Bir çantanın değeri, malzemesi ve işçiliği kadar taşıdığı hikâyede de saklı. ‘Timeless Treasures – The Eternal Journey of the Bag’, bu hikâyenin izini Anadolu’nun kültürel birikiminden çağdaş modaevlerine uzanarak sürüyor. 8 Kasım 2026’da İstanbul’daki Beymen Tersane’de ziyarete açılacak sergi, 55 uluslararası lüks markasının eserleriyle üniversite öğrencilerinin imzasını taşıyan üç tasarımı buluşturacak. Beymen Group CEO’su Elif Çapçı ile bu buluşmadan yola çıkarak tasarım dünyasına adım atmanın koşullarını, kuşaklarla birlikte farklılaşan beklentileri ve yapay zekânın yaratıcı üretimdeki yerini konuştuk.
‘Timeless Treasures’ hangi düşünceden doğdu? Proje, Beymen’in kültürel mirasa yaklaşımında nasıl bir yere sahip?
Önce lükse nasıl baktığımızı anlatmak isterim. Beymen’i Türkiye ile dünya lüks modası arasında bir köprü olarak görüyoruz. Lüksü de kültürün, sanatın, güzel yaşama arzusunun ve yaratıcılığın bileşkesi olarak tanımlıyoruz. Böyle bakınca, lüksün bu topraklardaki kültürel mirasına sahip çıkmak ve onu geçmişten günümüze taşımak bizim için çok önemli bir sorumluluk hâline geliyor.
Bu yaklaşımın ilk büyük adımını 2023’te ‘Golden Opulence’ ile attık. Sergi, kitap ve belgeselden oluşan projede, lüksün bu topraklardaki 500 yıllık geçmişine dönüp onu günümüze taşıdık. Dünyanın önde gelen markaları bu mirası yorumladı. Şimdi ikinci büyük adımı atıyoruz. ‘Golden Opulence’ın ardından üzerinde aralıksız çalıştığımız ‘Timeless Treasures’, iki yılı aşkın bir emeğin ürünü. Bu defa projenin kalbinde çantalar var.
Bu kültürel yolculuğun merkezine çantayı yerleştirmenizin nedeni neydi?
Çanta, tarih boyunca işlevsel bir aksesuar olmanın çok ötesinde bir anlam taşıdı. Yüzyıllar içerisinde değişen formu, fonksiyonu, materyali ve işçiliğiyle farklı dönemlerin toplumsal alışkanlıklarını, kültürel kimliğini, estetik anlayışını ve zanaatkârlık geleneğini yansıttı.
Aynı zamanda çanta, modanın en ikonik sembollerinden biri. Bugün modaevlerinin ve tasarımcıların yaratıcılıklarını ve marka kimliklerini en güçlü biçimde ortaya koydukları tasarım objelerinden biri olan çanta, aynı zamanda kişisel zevklerimizi ve kimliğimizi yansıtan, yanımızdan ayırmadığımız bir yol arkadaşımız.
Beymen Genç Yetenekler Tasarım Yarışması’nı başlatırken gençlerin tasarım dünyasına adım atma sürecindeki hangi ihtiyacına karşılık vermeyi amaçladınız?
Amacımız yalnızca bir yarışma düzenlemek ve genç yetenekleri keşfetmek değildi. Gençlere fikirlerini gerçek bir tasarıma dönüştürebilecekleri ve lüks moda dünyasının en önemli isimleriyle yan yana gelerek görünürlük kazanacakları bir platform sunmak istedik.
1992 yılında düzenlediğimiz Academia Yeni Yetenekler Yarışması bu alandaki ilk adımımızdı. Bugün hâlâ Beymen bünyesinde bulunan ve ekibimizdeki genç Türk tasarımcılar tarafından hayata geçirilen Academia markamızın kökleri de o yarışmaya dayanıyor.
Anadolu’nun kültürel mirası, genç tasarımcılara nasıl bir yaratıcı alan sunuyor? Bu mirastan beslenen bir tasarımı geçmişin tekrarından ayıran nedir?
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesinin katılımıyla hayata geçirdiğimiz yarışmada, akademisyenlerimizin rehberliğinde toplam 12 proje grubu yer aldı. Genç tasarımcılarımız, kültürel mirasımızın farklı katmanlarını araştırarak kendi özgün tasarım fikirlerini geliştirdi. Eski Anadolu uygarlıklarının sembollerinden Lale Devri ve kahve kültürüne, geleneksel motiflerden zanaat tekniklerine uzanan farklı referanslardan beslenen 12 özgün çanta tasarımı ortaya çıktı.

