Bazen bir düetin hikayesi, planlı bir PR takviminden değil, stüdyoda yakalanan bir andan doğar. Melek Mosso ile genç müzisyen Cemre’yi bir araya getiren ‘Kendisi Çıktı Bu Yoldan’ parçası da böyle bir yerden geliyor. Aranjör Esad Fidan’ın stüdyosunda gerçekleşen sürpriz bir buluşma, bir şarkının tek kişilik kalmayacağına karar verilen o kısa tereddüt anı ve ardından gelen cümle: “Madem bu kadar sevdin, gel beraber söyleyelim.”
Cemre’nin şarkıyı sahiplenişini “burada durmamalı” diye işaretleyen şey, bir sesin başka bir sese yer açabildiği o nadir anlardan biri. Şarkı, sözleri Aşkım Kapışmak ve Asmin imzalı. Sonuç: Ses renkleri birbirine karışacak kadar yakın duran, samimiyetini klibin abla-kardeş ev moduna da taşıyan bir düet…
Bu şarkıyı ilk duyduğunuz anda “bu benim şarkım” dedirten şey neydi?
CEMRE: İlk notasında içime dokundu. Yazılırken kalbim dinlenmiş gibiydi. Vokal kaydını alırken çok rahat ve tamamen Cemre’ydim. Dedim ki: “Evet bu tavır benim imzam olmalı!”
Cemre’nin şarkıyı sahiplenişini görüp “gel beraber söyleyelim” demişsiniz. Bu cümleyi kurduran şey müzikal bir refleks miydi, yoksa bir alan açma arzusu mu?
MELEK MOSSO: İkisi de… Ama dürüst olayım, ilk kıvılcım tamamen müzikal bir refleks. Cemre’nin şarkıyla kurduğu ilişkiyi gördüğüm an “bu ses burada durmamalı” dedim içimden. Bazı sesler bazı duyguları çok doğru taşır. O taşıma halini görünce yan yana gelmek doğal geliyor. Sonra işin insani tarafı devreye giriyor: Alan açmak. Ben, bu sektörde yan yana durmak meselesinin yeterince normalleşmediğini düşünüyorum. Birinin parlaması diğerinin ışığını azaltmıyor. Tam tersine, birlikte söylenince şarkı büyüyor, hikaye genişliyor.
Bugün bir kere daha düşünüp “sonunu farklı yazardım” dediğiniz bir şarkınız var mı?
M.M.: Var. Hatta bir tane değil. Çünkü ben de değişiyorum yıllar içinde. On yıl önce bitti dediğim yerden bugün belki de orada başlıyordu diye bakabildiğim oluyor. Şunu da çok içten söyleyeyim: Şarkının yazıldığı andaki o son, o duyguyla doğdu. Bugün farklı yazardım demek, o günün hakkını yemek değil, bugünkü Melek’in başka bir yerden konuştuğunu kabul etmek ki bu da bana göre çok doğal.
Düet biraz ilişki gibidir; doğru anda öne çıkmak, doğru anda geri çekilmek… Bu şarkıda siz en çok nerede cesur oldunuz?
C: Duygumu saklamadığım yerde cesurdum, kalbimi açık bıraktım. Melek’in desteği sayesinde bu şarkının her anında cesurdum. Varlığını hissetmek beni bir adım geri değil, hep ileri taşıdı.
Abla-kardeş samimiyetinden söz ettiniz. Bu medyanın yaklaşımından dolayı çok kolay şekerli bir şeye kaçabiliyor. Siz bunu nasıl gerçek tuttunuz?
M.M.: Biz bu samimiyeti medyada geçen etiket olarak değil, gerçek bir ilişki olarak yaşadık. Kamera önünde kurulmuş bir cümle değil bu. Bunu gerçek kılan şey, birbirimizin alanına saygı. Abla-kardeş gibi hissetmek, üstten konuşmak değil. Bazen el uzatmak, bazen geri çekilip alan bırakmak, bazen de “Hadi çık, sen söyle” diyebilmek.
ASIL SINAVI ZAMANSIZ OLABİLMESİ
Melek Mosso’yu “idolüm” diye anıyorsunuz. Bu iş birliği sizi daha çok cesaretlendirdi mi, daha çok sorumluluk yükledi mi?
C: İkisi de. Ama sorumluluk beni büyüttü.
Birinin sizi bu şekilde anması mutluluk olduğu kadar sorumluluk da. Nasıl hissediyorsunuz?
M.M.: Çok duygulandırıyor beni. Çünkü idol kelimesi büyük bir kelime. Benim içimdeki karşılığı şu: Birine cesaret vermişim. Bu çok kıymetli. Sorumluluk tarafı da var elbette ama ben bunu “mükemmel olmak zorundayım” diye taşımıyorum. Tam tersine, “insan olarak dürüst kalmalıyım, iyi insan olmaya devam etmeliyim” diye taşıyorum. Hata yapabilen, yorulup yeniden ayağa kalkabilen biri olarak…
Dinleyici artık şarkıyla 15 saniyede ilişki kuruyor. Bu gerçeği kabul ederek mi yazıyorsunuz, yoksa farklı bir yaklaşımınız var mı?
