Pera Müzesi’ndeki ‘Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı’ sergisini aylar önce hızlıca gezdiğim için kapanmadan önce bir kez daha, bu defa müze ekibinden biriyle sindire sindire görmek istedim. İyi ki de öyle yapmışım.
Zira Asker Ressamlar Kuşağı’nın en üretken ve öncü isimlerinden Halil Paşa’nın eserlerine odaklanan sergi; tasarımı ve kurgusuyla olduğu kadar, ressam üzerine uzun yıllardır araştırmalar yapan küratör ve yazar Dr. Özlem İnay Erten’in yakaladığı ayrıntıları öne çıkarmasıyla da hayli ilginç.
Erten’in kapsamlı araştırmalarına yer veren sergi kataloğu, 1852 yılında Beylerbeyi’nde, babası Osmanlı bürokratı Ferik Selim Paşa’nın adıyla anılan bir yalıda dünyaya gelen Halil Paşa’nın hayatına ve sanatına ışık tutarken, Cumhuriyet öncesi ve sonrasındaki sanat anlayışını kavramamızı da sağlıyor.
Mühendishane-i Berrî-i Hümâyun’dan, bugünkü adıyla İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mezun olan Ferik Selim Paşa, II. Mahmud döneminde askerî eğitim alanında hayata geçirilen modernleşme girişimleri kapsamında Avrupa’ya gönderilen öğrenciler arasında yer alıyor.
Yani resme ilgisi küçük yaşlarda başlayan, hatta altı-yedi yaşlarındayken doğduğu yalının duvarlarına resimler çizdiği söylenen Halil Paşa, Batı kültürünü benimsemiş bir ailede dünyaya geliyor.
Babasıyla aynı okuldan teğmen olarak mezun olduktan sonra reform yanlısı ve sanata büyük ilgi duyan Sultan Abdülaziz’in yaveri oluyor. Padişahın yeteneğini fark etmesi üzerine bir yıl sonra ressam sınıfına alınıyor.
Sarayda yabancı ressamlarla çalıştığı dönemde, sanat eğitiminin en önemli merkezi kabul edilen Paris’e gitmek istediğini Sultan Abdülaziz’e iletiyor. Ancak babasının yaşlı olması gerekçe gösterilerek bu talebi uygun görülmüyor.
Halil Paşa, Abdülaziz’in tahttan indirilmesinden üç yıl sonra, 1879’da, 27 yaşındayken gerekli izinleri alarak nihayet Paris’e gidiyor. Dönemin en prestijli sanat kurumlarından École des Beaux-Arts’ta öğrenim görüyor.
Pera Müzesi’nin üç katına yayılan ‘Suyun Kıyısında’ sergisi; sanatçının Sakıp Sabancı Müzesi, İstanbul Modern, Türkiye İş Bankası ve Yapı Kredi gibi Türkiye’nin önde gelen kurumları ile özel koleksiyonlardan gelen eserlerini bir araya getiriyor. Sergide ayrıca Halil Paşa’nın ailesinden, oğlu Ali Halil Sözel’in torunları ve torunlarının çocuklarından gelen portreler, natürmortlar ve ağırlıklı olarak deniz manzaraları da yer alıyor.
Sözel ailesinin günümüze kadar koruduğu arşiv malzemelerinin yanı sıra çeşitli eşya ve objeler aracılığıyla Halil Paşa’nın atölyesi de bugüne taşınıyor.
Serginin tasarımını, müze bilimci ve endüstriyel tasarımcı Burçak Madran’ın kurucu ortakları arasında yer aldığı Tetrazon üstlenmiş.
Bir sergiyi gezerken en büyük meraklarımdan biri tasarımcısını öğrenmektir. Zira küratörler kadar sergi tasarımcılarının da sergiye kişilik ve yaratıcılık kattığına inanırım.
