlara bakarken bir kullanıcının ‘’İnce ince işlenmiş bir zekâ ürünü’’ cümlesi dikkatimi çekti. Olumsuz bir yorum neredeyse hiç yok! Neler hissettiriyor bu durum size?
İnceyiz, maşallahımız var ya! (Gülüyor) Olumsuz bir yorum olmaması beni korkutur aslında. Arada birilerinin sevmemesi, eleştirmesi gerekir bir kontrast ve denge gerekir. Diğer yaptığımız içeriklere göre Var Bunlar daha pozitif karşılanıyor. Bu bizi mutlu ediyor ama biz böyle durumlarda da ‘’Acaba hikâye anlamında neyi daha köpürtebiliriz’’ diye düşünüyoruz.
Seyirci bu konuda güzel fikirler verebiliyor. Bazen bir ‘’Hiç olmamış kendinize gelin!’’ yorumu bile bizi kendimize getiriyor hoşumuza gidiyor açıkçası.
Giray Altınok karakterleri yaratırken nasıl bir dünyanın içerisine çekiliyor?
Bazen karakter üzerinden başlıyor her şey. ‘’Böyle bir adam bir kadın olsa başına neler gelirdi?’’ Diye düşünüyorum. Bazen durum önce geliyor, ‘’Biri böyle bir duruma düşse bu kim olurdu?’’ diyorum. Bazen sadece bir cümleden, tek bir espriden yola çıkarak bir bölüm, bir dizi ve bir fikir oluşabiliyor. Zaten yazmanın hadi bakalım oturalım yazalım diye bir süreci yok. Günler, haftalar sürüyor hiçbir şey gelmediği oluyor aklımıza. Bazen gecenin bir vakti kağıda bir şeyler karalıyoruz orada her şey beliriyor. Bunun hiç sistematik bir formülasyonu yok. O an ne hissediyorsak onu işliyoruz.
Mizahın dengesini kurmak zordur aslında…
O dengeye elimiz biraz sıcak, alıştık diyebilirim. Yer yer Prens’te de çok durum komedisi var ama Var Bunlar tamamen bir durum komedisi. Çok sevdiğimiz bir mizah var burada. Bir karakter yanlış bir hamle yapar ya da olmaması gereken bir yerde olur ve hareketli bir süreç başlar onun için. İşte o durum iyi olduğu zaman bir kelime oyunu hiç gerekmiyor.
Eskiden seyirciyi iyi hissettiren yapımlar vardı; şimdi ise ekranda daha çok kaos ve gerilim görüyoruz. Sizce bugün bu tür yapımların eksikliği, izleyicide nasıl bir etki yaratıyor? Gülmeye ve iyi hikâyelere duyulan ihtiyaç bu yüzden mi arttı?
Gülmek çok pahalı bir şey oldu artık. Çok değerli, çok kıymetli bir şey oldu… Ülkemizin ‘o 2006 neydi öyle ya!’ diye düşünülecek bir dönemi yok. Hep ‘geçen hafta ne kötüydü ya, üç gün önce ne kötüydü ya’ durumunda yaşıyoruz artık. O yüzden bir şeyle eğlenmek çok kıymetli hale geldi. Ben eskiden çok beylik bir laf bulurdum ‘gülmeye ihtiyacımız var’ lafını. Gerçekten çok ihtiyacı oluyormuş. Dolayısıyla gülün, neye gülüyorsanız gülün ama gülün. Yeter ki eğlenin… Çok zorlaştı her şey.
Televizyon ana akımının bir kategorisi vardı eskiden. Aile dizisi, komedi dizisi… Komedi dizisinin olmadığı bir ana akım medya korkunç bir şey! ‘Dramdan besleniyor insanlar’ diye düşünüyorlar. Kesinlikle hayır, herkesin buna çok ihtiyacı var. Satılabilir noktasına geldi her şey. Ben bu diziyi nasıl satarım? Kaç ülkeye satarım? diye düşünülüyor. Komedi lokal bir şeydir. Evrenselini yapmak kolay değildir. Her şey satmak değil. İnsanlarımıza televizyondan bir şeyler verebilmek gerekiyor çünkü televizyon bedava. Biraz seyircinin de destek olması gerektiğine inanıyorum ‘’Mizah bu değil ki!’’ gibi bir yerden bakmamak gerek.
Televizyona girmeme nedeniniz biraz buradan mı kaynaklanıyor öyleyse? Dijital platformlar daha özgür bir alan sunuyor değil mi?
Tabii ki. Televizyon dizisi yapmayı düşünmüyorum. Ne o senaryoyu yetiştirebilirim ne üzerinde çalışabilirim ne de haftalık bir şeyin içinde kendimi bulabilirim. Kaliteli içerik üretme anlamında bize zaman tanıyan şey dijital kanallar oldu.
Bu tempo üretim sürecinizi nasıl etkiliyor? İlham noktasında tıkandığınız anlar oluyor mu?
Benim ‘’Allah’ım yaratım sancısına girdim, bunalıyorum’’ gibi durumlarım yok. Bir şey çıkmıyorsa yazmıyorum, devam etmiyorsa bırakıyorum. Belki demlenmesi gerekiyordur sonrasında bir fikir gelecektir diye düşünüyorum. Hep şeyi söylüyorum, aklımız başımızda ve elimiz kolumuz tutuyorken ne kadar fikrimiz varsa yapalım.
Son olarak, yeni projeleriniz neler?
Bir sinema filmi üzerinde çalışıyoruz Kerem Özdoğan ile uzun bir süredir. Eylül gibi çekimine başlamak istiyoruz. Dijitalde mi olur sinemada mı şu an kesin bir şey söylemem doğru olmaz ama beyaz perde de olacak gibi duruyor.
Aslında tüm sektör sinemayı nasıl hareketlendirebiliriz diye düşünüyor. Sinema tek başına bir şey olmasa da güzel bir pazar gününün içinde güzel bir finaldi. İnsanlar haklı sebeplerden dolayı uzaklaştı. Kendimizi riske etmekse evet belki de istediğimiz bir rakama ulaşmayacak ama iyi bir filmi sinemaya sokalım çok istiyoruz.
Giray Altınok, Kerem Özdoğan ve Cansu Diktaş’ın başrollerini paylaştığı 'Var Bunlar' dizisinin 3. sezonu TOD TV’de yayında.