Belki de çağın en büyük korkularından biri sıkıcı olmak… Hepimizin görünür, hızlı, ilginç, başarılı ve mümkünse biraz da ‘olağanüstü’ olması bekleniyor. Ne yaptığımız kadar nerede olduğumuzu, ne kazandığımız kadar nasıl yaşadığımızı da göstermemiz gerekiyor. İş dünyası büyük cümleleri, sosyal medya büyük hayatları, başarı hikâyeleri ise hep zirveye çıkanları seviyor. Ama bütün bu gürültünün ortasında başka bir eğilim güçleniyor: Daha az göstermek, daha az konuşmak, daha uzun süre aynı işin peşinden gitmek… İstikrarın gösterişten, mahremiyetin görünürlükten, emeğin ‘başarı hikâyesinden’ daha kıymetli olabileceğini yeniden hatırlıyoruz. ‘Sessiz lüks’, ‘eski para’ gibi kavramların yükselişi de aynı dönüşümün bir yansıması.
Yaklaşık 20 yıllık yayıncılık hayatında Türkiye’de de benzer bir değişimi yakından izlediğini söyleyen Optimist Group Medya Ajans Başkanı ve Boring People Kurucu Ortağı Feyzan Ersinan, ‘sıkıcılık’ üzerine uzun zamandır düşünüyor. Tam bu dönemde Ayça Furth ile yeni bir proje üzerinde çalışmaya başlıyorlar. İlk çıkış noktaları ‘Future of Community’, yani ‘Topluluğun Geleceği’. Fakat yıllardır markaların görünürlük kazanmasına eşlik eden Ersinan’ın dikkatini başka bir kavram çekiyor: Sıkıcılık. Future of Community olarak başlayan fikir, son toplantıda adını buluyor: ‘Boring People.’
Manifestosu da en az adı kadar ters köşe: “Sıkıcı insanlar dünyayı değiştirir.” Ersinan’a göre, ‘sıkıcı’ olmak renksiz ya da iddiasız olmak anlamına gelmiyor. Tam tersine; sürekli kendini göstermeye çalışmadan işini yapmak, aynı mesele üzerinde yıllarca çalışmak, denemek, yanılmak, yeniden başlamak ve istikrar göstermek anlamına geliyor.
Yapacak daha çok sıkıcı işimiz var
Feyzan Ersinan, “Yeni dönemin dikkat çekici kavramlarından birinin aslında ‘sıkıcılık’ olduğunu fark ettim. Bir dönem otomobillerini, saatlerini, teknelerini anlatan iş insanları artık servetlerini ve hobilerini göstermek istemiyor. Bugün istikrar, gösterişten daha kıymetli bir yere oturuyor” diyor.
‘Sıkıcı’ kavramına da farklı bakıyor: “‘Sıkıcı’ dediğimiz şeyi biraz yanlış tanımladığımızı düşünüyorum. Çocuklara bile ‘Biraz sıkıl, bırak zihnin çalışsın; yaratıcılığın gelişsin’ diyoruz. Çünkü insan bazen durduğunda merak ediyor, merak ettiğinde araştırıyor, araştırdığında da yeni bir şey üretiyor. Dünyayı değiştiren insanların çoğu da aslında dışarıdan bakıldığında son derece sıkıcı görünen işlerle uğraşıyor: Yıllarca aynı mesele üzerine düşünüyor, çalışıyor, deniyor, yanılıyor ve yeniden başlıyor.”
Ersinan’a göre büyük başarıların görünmeyen yüzünde de aynı gerçek var: “Bugün hayranlıkla baktığımız o büyük başarıların, gösterişli hayatların ve parlak fikirlerin arkasında birilerinin yaptığı binlerce ‘sıkıcı’ iş var. O işleri birileri yapmazsa zaten gösterilecek bir başarı da olmuyor. Belki de bu yüzden bizim cümlemiz çok basit: Sıkıcı insanlar dünyayı değiştirir.”
“Boring People’dan çıkan tek bir fikrin insanların aklında kalmasını isteseniz, o fikir ne olurdu?” diye sorduğumuzda ise yanıtı çok net: “Yapacak daha çok sıkıcı işimiz var.”
Sürekli görünür olmaktan yorulduk
“Bence sosyal medya, özellikle de Instagram, işin suyunu çıkardı. Biz bunu yeni keşfetmiş bir nesil olarak biraz da saldırarak kullandık, itiraf edelim. Hayatlarımız giderek bir yarışa dönüştü. Çocuklar okulda, biz işte, evde, mutfakta, hatta özel hayatımızda sürekli bir rekabetin içine girdik” diyen Ersinan’a göre bu görünürlük yarışı artık yormaya başladı: “Pandemi döneminde zirve yapan kendini gösterme sevdası son bir yılda yerini tükenmişlik hissine bıraktı. Yorulduk. Tükendik. Sürekli görünür olmak, sürekli bir şey kanıtlamak artık eskisi kadar cazip gelmiyor.”