Nitekim Halil Paşa’nın katıldığı bir salon sergisinden yola çıkılarak hazırlanan siyah-beyaz duvar kâğıdında, sanatçının tablosunun sergilendiği noktaya gerçek eser asılmış. Müthiş yaratıcı bir sergileme biçimi.
HALİL PAŞA VERSACE’NIN KOLEKSIYONUNDA
Müzenin üç katına yayılan ‘Suyun Kıyısında’ sergisinin ilk katında Halil Paşa’nın ailesinin, doğup büyüdüğü ve hayatını kaybettiği yalının, uçsuz bucaksız bahçesinin fotoğraflarını ve sanatçının bunlardan etkilenerek yaptığı tabloları görüyorsunuz.
Geçen aylarda Sotheby’s’te 537 bin 600 sterline, yaklaşık 32 milyon 853 bin liraya satılan ve dört panelden oluşan ‘Dört Mevsim’ (1912) tablosunun farklı bir versiyonu da Pera Müzesi’ndeki sergide yer alıyor.
Sergiyi gezerken Halil Paşa’nın merkezinde olduğu, Sotheby’s müzayede evinde yaşanan ilginç bir satış hikâyesini de öğrendim.
1997 yılında Miami Beach’teki evinin önünde öldürülen ünlü İtalyan modacı Gianni Versace’nin resim koleksiyonu, 2009 yılında Sotheby’s’te satışa çıkarılıyor. Müzayede evi, koleksiyonda yer alan bir süvari resmini İtalyan ressam Francesco Saverio Altamura’ya atfederek müzayedeye koyuyor.
Ne var ki imzasız eserin Halil Paşa’ya ait ‘Süvari’ tablosu olduğunu keşfeden Türk bir koleksiyoner, tabloyu satın alarak Türkiye’ye getiriyor. Ressam ve restoratör Fethi Kayaalp’e göre Halil Paşa’nın Latin harfleriyle attığı imza, muhtemelen ticari amaçlarla silinmiş ve tablo yurt dışına çıkarılmış. Kim bilir hangi sahtekâr satıcı, Halil Paşa ile yaklaşık aynı dönemde yaşayan Altamura’nın adını kullanarak Versace’yi kandırdı?
Halil Paşa’nın Paris dönüşünün ardından yaptığı 1898 tarihli ‘Süvari’ tablosu, bugün Köksal Kızılca Koleksiyonu’nda bulunuyor.
Edebiyat tarihimizin ilk resimli romanı ‘Araba Sevdası’nın yazarı Recaizade Mahmud Ekrem, kız kardeşi Aliye’nin eşi olan Halil Paşa’nın ‘Süvari’ tablosunu ‘Servet-i Fünun’ dergisindeki yazısında uzun uzun övüyor.
Paris sonrası döneme ait ‘Süvari’, Halil Paşa’nın Paris öncesindeki eserlerinden teknik açıdan hayli farklı. Bu arada dönemin en önemli ressamlarından Halil Paşa, hem dostu hem de akrabası olan Mahmud Ekrem’in talebi üzerine ‘Araba Sevdası’ romanının resimlerini de çiziyor. Bu çizimleri sergide görmek mümkün.
1879-1889 yılları arasında Paris’te kalan ressam, École des Beaux-Arts’ta usta ressam Jean-Léon Gérôme’un öğrencisi oluyor. Aynı zamanda heykeltıraş olan Gérôme, pek çok önemli sanatçının yetişmesinde rol oynayan bir isim. Şeker Ahmed Paşa, Osman Hamdi Bey ve Süleyman Seyyid gibi ressamların da hocalığını yapıyor.
Halil Paşa’nın hocalarından bir diğeri ise portre çalışmalarıyla tanınan Gustave Courtois. Ressamın Paris döneminde yaptığı, Sakıp Sabancı Müzesi ve İstanbul Modern koleksiyonlarında bulunan portre ve nü çalışmaları da sergide yer alıyor.
