Bir dönemin pazar akşamları, evde televizyonun karşısında buluşulan ortak bir zamandı. Çocukların banyosunu yaptığı, ertesi günün okul hazırlıklarının tamamlandığı saatlerde ‘Şahane Pazar’ açılır; aynı oyunlara gülünür, aynı şarkılara eşlik edilirdi. Süheyl ve Behzat Uygur kardeşlerin sunduğu program, yalnızca bir eğlence programı olarak değil, bir kuşağın çocukluk ve gençlik anılarının parçası olarak da hâlâ hafızalarda…
Şimdi o hafıza, 25 yıl sonra ‘Şahane Pazar Sahnede’ ile yeniden seyircinin karşısında. Bu sefer ekranlar yok, sahne var… Yine samimi, yine komik. Üstelik Uygur kardeşler, geçmişin çocuklarına tatlı bir nostalji yaşatırken bugünün gençlerini de unutmuyor. Aradan yıllar geçse de amaç değişmiyor: Hep birlikte gülmek…
Şahane Pazar, uzun süre geçmişte güzel bir anı olarak kalması gerektiğini düşündüğünüz bir işti. 25 yıl sonra yeniden sahneye taşıma fikri nasıl doğdu peki?
BEHZAT UYGUR: Çok doğru söylediniz aslında. Bugüne kadar Şahane Pazar’ı yeniden yapmamız adına çok fazla teklif geldi. Gelen teklifleri de ‘seyircinin hafızasında oldukça iyi iz bırakmış bir Şahane Pazar var ve bunu tekrar yapmanın gereği yok’ düşüncesiyle geri çevirdik hep. İzleyiciler için de güzel bir anı kalsın dedik.
O zamanlar çocuk olanlar büyüdüler. Son birkaç yıldır da sosyal medyadan duygularını yazmaya başladılar. Biz onları sadece eğlendirmemişiz, ciddi anlamda kalplerine dokunmuşuz. Programı tekrar yapmamıza yönelik bize pazar günleri mutlaka tweetler, paylaşımlar gelirdi. Fakat son 5-6 aydır bu talepler yoğunlaşmıştı. “Annenizi, babanızı seviyorsanız” ya da “Vatanınızı, milletinizi seviyorsanız, Şahane Pazar’ı yapın” diye tatlı mesajlar almaya başladık.
SÜHEYL UYGUR: Zorbalama diyorlar ya hani… Ona döndü iş. (Gülüyor) “Stüdyo olmazsa bizim salon müsait, yapabilirsiniz” diyenler oldu. Çok esprili, tatlı bir linç yedik.
Ve sonra sahnede olması ve geçmişteki o lezzeti verecek koşulların oluşması şartıyla “yapalım” dedik. Çok yorucu bir iş oldu ama biz seyircimize mahcup olmadık. Onlar da çok mutlu oldular.
Biraz içerikten de bahsetmek isterim. Nasıl bir kurgu var sahnede?
S.U.: ‘Belediye Çukuru’, ‘Dönme Dolap’, ‘Balon’ oyunumuz var mesela. ‘Bodyguard’ı da entegre ettik. Behzat’ın fikri olan ‘Türk Sineması’ diye yeni bir oyun koyduk ki çok eğlenceli geçiyor. Ben seyircinin bu denli eğleneceğini tahmin etmiyordum ama yanılmışım. Behzat’la ben Şahane Pazar’da oyunlardan sıkıldığımızda hemen değiştirirdik. Burada da aynı şekilde sıkıldıkça değiştireceğiz.
B.U.: Update ederek tam bir şova döndürdük diyebiliriz. Güncellenmeden olmazdı. Çünkü şunu da düşünüyoruz: İnsanlara nostalji yaşatalım ama daha önceden programı seyretmemiş olanlara da aynı keyfi yaşatalım…

25 yıl önce komik olan bir şeyin bugün de aynı karşılığı bulup bulmayacağını düşündünüz mü hiç peki? Böyle bir kaygınız oldu mu?
S.U.: Bende hiç olmadı. Çünkü oyunların kendisi zaten komik. Bir de Süheyl ve Behzat sununca, seyircilere beraber karşılıklı sohbet edince gayet keyifli oluyor. Son derece de güzel gidiyor. Nesiller farklı; evet kabul ediyorum ama eğlence aynı.
B.U.: Şahane Pazar, bir eğlence klasiği ve son derece de organikti. Yaptığımız oyunlar özelinde konuşursak; ben hiç “O gün buna gülüyorlardı, bugün bu oyundan keyif alırlar mı?” diye şüphe etmedim. Organiklikten kastım da daha saf ve temiz olması; katkısız… Bugün hepimiz doğal, katkısız beslenmeye çalışıyoruz mesela. Bu sanat için de geçerli. Tabii ki bizim yaptığımız şey sanat değil. Bunun altını çizelim. Bu yapılan bir eğlence, gösteri, şov... Ama söylediğim gibi günümüzün kuşağını da düşünerek bazı oyunları güncelledik. Gelen genç seyircilerimizin, programı bilmeyenlerin de çok keyif aldığını gördük. Bu da bizi mutlu etti tabii.
Eskiden bir eğlence programının milyonlarca kişiyi aynı anda güldürdüğü zamanlar vardı. Bugün herkes kendi ekranında başka bir şey izliyor. Sizce ortak kahkaha atmayı unuttuk mu?
