Evler, hayatın temposuna ayak uyduruyor. Çalışma biçimlerimizden kahve alışkanlıklarımıza, dinlenme şeklimizden gündelik rutinlerimize kadar değişen yaşam biçimimiz, evin içindeki düzeni ve beklentilerimizi de dönüştürüyor. Teknoloji bu yeni düzenin neresinde duruyor? Versuni Türkiye Genel Müdürü Esin Karadede sorularımızı yanıtladı.
Son yıllarda evin yalnızca yaşanan bir mekân olmaktan çıktığını görüyoruz. Sizce insanların evleriyle kurduğu ilişkide en büyük değişim ne oldu?
Bence en büyük değişim, evin hayatımızın arka planı olmaktan çıkıp hayatın bizzat kurgulandığı bir alana dönüşmesi oldu. Bugün evde yalnızca yaşamıyor; çalışıyor, dinleniyor, sosyalleşiyor, kendimize zaman ayırıyor ve yeniden dengeleniyoruz. Ev artık ihtiyaçlarımıza göre şekillendirdiğimiz dinamik bir alan.
Bu değişim, evde kullandığımız ürünlere bakışımızı da dönüştürdü. Artık bir ürünün zihinsel yükümüzü nasıl azalttığına ve kişisel ritmimize ne kadar uyum sağladığına bakıyoruz. Kısacası insanlar artık evlerine yalnızca eşya yerleştirmiyor; yaşamak istedikleri hayatı kuruyor.
Akıllı ev teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla evdeki gündelik rutinler de değişti. Sizce ev yaşamını asıl dönüştürecek şey teknoloji mi, yoksa değişen yaşam biçimleri mi?
Bence yönü yaşam biçimleri belirliyor, teknoloji ise bu dönüşümü mümkün kılıyor ve hızlandırıyor. Teknolojinin asıl görevi yeni bir karmaşıklık yaratmak değil, mevcut karmaşıklığı kullanıcıdan almak. İnsanlar rutinlerinden vazgeçmek istemiyor; onları daha az eforla yönetmek istiyor. Bu nedenle geleceği, en fazla özelliğe sahip cihazlardan çok, yaşam ritmine doğal biçimde uyum sağlayan çözümler belirleyecek.
Bugünün tüketicisi satın almadan önce daha fazla araştırıyor ve sizin de söz ettiğiniz gibi hayatına ne kattığını sorguluyor. Versuni olarak bu yeni tüketici profilini nasıl okuyorsunuz?
Bugünün tüketicisi en ucuz ürünü değil, kendisi için en doğru yatırımı arıyor. Teknik özelliklerin ötesinde, “Bu ürün hayatımdaki hangi yükü azaltacak?” sorusunun yanıtını arıyor. Bu nedenle ürün geliştirme sürecini gerçek kullanıcı ihtiyaçlarından başlatıyoruz. Küçük mutfaklarda az yer kaplama, kolay temizlenme, dayanıklılık ve kişiselleştirme gibi beklentileri takip ederek bunları ürünlere taşıyoruz.
İletişim dilinin de değişmesi gerekiyor. Tüketiciye yalnızca bir teknolojinin nasıl çalıştığını değil, temizliğe ayırdığı zamanı nasıl azalttığını veya evdeki bir anı nasıl daha keyifli hale getirdiğini anlatmalıyız. Teknolojinin değeri, gerçek hayattaki karşılığında ortaya çıkıyor.
Türkiye’de özellikle dikkatinizi çeken yeni bir alışkanlık ya da beklenti var mı?
Evde kullandığımız teknolojiler artık yalnızca işlevsel araçlar değil; zevkimizi, yaşam tarzımızı ve nasıl bir atmosfer kurmak istediğimizi de yansıtıyor. Bu nedenle tüketici performansın yanında ürünün rengine, formuna, kapladığı alana ve evdeki diğer objelerle kurduğu uyuma da dikkat ediyor. Türkiye’de bunun en görünür örneklerinden biri “kahve köşeleri”. Eskiden tezgâhın bir köşesine yerleştirilen kahve makineleri bugün salonlarda, çalışma alanlarında veya mutfağın en görünür yerinde sergileniyor.
Bunun yanında Türkiye’de kalite, pratiklik ve dayanıklılığın birlikte talep edildiğini görüyoruz. Yeni premium anlayışını da tam olarak bu bütünlük tanımlıyor.
Kahve artık ülkemizde bir kültür haline geldi. Versuni olarak bu değişimi izlerken özellikle dikkatinizi çeken ne?