Tüketim kültürünün de aynı hızın parçası olduğunu düşünen Ersinan, “Her yıl başka kavramlar moda oluyor, başka modaevleri öne çıkıyor, mücevher markaları yeni bilezikler çıkarıyor… Her şey hızla tüketiliyor; adeta kullan-at düzeni. İlişkiler de bundan farklı değil. Emek yok, uğraşmak yok, didinmek yok. Her şey kolay olsun istiyoruz” diye ekliyor. Ve bu nedenle mahremiyetin yeniden değer kazanacağına inanıyor: “Bir kesim artık bütün bunlardan yoruldu. Şimdi insanlar asaletin biraz gizlilikte, biraz mahremiyette olduğunu yavaş yavaş fark etmeye başladı. Bizde bunun bir rönesans ya da reform etkisi yaratması biraz daha zaman alır. Hâlâ anbean ne yediğimizi, nerede olduğumuzu paylaşmaya doymadık. Ama zamanla mahremiyetin yeniden çekici hâle geleceğine inanıyorum.”
KONFERANSTAN ÇOK ORTAMDA BULUNMAK ÖNEMLİ
“Türkler konferans dinlemeyi çok sevmiyor. Daha çok o ortamda bulunmayı, insanlarla bir araya gelmeyi seviyorlar” diyen Feyzan Ersinan, Boring People için Bodrum’da Formula 1 dünyasının performans koçlarından Nicole Bearne’ün konuşmasından araç simülasyonuna, atölyelerden Telezzüz’ün gastronomi deneyimine uzanan bir kurgu oluşturdu. Şöyle anlatıyor: “İnsanlar gelirken ‘Acaba sıkılır mıyız?’ diye düşünüyordu. Ama 150’den fazla üst düzey ismi Bodrum’da 16 saat boyunca keyifle bir arada tutmak, üstelik her panelin bu kadar yoğun ve interaktif geçmesini görmek benim için büyük bir gururdu. Boring People benim için de büyük bir deneme alanıydı. Başardığımızı düşünüyorum. Tera Holding, Audi, Castrol, Yapı Kredi Özel Bankacılık ve IWC’ye vizyonları için teşekkür ediyorum. Şimdi ikincisi için hazırlıklar başlamış durumda. “
BAŞARISIZLIK DİYE BİR ŞEY YOK
Feyzan Ersinan’ın sorguladığı bir başka kavram da başarı… Şöyle diyor: “Yıllarca Dünya Gazetesi’nde ‘Başarı Öyküleri’ yazdım; yetmişe yakın şirketin hikâyesini anlattım. Yıllar içinde bunların yaklaşık yüzde yedisinin battığını gördüm. Hayat bence başarısızlıklarıyla güzel. ‘Ben başaramadım’ hikâyelerini çok severim. Kendi hayatım bile başlı başına bir başarısızlık öyküsü sayılabilir. Büyük bir imparatorluğun veliahtıyken, ‘Ben sıkıldım, başka bir iş yapacağım’ deyip varını yoğunu satıp sıfırdan başlayana akıllı denir mi? Her yeni kurduğum hayat, bir öncekinin daha iyi versiyonu oldu. Yeter ki korkma. Etik değerlerini kaybetmiyorsan, bu yolda seni kolay kolay kimse deviremez. Benim için başarısızlık diye bir şey yok.”
TÜRK İŞ DÜNYASI ÖRGÜTLENMEYİ UNUTTU
Ersinan, iş dünyasında artan ayrışmaya da dikkat çekiyor: “Türk iş dünyası örgütlenmeyi unuttu. Bence bugün en büyük eksiklik bu. Ben bir yayıncı ve network ajansının sahibi olarak insanları, markaları ve iş dünyasını bir araya getirmeye çalışıyorum. Yaptığımız işin önemli bir kısmı doğru insanları birbirine bağlamak, yeni ilişkiler ve iş birlikleri yaratmak. İnsanların biraz fazla ayrıştığını düşünüyorum. Oysa tam tersine, şimdi daha fazla kenetlenme zamanı. Ali Ağaoğlu’nun bana öğrettiği ve çok sevdiğim bir cümle vardır: ‘Herkesin işi iyi olsun ki ben de iyi olayım.’ Bence biz bu bakış açısını biraz kaybettik. Yeniden öze dönmemiz gerekiyor. Birlikten kuvvet doğar. Biraz sıkıcı bir tabir belki ama her dönemde geçerliliğini koruyor.”