Bir apartmanda sessizliği savunan Silensiya ile müziği, kahkahayı ve hareketi hayatının merkezine alan Viyol Ailesi karşı karşıya gelirse ne olur? Emre ve Gizem Karayel’in yapımcılığını üstlendiği, Üç Artı Prodüksiyon imzalı Komşum Viyol Ailesi, kuklaları, müziği, animasyonu ve tiyatroyu buluşturan dünyasında bu sorudan yola çıkıyor. Farklılıklarla bir arada yaşamayı ve insanın kendi sesini bulmasını anlatan oyun, çocuklarla yetişkinleri aynı hikâyede buluşturuyor.
Bugüne kadar sahnede ve beyaz perdede izlediğimiz Emre Karayel, Komşum Viyol Ailesi’nde yapımcı kimliğiyle karşımızda. Karayel’e çocuk tiyatrosuna bakışını, oyunculuktan yapımcılığa uzanan deneyimini sorduk.
‘Komşum Viyol Ailesi’ni ortaya çıkaran ilk fikir neydi? Sizi böyle bir aile tiyatrosu yapmaya yönelten ihtiyaç ya da gözlem ne oldu?
Yaklaşık 5 yıl yapım firması olarak TRT Çocuk’ta Dedektif Reptır adlı bir kukla animasyon projesi yürütütük. Ardından projenin sinema filmini de yaptık. Bu proje sonrasında çocuklar için kaliteli ve iyi projeler geliştirme niyetiyle yolumuza devam etme kararı aldık. Bir çocuk tiyatrosu, hatta çocuk-aile tiyatrosu yapalım istedik.
Ülkemizde bu alanda yapılan işlerden bazılarının içerikleri çok iyi, bazıları da çok istenilen düzeyde olmuyor açıkçası. “Çocukları müzikle buluşturabilir miyiz, müziği de anlatabileceğimiz, müzikal bir oyun yapabilir miyiz?” diye düşündük. Bununla ilgili proje araştırırken sevgili Sinem’in (Özlek Koç) oyununu okuduk. Kastı biraz kalabalık ve prodüksiyonu pahalı olmasına rağmen oyunu çok beğendik. Dolayısıyla da Komşum Viyol Ailesi’ni hayata geçirmek adına geçen Ağustos’ta çalışmalara başladık.
Oyunda kendi sesini bulmak gibi temalar öne çıkıyor. Bu konuları çocuklara anlatırken özellikle kaçındığınız ya da dikkat ettiğiniz şeyler oldu mu?
Aslında oyunda, çocuk yaşta müzikten ya da sanattan uzaklaştırılmış çocukların bu yolculuklarının yarım kalmaması gerektiğini hem çocuklara hem ebeveynlere anlatmaya çalışıyoruz. Yani “Her çocuk sanatçı doğar, önemli olan onu sanatçı tutabilmektir” denir ya…
Oyunumuz biraz da bunu anlatıyor. Çocukların sanata ilişkin eğilimlerini keşfetmelerine ve geliştirmelerine destek olmak üzerine kurulu... Bunu da oyunumuzda, müzikten uzaklaştırılmış Silensiya karakterinin yeniden müziğe kavuşması ve kalbinin sesini dinleyerek müziğe tekrar bağlanması üzerinden anlatıyoruz.
Çocukların ekranlarla çok daha yoğun bir ilişki kurduğu bir dönemde, tiyatroyla erken yaşta tanışmaları sizce neden önemli? Canlı tiyatronun çocuklara sunduğu, başka mecralarda kolay kolay karşılığı olmayan ne var?
Bir söz söylemek, çocuklara bir şey anlatmak, onların ufkunu genişletmek, hayal gücünü kullanabilmeleri adına yol göstermek çok kıymetli. Tiyatro, sosyoloji ve insan psikolojisi üzerindeki etkisini hiçbir zaman kaybetmeyecek bir sanat dalı. Bu nedenle de çok önemli. Tiyatro çocuklara müziği anlatır, resmi anlatır. Hatta fen bilimlerini, sosyal bilimleri eğlenceli bir şekilde anlatabilme becerisine sahip bir görsel sanattır tiyatro. O yüzden erken yaşta tiyatroya gitmenin, bir şeyleri canlı canlı izlerken öğrenmenin çocuklara daha keyifli geleceğini düşünüyorum ben. Ayrıca canlı tiyatronun sunduğu görsel keyif de var. Bizim oyunumuzda mesela belki de bu ülkede şu ana kadar görmediklerini düşündüğüm beden kuklalarıyla tanışacaklar. Bu da onlar için hem bir ilk hem de keyifli bir an olur diye düşünüyorum.