Paris’e gidişinin ikinci yılından itibaren her yıl düzenlenen ve ‘Salon’ adıyla bilinen sergilere katılan Halil Paşa, Eyfel Kulesi’nin açıldığı 1889 Paris Evrensel Sergisi’nde ‘Madam X Portresi’ adlı eseriyle bronz madalya kazanarak uluslararası alanda önemli bir başarıya imza atıyor.
Pera Müzesi’ndeki sergide, Sakıp Sabancı Müzesi Koleksiyonu’nda bulunan bu ödüllü tablonun bir replikası yer alıyor.
OTOPORTRESINDEKI FESİ NEDEN SİLDİ?
‘Madam X Portresi’nin kazandığı başarı İstanbul’da büyük yankı uyandırıyor. Madalya kazandığı yıl İstanbul’a dönen Halil Paşa, Paris’e gitmeden önce görev yaptığı Kuleli Askerî Lisesi’ne yeniden resim öğretmeni olarak atanıyor.
Burada 34 yıl boyunca öğretmenlik yapıyor; ayrıca Harp Okulu ve diğer askerî okullarda resim muallimi olarak görev alıyor. Halil Paşa’nın askerî okuldaki en önemli yeniliklerinden biri, açık havada resim çalışmasına dayanan eğitim sistemini yerleştirmesi oluyor.
Fransa’da Gérôme’un atölyesinde tanışıp arkadaşlık kurduğu ressam Julien Thibaudeau ile başta Bretonya olmak üzere Fransa’nın farklı bölgelerine açık hava çalışmaları yapmak için sık sık seyahat ettiği biliniyor.
Açık havada resim yapmak Halil Paşa için öylesine büyük bir tutku ki yazlarını geçirdiği Bostancı’daki evinde bir atölyesi bulunmasına rağmen denize açıldığı kotrasına paletini ve fırçalarını götürmeyi ihmal etmiyor. Halil Paşa’nın kotrasında resim yaparken çekilmiş bir fotoğrafı da bulunuyor.
Öte yandan doğayı daha rahat gözlemleyebilmek için Beylerbeyi’ndeki yalısının bahçesine tekerlekli, camdan bir kameriye yaptırıyor. Derdi ışığı yakalamak olan Paşa, yalının çevresinde güneşin konumuna göre hareket ettirdiği kameriyesinde resim çalışmalarını sürdürüyor.
Halil Paşa, sanatçıların hamisi Prens Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine 1920’lerden itibaren 14 yıl boyunca kışlarını Mısır’da geçiriyor. O dönemde oğlu Selim, Mısır’da yaşayan Prenses Şivekâr ile evli. Sanatçının Mısır yıllarında yaptığı çarşı ve Nil resimleri son derece başarılı.
Serginin en dikkat çekici eserlerinden biri ise Halil Paşa’nın Cumhuriyet’in ilanından sonra otoportresindeki fesi sildiği resim.
Fesli ve fessiz iki otoportre yan yana sergileniyor. Fessiz olan eserdeki silinme izleri bariz biçimde görülüyor.
Küratör Dr. Özlem İnay Erten, sergi kataloğunda kaleme aldığı ‘Modernleşmenin Estetik Hafızası’ başlıklı yazısında şöyle diyor:
“90 yıllık ömrü boyunca hem Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemine hem Cumhuriyet’in kültürel dönüşümüne tanıklık eden Halil Paşa’nın resimleri, iki rejim arasındaki zihinsel dönüşümün izlerini taşır.”
Erten’e göre Osmanlı’nın güçlü sembollerinden fesin otoportreden silinmesi, Osmanlı ile Cumhuriyet arasında kurulan kırılgan geçişe sanatçının kendi bedeni üzerinden verdiği bir yanıt.
23 Ağustos’ta sona erecek sergiyi, son gün saat 17.30’da Dr. Özlem İnay Erten eşliğinde gezebilirsiniz.