M.M.: Sosyal medyanın hayatımıza kattığı bir gerçek bu, inkâr edemeyiz. Ama ben şarkıyı ilk 15 saniyeye göre yazmıyorum. Derdim, şarkının tamamının bir hikaye taşıması, insanların kendinden bir parça bulması. Eğer ilk 15 saniyede dinleyici ‘Bu bana dokunuyor’ diyorsa, ben mutluyum. Ama şarkının asıl sınavı, zamansız olabilmesidir bence, yıllar sonra hala dinlenebiliyorsa, o şarkı olmuştur.
Dinleyici artık şarkıyı sadece dinlemiyor, üzerine video çekiyor, alıntılıyor, yorumla yeniden yazıyor. Bir şarkının kontrolünü kaybetmek sizi ürkütüyor mu, yoksa hoşunuza mı gidiyor?
M.M.: Ben genelde seviyorum. Çünkü şarkı yayımlandığı an, artık sadece benim değil. Dinleyicinin hayatına karışıyor, başka hikayelere ekleniyor. Bu büyülü bir şey. Tabii ki bazen yanlış anlaşılma, bağlamdan kopma olabiliyor. O ürkütebilir. Ama genel olarak şunu düşünüyorum: Eğer bir şarkı insanların kendi cümlesine dönüşüyorsa, yaşamaya başlamış demektir. Kontrolü kaybetmek değil, şarkının özgürleşmesi.
C: Ürkütmüyor. Şarkı paylaşıldıkça çoğalır, önemli olan bağ kurabilmek.
Bugün müzisyenlerin sesleri klonlanabiliyor. Sizin sesinizle şarkılar çıkmasının önünde şu an hukuki emsal bir karar yok. Bu tür teknolojik araçlar müzik sektörünü sizce nasıl etkileyecek?
C: Sınırları zorlar ama ruhu taklit edemez, gerçek duygu en büyük imza.
M.M.: Bu mesele beni hem heyecanlandırıyor hem de ciddi şekilde endişelendiriyor. Teknoloji inanılmaz bir üretim alanı açıyor ama etik ve hukuk yetişmezse sanatçının emeği, kimliği, hatta itibarı çok kolay çalınabilir. Ses sadece bir enstrüman değil, bir kimlik. Sektör burada netleşmek zorunda. Telif gibi, kimlik hakkı gibi, dijital izinsiz kullanım gibi başlıklar çok daha sıkı tanımlanacak. Yoksa gerçek ile sahte birbirine karışır, güven duygusu aşınır.
DAYANIŞMAYA YÜREKTEN İNANIYORUM
Müzikte kadın görünürlüğü sahnede güçlü ama mutfakta eksik. Siz çalışma ortamınızda pozitif ayrımcılık yapıyor musunuz?
M.M.: Ben ‘pozitif ayrımcılık’ kavramını, fırsat eşitliğini gerçek kılmak için bir araç olarak görüyorum. Ekip kurarken, üretim süreçlerinde kadınların alanını büyütmeye özellikle dikkat ediyorum. Ama asıl mesele kadınların sadece ‘var olması’ değil, karar mekanizmalarında da olması. Aranjede, prodüksiyonda, teknik ekipte, yönetimde… Orası güç.
C: Kadın dayanışmasına yürekten inanıyorum. Birbirimizi görünür kılmak ve desteklemek çok kıymetli. Tıpkı Melek’in benim için yaptığı gibi. Pozitif ayrımcılığı bir denge aracı olarak görüyorum.
En iyi aşk şarkısı mutlu mu olmalı, biraz can acıtan mı?
M.M.: Bence en iyi aşk şarkısı gerçek olmalı. Mutlu da olur, can acıtan da… Aşk zaten tek renk değil.
C: Biraz can yakmalı, iz bırakmayan aşk şarkısı hafızada kalmaz.
Sırada neler var?
M.M.: Selami Şahin ve Leman Sam’dan birer parçayı seslendirdim, yakında No.1 ile bir düetimiz geliyor. Çok güzel bir albüm hazırlıyorum, insanların benden beklediği o yakıcı, dram şarkılardan bolca olacak. Bu yıl çok güzel şeyler olacak müzik adına, Mossocular Mossolanmaya devam edecek.
C: Daha güçlü bir Cemre geliyor. Bazı şarkılarımın söz ve bestesi bana ait. Bu beni inanılmaz heyecanlandırıyor. Bunun dışında çok daha farklı bir yanımı göreceksiniz: Sahnede daha aktif, daha canlı, daha cesur.
