ŞERİF YENEN
Bir önceki yazıda Lidyalıların izini Sardeis’ten Uşak’a sürmüştük. Demir Çağı Anadolu’sunda ticaret, maden ve paranın nasıl yeni bir dünya kurduğunu görmüştük. Bu hafta rotamızı güneye, Akdeniz’e çeviriyoruz. Bu kez karşımızda dağların denize indiği, kentlerin sarp yamaçlara ve koylara yerleştiği, özgürlüğüne düşkün bir halk var: Lykialılar.
Lykia, bugünkü Teke Yarımadası’dır. Kabaca Fethiye Körfezi’nden başlayıp Antalya Körfezi’ne kadar uzanan geniş coğrafya antik dönemde Lykia olarak bilinirdi. Lykia-Lukka adının “ışıldamak, parlamak” anlamıyla ilişkilendirilmesi boşuna değildir; burası gerçekten de ışığın, kayaların ve denizin ülkesidir.
Bu yazı Lykia Yolu’nu yürüyenlere değil, bölgeyi araçla ve kısa yürüyüşlerle gezmek isteyenlere yönelik. Herkes uzun bir yürüyüş rotasına çıkamayabilir; ama herkes Lykia’yı anlayarak gezebilir.
LYKIA’YI ANLAMAYA BAŞLAMAK
Lykia yolculuğuna Fethiye’den başlamak en pratik seçeneklerden biridir. Antik Telmessos’un devamı olan Fethiye, kaya mezarlarıyla daha ilk anda Lykia karakterini gösterir. Kentin yamacına oyulmuş mezarlar, Lykialıların ölüm ve anıtsallık anlayışını anlamak için iyi bir başlangıçtır.
Lykia kaya mezarlarının cepheleri çoğu zaman ahşap ev mimarisini taklit eder. Yani Lykialılar ölüleri için kayaya evler oymuş gibidir. Bu mezarlar yalnızca defin yeri değil; ailenin, statünün ve hafızanın görünür kılındığı anıtlardır.
Fethiye’den sonra Tlos’a yönelmek gerekir. Tlos, Lykia’nın en eski ve önemli kentlerinden biridir. Akropolü, kaya mezarları, tiyatrosu ve stadionuyla geniş bir zaman aralığını gösterir. Burada Lykia’nın dağlık iç bölgelerle olan bağını hissedersiniz.
Ardından Xanthos ve Letoon birlikte düşünülmeli. Xanthos, Lykia’nın direniş hafızasıdır. Perslere karşı yenildiklerinde esir düşmek yerine toplu ölümü seçtikleri anlatılır. Yüzyıllar sonra Brutus döneminde benzer bir trajedi yeniden yaşanır. Bu yüzden Xanthos, Lykialıların özgürlük tutkusunu anlamak için en güçlü duraklardan biridir.
Letoon ise Lykia kentlerinin ortak kutsal alanıdır. Leto, Artemis ve Apollon’a adanmış tapınaklar burada yan yana yer alır. Bu alan, kentleri dini ve kültürel düzeyde birbirine bağlayan merkezdi. Xanthos siyasi hafızayı, Letoon ortak kutsalı temsil eder.
PATARA: MECLİS VE KUM TEPELERİ
İkinci günün merkezinde Patara olmalı. Patara, Lykia’yı anlamak için vazgeçilmez bir duraktır. Burada liman kentini, kutsal alanları ve Lykia Birliği’nin meclis binasını aynı gün içinde görebilirsiniz.
Patara’daki meclis binası, antik dünyanın en etkileyici siyasi yapılarından biridir. Lykia Birliği’nde kentler büyüklüklerine göre temsil edilirdi; bazı kentlerin bir, bazılarının iki, en büyüklerin ise üç oy hakkı vardı. Bu sistem, antik dünyada temsil fikrinin gelişmiş örneklerinden biri olarak kabul edilir.
Burada durup bir an düşünmek gerekir: Akdeniz kıyısındaki bu kentler, önce büyük imparatorlukların baskısı altında var olma mücadelesi vermiş, sonra kendi aralarında bir düzen kurmuş, ortak karar alma kültürü geliştirmiş ve kimliklerini birlikte korumaya çalışmışlardı.
Patara önemli bir limandı. Lykia’nın denizle ilişkisi burada çok net görülür. Bugün kıyı çizgisi değişmiş olsa da, antik dönemde burası Akdeniz ticaretinin canlı noktalarından biriydi. Günün sonunda Patara kumsalında yürümek, Lykia gezisinin en güzel ödüllerinden biridir.
KAŞ, MYRA VE ANDRIAKE
Patara’dan sonra rota Kaş’a, antik Antiphellos’a bağlanabilir. Kaş bugün küçük bir tatil kasabası gibi görünür; arkasında Lykia’nın denizle kurduğu güçlü ilişki vardır. Liman, yamaçlar, lahitler ve çevredeki antik kentler Kaş’ı bu rota içinde doğal bir durak yapar.
Kaş’tan Demre’ye ilerlediğinizde Myra’ya ulaşırsınız. Myra’nın kaya mezarları Lykia mezar mimarisinin en etkileyici örneklerindendir. Kayaya oyulmuş cepheler, sanki ahşap evlerin taşta yeniden kurulmuş hali gibidir. Lykialılar mezarlarını kayalara yerleştirirken onları görünür kılmış, ölülerini kentin hafızasına dahil etmiştir.
Myra tiyatrosu da oldukça etkileyicidir. Demre’de ayrıca Aziz Nikolaos Kilisesi bulunur. Bu durak, Lykia’nın antik dönemden Hıristiyanlık tarihine uzanan katmanlarını gösterir.