Sizce çocukların nitelikli tiyatroyla daha fazla buluşabilmesinin önündeki en önemli engel ne?
En önemli engel değil de imkânsızlık diyeyim… Türkiye’de çocukların nitelikli tiyatroya erişmesinin önündeki en büyük engel, sahnelerin azlığı. Ülkemizde bizim gibi, kendi sahnesi olmayan küçük ya da büyük tiyatroların en büyük sorunu salon bulmak. Bu konuda zorlanıyoruz. O yüzden de Kültür ve Turizm Bakanlığından, yerel yönetimlerden, salonu olan özel tiyatrolardan özellikle çocuk oyunlarına destek olmalarını bekliyoruz.
Önce sahnelerimiz çoğalmalı, sonra da tabii ki iyi prodüksiyonlar… Çocukların çok değerli olduğunu bilerek yapılan keyifli prodüksiyonlar bu engeli kaldırır diye düşünüyorum.
Çocuk tiyatrosunu geleceğin seyircisini yetiştiren bir alan olarak da düşünürsek, tiyatrocuların bu sorumluluğu sizce nerede başlıyor?
Çocuk tiyatrosu aslında çok önemli. Çünkü çocuklar bizim gelecekteki seyircilerimiz. Yani onlara tiyatroyu sevdirmemiz Türk tiyatrosu için geleceğe bir yatırım. Yine aynı şekilde müziği ve sanatı sevdirmemiz de… Dolayısıyla da çocuk tiyatrosunun çok önemli ve çok kıymetli bir alan olduğunu düşünüyorum. Özen gösterilmesi gereken bir alan. O yüzden de projeler çok titizlikle hayata geçirilmeli. Bence en önemli kıstas bu.

Yapımcı olarak bir çocuk oyununda “iyi oyun” ölçünüz nedir peki?
Tabii ki çocukların eğlendiği, keyif aldığı bir oyun iyi bir oyundur. Ama bunun sadece çocuklarla oyun oynayarak değil, sağlam bir metne de dayalı olarak yapılması benim önceliğim. Başka ebeveynler çok farklı oyunlar da tercih edebilirler. Ben, metin bütünlüğü olan; çocuğun zekâsını ve hayal gücünü küçümsemeyen, bu güce değer veren, ufkunu açıp gelişimini destekleyen oyunları daha doğru buluyorum. Bu oyunların müzikle ve hatta mümkünse dansla pekiştirilmesini de önemsiyorum.
Yıllardır hem oyuncu olarak sahnedesiniz hem de artık yapımcılık ve yaratıcı süreçlerin içindesiniz. Oyuncunun sahneye bakışıyla yapımcının sahneye bakışı arasında sizde nasıl bir fark oluştu?
Biz oyun oynarken tiyatronun giderlerini çok hesaba katmayız. Geliriz, oyunumuzu oynarız ve neyse yevmiyemiz onu alır, şükreder ve gideriz. Ama yapımcı olunca farklı parametrelere de bakmak gerekiyor. Bilet fiyatları belli; böyle kalabalık bir prodüksiyonu turneye çıkarmak da zor. Her şeyi çok ince hesaplamak lazım ki oyun sürekliliğini korusun, bu kadar emek verilmiş bir oyun uzun yıllar bu ülkenin çocuklarına hizmet edebilsin.
Tiyatro size insanları anlatmaktan çok, insanları anlamayı öğretti mi? Öğrettiyse en zor öğrendiğiniz şey neydi?
“Ummadığınız taş baş yarar” diye esprili bir cevap vereyim bu soruya. (Gülüyor)