Bizim için bu sürecin en kıymetli yönlerinden biri, aynı kültürel mirasın gençlerimizin gözünden ne kadar farklı ve yaratıcı biçimlerde yorumlanabildiğini görmek oldu. Çünkü bir tasarımı özgün kılan, geçmişten aldığı ilhamı bugünün estetik anlayışı ve kendi yaratıcı diliyle yeniden yorumlayabilmesi. Kültürel miras yalnızca korunması gereken bir değer değil, aynı zamanda yeni fikirleri ve yaratıcı üretimi besleyen güçlü bir kaynak. Önemli olan bu mirası olduğu gibi tekrar etmek değil; taşıdığı anlamı, estetik değerleri ve zanaatkârlık birikimini anlayarak günümüz tasarımının bir parçası hâline getirebilmek.
Öğrencilerin çizimlerinin sergilenecek çantalara dönüşmesinde Beymen nasıl bir sorumluluk üstlendi?
Uluslararası moda dünyasının liderlerinden tasarımcılara, mimarlardan moda tarihçilerine, moda medyasından yaratıcı girişimcilere uzanan çok güçlü bir jürinin değerlendirmesi sonucunda seçilen üç tasarımın üretim sürecini Beymen olarak üstlendik. Tasarım ekiplerimizin mentorluğunda gençlerimizle yakın çalışarak fikirlerinin gerçek birer çantaya dönüşmesini sağladık.
Dereceye giren gençlerimize para ödüllerinin yanı sıra Beymen bünyesinde ilgi duydukları departmanlarda staj yapma imkânı da sunduk. Böylece yarışmayı, genç yeteneklerin eğitim hayatlarıyla profesyonel moda dünyası arasında somut bir deneyim ve gelişim fırsatına dönüştürdük.
Seçilen üç tasarımın 55 uluslararası markanın eserleriyle aynı sergide buluşması, Türkiye’deki tasarım potansiyelinin görünürlüğü açısından ne ifade ediyor?
8 Kasım’daki sergi açılışı öncesinde dünya markalarından ve uluslararası moda basınından yaklaşık 100 önemli isim İstanbul’da bir araya gelecek ve gençlerimiz de bu isimlerle buluşma fırsatı yakalayacak.
Bence bunun en değerli yanı, genç tasarımcılarımızın henüz eğitim hayatlarını sürdürürken kendi eserlerini uluslararası lüks moda dünyasının en önemli isimleriyle yan yana görebilmeleri. Bu deneyimin onlara yalnızca görünürlük kazandırmakla kalmayacağına, kendi yaratıcı potansiyellerine duydukları güveni de güçlendireceğine inanıyorum.
Bu üç tasarımın sergi sonrasında ticari üretime geçmesi veya satışa sunulması gündeminizde mi?
Ortaya çıkan tasarımların satışına veya ticari kullanımına ilişkin şu aşamada paylaştığımız bir planımız bulunmuyor. Bizim için asıl önemli olan, genç tasarımcılarımızın bu süreçte kazandıkları deneyimin ve uluslararası görünürlüğün gelecekteki yaratıcı yolculuklarına katkı sağlaması.
Genç yeteneklere yönelik bu desteğin devamını nasıl kurguluyorsunuz? Yarışmayı belirli aralıklarla tekrarlamayı düşünüyor musunuz?
Misyonlarımız konusunda çok netiz. Kültürel mirası sahiplenmek ve genç yetenekleri desteklemek devam edecek. Ancak yaptığımız işlerin büyüklüğü ve derinliği nedeniyle bütün ayrıntıların olgunlaşması zaman alıyor. İçerik zaman içinde çeşitlenebilir, değişebilir; bu yaklaşımımızı sürdüreceğiz.
Her yıl ya da iki yılda bir aynı yarışmayı yapacak mıyız? Hayır. Sürekli aynı şeyi tekrarlamak istemiyoruz. Çünkü bir süre sonra tekrara düşmeye ve çıtayı aşağıya çekmeye başlayabilirsiniz. Uzun süre emek vererek bir proje hazırlamanın özenini, sürekli tekrarlanan bir süreçte korumak kolay değil. Format değişebilir ama bu iki misyon sabit.
Genç kuşağın beklentileri, lükse atfedilen anlamı nasıl değiştiriyor?