Myra’dan sonra Andriake Limanı da görülmeli. Burası Myra’nın denize açılan kapısıydı. Bugün burada antik liman dokusunu, depoları ve Lykia Uygarlıkları Müzesi’ni görmek mümkün. Özellikle müze, bölgeyi gezerken karşılaştığınız kentleri, yazıtları, sikkeleri ve mezar kültürünü toparlayıcı bir durak olur. Van yazısında Van Müzesi, Lidya yazısında Uşak Müzesi ne kadar önemliyse, bu rotada da Andriake’deki Lykia Uygarlıkları Müzesi o kadar değerlidir.
ÜÇ LİMANLI AKDENİZ KENTİ
Üçüncü gün rotayı doğuya, Phaselis’e çevirmek gerekir. Tekirova yakınlarındaki Phaselis, Lykia gezisinin en güzel kapanışlarından biridir. Üç yanı denizle çevrili, orman içinde, olağanüstü bir coğrafyada yer alır. Antik kentle denizin bu kadar iç içe geçtiği yer azdır.
Phaselis’te gezerken ana caddeyi takip etmek gerekir. Kentin Kuzey, Merkezi ve Güney limanları vardı; Güney Limanı büyük gemiler için, Merkezi Liman ise kentin içindeki korunaklı liman gibi işlev görüyordu. Bu limanlar kereste, gül yağı ve zambak yağı gibi ürünlerin ticaretinde rol oynamıştır.
Girişte sukemerleri dikkat çeker. Tahtalı Dağı eteklerinden gelen suyu kente taşımak için inşa edilmiş bu sistem, hamamlara, çeşmelere ve kamu yapılarına su sağlıyordu. Ana cadde, limanları birbirine bağlayan taş döşeli bir omurga gibidir. Hamamlar, agoralar, tiyatro ve Hadrianus Kapısı bu güzergâh üzerinde karşınıza çıkar.
Phaselis’in bir başka ilginç yönü de entelektüel hayatıdır. Phaselisli Theodektes, antik dünyanın önemli hatip ve tragedya yazarlarından biri olarak bilinir. İsokrates çevresinde eğitim almış, Aristoteles’in atıf yaptığı entelektüeller arasında anılmıştır. Bir liman kentinin yalnız mal alışverişiyle değil, düşünce dolaşımıyla da beslendiğini hatırlatır.
Phaselis’i gezerken acele etmemek gerekir. Bir antik kentten çıkıp birkaç adım sonra denize girebilmek, buranın en özel tarafıdır. Tarih, orman ve deniz burada birbirine çok yakındır.
BÖLGEYİ ÖZEL YAPAN NE?
Lykia’yı anlamak için üç anahtar kelime yeterli olabilir: özgürlük, birlik ve mezar.
Özgürlük, çünkü Lykialılar yabancı egemenliklere karşı dirençleriyle tanındı. Xanthos’un Perslere ve daha sonra Brutus’a karşı yaşadığı trajediler bu hafızanın en dramatik anlatımlarıdır.
Birlik, çünkü Lykia kentleri çok daha sonra kendi aralarında siyasi bir yapı kurmayı başardı. Lykia Birliği, bu coğrafyanın ortak kimliğini ve kentler arası dayanışmasını temsil eder.
Mezar, çünkü Lykialılar ölülerini kayalara, lahitlere, anıtsal yapılara yerleştirdi. Bu mezarlar bugün bile Lykia coğrafyasını tanımlayan en güçlü görsel kimliktir.
NEDEN ŞİMDİ GİTMELİ?
Lykia rotası, Anadolu uygarlıklarını kronolojik ve kültürel bir bütün olarak okumak isteyenler için çok güçlü bir durak. Lykialılar Akdeniz kıyılarında özgür kentler, ortak meclis ve kendine özgü mezar mimarisiyle bambaşka bir Anadolu kimliği yarattı.
Bu rota bize şunu hatırlatır: Anadolu tarihi tek bir merkezden, tek bir halktan, tek bir anlatıdan oluşmaz. Her bölge kendi coğrafyasına göre çözüm üretmiştir. Lykia’da dağ, deniz ve kent bir araya gelir; ortaya özgürlüğüne düşkün, denizle barışık, kendine özgü bir kültür çıkar.
Lykia’yı gezerken denize bakarsınız ama aslında dağları, vadileri, limanları ve kent meclislerini birlikte okursunuz. Lykia’ya gitmek, ışığın ülkesinde Anadolu’nun Akdeniz’e bakan yüzünü anlamaktır.
BU ROTADA…
- Fethiye / Telmessos kaya mezarları
• Tlos
• Xanthos
• Letoon
• Patara ve Lykia Birliği Meclisi
• Kaş / Antiphellos
• Myra kaya mezarları
• Andriake ve Lykia Uygarlıkları Müzesi
• Phaselis
• Olympos veya Çıralı
PRATİK BİLGİ
Nasıl gidilir?
Batı Lykia için Dalaman Havalimanı, doğu Lykia için Antalya Havalimanı en pratik seçeneklerdir. Rota araçla çok daha verimli gezilir.
Rota
- gün: Fethiye – Tlos – Xanthos – Letoon – Patara
- gün: Patara – Kaş – Myra – Andriake – Demre
- gün: Arykanda veya Limyra – Phaselis – Antalya
Ne zaman gitmeli?
İlkbahar ve sonbahar en keyifli dönemlerdir. Yaz aylarında sıcaklık ve kalabalık yorucu olabilir.