B.U.: Çok, çok önemsediğimiz bir konu bu. Soru için de teşekkür ederim. Sadece Şahane Pazar’la ilgili değil. Tiyatro oyunlarımızla da yapmaya çalıştığımız hatta altını çizerek söylediğimiz bir şey bu. ‘Hey Gidi Günler’ adlı gösterimizde final konuşmamızı buna ayırıyoruz.
Bir tiyatro oyunu ya da bir gösteride farklı siyasi görüşü olan, farklı futbol takımını tutan ya da farklı dünya görüşü olan insanlar bir araya geliyor. Birlikte gülüp, birlikte eğlenip, birlikte alkışlıyorlar. Bunu sağlayan ne o zaman? Tiyatro, şov, gösteri gibi nitelikli eğlenceler.
O zaman bu ülkeye ne gerekiyor? Daha fazla sanat, daha fazla tiyatro. Yani bunun hiçbir sakıncası yok.
Allah bir daha göstermesin ama biz ülke olarak kötü günlerde hep bir araya geldik. Kötü günleri paylaştığımız gibi mutlulukları, eğlenceyi de paylaşabilmenin çok kıymetli olduğuna inanıyoruz. Ki Şahane Pazar’da da yapmaya çalıştığımız bu zaten. İki saatte de olsa birlikte eğlenmek, insanlara neşe katmak…
S.U.: Ben ortak gülmeyi unuttuğumuzu da çok düşünmüyorum. ‘Hey Gidi Günler’ oyunumuz için turnedeydik. Ara oldu ve bir hanımefendi geldi. Dünyanın en güzel kovulmasını orada o hanımefendi ile yaşadık. Bize dedi ki: “Ne olur ikinci perdeyi oynamayın, gidin artık.”
Şaşırdık ve neden böyle söylediğini sorduk. “Çenem ağrıdı çok gülmekten, dayanamıyorum” dedi. O kadar güzel eleştirdi ki. Çok hoşumuza gitti.
Biz gülmelerimizde olduğu kadar beğenilerimizde de temkinli olmaya başladık. Bunu beğenirsem ayıp mı olur? Ben bu kesimdenim aman bunu gülmemeliyim, övmemeliyim... Böyle bir şey yok. Çok birbirine girdi bunlar; beğeniyorsan öveceksin de güleceksin de…
Televizyonda seyirciyle aranızda bir ekran vardı; şimdi seyirci karşınızda ve gösterinin parçası. Sahne size Şahane Pazar’da televizyonda yapamadığınız neyi yapma özgürlüğü veriyor?
S.U.: Ekran başka bir konu. Bir kere ekranda canlı yayın yapıyorsunuz ve milyonlar seyrediyor sizi. Ağzınızdan çıkan ters bir kelime veya cümle başınızı belaya sokabilir. Çok şükür ki yıllarca yaptık biz bu işi ve hiç öyle bir şeyle karşılaşmadık. Biz Şahane Pazar’ı yaparken de stüdyodaki seyirciyi tiyatro seyircisi gibi gördük. Stüdyoyu da tiyatro sahnesi gibi gördük. Ama tabii ki sahnede daha özgürüz.
B.U.: O yıllarda bazı şeyleri ekranda yapıyorduk. Yani hicivler, göndermeler... Bugün onlar ne kadar yapılabilir? Buna kanallar ne kadar müsaade eder bilmiyorum. Ustamız Nejat Uygur’dan, yani babadan gördüğümüz, aldığımız ders şudur: “Öyle bir hicvedin ki muhatabı da gülsün.” Hep bu yoldan gidiyoruz. Ama artık kraldan çok kralcılar da olduğu için ekranlar zor, o yüzden de ekranı çok tercih etmiyoruz.
Peki dijital bir platform hiç düşündünüz mü?
B.U.: Çok istek var ama biz ücretli bir şey olsun istemiyoruz. Biz seyirciden para alarak Şahane Pazar’ı seyrettirmeyiz ekranda, çok ayıp olur. Bu nedenle muhtemelen ilerleyen dönemde YouTube’da olacak.
25 yıl önceki Süheyl ve Behzat ile bugünkü Süheyl ve Behzat arasında nasıl bir fark var?
S.U.: Ben hiçbir fark görmüyorum. Kendi adıma hiç değişmedim. 25 sene önceki bakışım, fikrim, düşüncelerim neyse şu anda da aynı. Ne fiziksel ne ruhsal ne de iş anlamında değiştiğimizi sanmıyorum ben.
B.U.: Kendimizle çok eğlenen insanlarız. Kendimizle dalga geçebilen insanlarız. Ve bunu da hiç yitirmedik. Ayrıca hiç ara vermeden çalıştık, tiyatro yaptık. Yani bu sürede üstüne bir de tecrübe kattık.
Otuz yılı aşkın süredir aynı sahneyi paylaşıyorsunuz. Birbirinizin ritmini bu kadar iyi bilmek sahnede büyük bir avantaj mı, yoksa hâlâ birbirinizi şaşırtmaya ihtiyaç duyuyor musunuz?
B.U.: Bunca yıl birlikte oynamak, aynı sahneyi, ekranı paylaşmak tabii ki büyük bir avantaj. ‘Leb’ demeden ‘torun’ diyebiliyoruz birbirimize. Ama yine de tabii ki birbirimizi şaşırtacak bir şeyler mutlaka yaparız. Bu da bizi daha diri, daha dinç tutuyor. Ama nerede sinirimiz bozulacak, kim nerede güler ya da kim nerede sinirlenir bunu da çok iyi biliriz. Bu da ikililer için mükemmel bir avantaj.