Hiçbir kuşağın bakış açısı bir öncekiyle aynı değil. İnsanların algısını, özellikle yetiştikleri ve şekillendikleri dönemin değer yargıları etkiliyor. Bugün lüksün maddeden manaya, somuttan soyuta ve üründen deneyime doğru kaydığını düşünüyorum. Daha kişiselleştirilmiş, daha özgün ve kendileri için bir anlam taşıyan bir lüks anlayışı bekliyor gençler.
Markaların toplumsal konularda ne yaptığı, nasıl bir katkıda bulunduğu da önem kazandı. Markalar belli yaklaşımları nedeniyle takdir toplarken bazı konulardaki tepkisizlikleri ya da hassasiyet eksiklikleri nedeniyle eleştirilebiliyor.
Lüks belli açılardan daha demokratikleşiyor. İnsanlar tepeden tırnağa aynı markayı giymek yerine farklı parçaları bir araya getiriyor. Ürünün hikâyesine ve tasarım değerine daha çok önem veriyor. Sürdürülebilirlik konusunda da gençler arasında farkındalık ve hassasiyet daha yüksek. Gelecek onları daha uzun vadede ilgilendiriyor; bu kaygıları çok doğal.
Sosyal medyanın sağladığı görünürlük, lüks markalarla tüketiciler arasındaki ilişkiyi nasıl etkiliyor?
Sosyal medya lüksü inanılmaz ölçüde görünür kıldı. Eskiden daha küçük kitlelerin bildiği ve takip ettiği markalar, bugün yüz milyonlarca insanın hayatına giriyor. Bu durum markaları sokak modası ve daha ulaşılabilir fiyat noktaları gibi farklı açılımlara da yöneltti. Dinamikler değişiyor ama lükse ilginin azaldığını düşünmüyorum.
‘Sessiz lüks’ gibi eğilimler, niş markalara ve genç tasarımcılara nasıl bir alan açıyor? Bu ilginin kalıcı olması neye bağlı?
Gençler yeniliklere ve denemeye daha açık. Farklı parçaları bir araya getirme yaklaşımı hem niş markalara hem de farklı fiyat aralıklarındaki ürünlere alan açıyor. Çok önemli bir tasarımcının çantasını, uygun fiyatlı bir tişört ya da gömlekle kullanabiliyorsunuz. Eski kurallar yıkıldı; bu açıdan çok daha özgür bir dönemden söz edebiliriz.
Niş markalar her zaman ortaya çıkıyor. Önemli olan kalıcı olabilmeleri. Bunun için yalnızca trendlere yaslanmak yerine tasarım gücü, hikâye ve sezondan sezona tutarlılık gerekiyor.
Yapay zekânın tasarımdaki rolünü, lüksün yaratıcılık ve insan emeğiyle kurduğu ilişki açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yapay zekânın hemen her alanda büyük bir kolaylaştırıcı olduğunu, daha iyisini yapmak için önemli bir destek sunduğunu düşünüyorum. Dünya çok hızlı bir kırılma noktasından geçiyor. Bu teknolojiyi yeterince iyi kullanamazsanız, ister tasarımcı ya da çalışan olun ister bir marka veya şirket, kolaylıkla geride kalabilirsiniz.
Moda yalnızca üründen ibaret değil. Ürünü nasıl sunduğunuz, nasıl pazarladığınız ve kurduğunuz görsel dünya da çok önemli. Bütün bunlar ciddi maliyet, zaman, emek ve insan kaynağı gerektiriyor. Yapay zekâ hem tasarımda hem de yaratıcı süreçlerde hayatı kolaylaştırıyor. Bazı noktalara çok daha hızlı ulaşmanızı sağlıyor. Böylece insan emeğini o noktaya ulaşmak için harcamak yerine, ortaya çıkan işin üzerine ne ekleyebileceğine yönlendirebiliyoruz.
Sergiler ve kültür-sanat etkinlikleri, Beymen’in toplumla kurduğu bağda nasıl bir yer tutuyor?
Beymen’in bir çağdaş sanat koleksiyonu var. Bu eserleri mağazalarda dolaşıma sokuyor, bazen vitrinlere de taşıyoruz. Amacımız sanatçıları müşterilerimizle, hatta vitrinin önünden geçen insanlarla buluşturmak.
İnsanlar markamıza büyük bir teveccüh gösterdi ve bizi bugünlere taşıdı. Biz de “Artık geri verme zamanı” diye bakıyoruz. Bu projelerin arkasında böyle bir anlayış var. Dolayısıyla yapılan işin ve yarattığı faydanın daha çok kişiye ulaşması bizim için çok önemli.