Türkiye’de kahve kültürü üzerine yeni katmanlar eklenerek büyüyor. Araştırmalarımız, evlerin yüzde 53’ünden fazlasında geleneksel Türk kahvesi hazırlanırken aynı hanelerde latte, filtre kahve ve soğuk kahve gibi farklı seçeneklere de güçlü bir ilgi olduğunu gösteriyor. En dikkat çekici değişimlerden biri, kahvenin artık günün belirli bir saatine veya tek bir işleve bağlı olmaması. Kahve bazen enerji, bazen kişisel bir mola, bazen de misafirperverliğin dili oluyor. Versuni olarak özellikle kalite ve kolaylığın aynı anda talep edilmesini önemsiyoruz. Türk tüketicisi kafe kalitesini evde istiyor; ancak bunun karmaşık, zaman alan bir süreç olmasını istemiyor. Bu beklenti, kategorideki inovasyonun en önemli itici güçlerinden biri.
Yapay zekâ artık evin içinde de daha görünür halde. Sizce bu gerçekten bir ihtiyaçtan mı doğuyor, yoksa teknoloji şirketlerinin yarattığı yeni bir konfor alanı mı?
Bunu bir “ya ihtiyaç ya da konfor” ikilemi olarak görmüyorum. Gündelik hayatta zaman, dikkat ve karar verme yükü de gerçek ihtiyaçlar. Yapay zekâ tekrar eden seçimleri azaltıyor, kullanıcı tercihlerini hatırlıyor ve daha tutarlı sonuçlar sağlıyorsa gerçek bir ihtiyaca yanıt veriyor demektir.
Bizim için temel ölçüt şu: Yapay zekâ hayatı gerçekten kolaylaştırıyor mu, yoksa yalnızca yeni bir uygulama ve yeni bir ayar mı ekliyor? Tüketiciye fayda sağlamayan teknoloji kalıcı olmaz. En başarılı yapay zekâ, teknolojisini en az hissettiğimiz ama yarattığı kolaylığı en çok hissettiğimiz teknoloji olacak.
Teknoloji bir yandan da hayatımızı daha fazla cihazla ve uygulamayla dolduruyor. Sizce geleceğin evinde gerçekten daha az şey mi olacak, yoksa daha fazla teknoloji mi?
Geleceğin evini ‘daha az eşya, daha çok zekâ ve daha az zihinsel yük’ şeklinde tarif edebilirim. Bence evler görsel olarak daha sade ama işleyiş bakımından daha akıllı hale gelecek. Teknoloji, birbirinden kopuk cihazlar yerine daha bütünlüklü ekosistemler içinde çalışacak. Dolayısıyla hedef evleri daha fazla cihazla doldurmak değil; daha az uğraşla daha iyi sonuç veren bir ortam yaratmak olmalı.
Ev teknolojilerinde sürdürülebilirlik yalnızca enerji tüketimiyle ölçülen bir başlık değil. Tüketicinin sürdürülebilirlik konusundaki beklentilerinde sizce gerçekten bir değişim var mı?
Kesinlikle var. Tüketici artık yalnızca ‘çevreci’ bir söylem duymak istemiyor; bunun somut karşılığını görmek istiyor. Bu nedenle sürdürülebilirliği sonradan eklenen bir özellik değil, tasarımın başlangıç noktası olarak ele almak gerekiyor. Versuni olarak biz de ürünlerimizin kullanım ömrünü uzatmaya, onarımı ve geri dönüşümü kolaylaştırmaya ve geri dönüştürülmüş malzeme kullanımını artırmaya odaklanıyoruz. 2027 yılına kadar yeni ürünlerimizin tamamını döngüsellik ve enerji verimliliği ilkelerine göre tasarlamayı hedefliyoruz.
Kendime ait küçük bir durak…
İş dünyasında sürekli hız ve verimlilik konuşuluyor. Peki sizin hayatınızda “verimli olmak zorunda olmayan” ne var? Size iyi gelen bir ritüeliniz var mı?
Sabah işe başlamadan önce içtiğim espresso benim için kişisel bir ritüel. Günün ilerleyen saatlerinde kahve bazen enerji, bazen ekiple paylaşılan bir mola veya yeni fikirler için bir düşünme alanı olabiliyor. Ama sabahın ilk fincanında herhangi bir sonuç üretmeye ya da o birkaç dakikayı “verimli” hale getirmeye çalışmıyorum.
Bence hayatın her anı performans üzerinden tanımlanmamalı. Bazen birkaç dakikalığına durmak, zihnin kendi ritmini bulmasına izin vermek, sonrasında yaptığımız pek çok şeyden daha değerli olabiliyor. Benim için kahve tam da böyle bir alan açıyor: Acele etmeden güne geçtiğim, kendime ait küçük bir durak.
Önümüzdeki birkaç yıl içinde ev hayatına baktığımızda bugün bize çok sıradan gelen hangi alışkanlığın tamamen değişeceğini düşünüyorsunuz?
Her cihazı her kullanımda ayrı ayrı ayarlama alışkanlığımızın önemli ölçüde değişeceğini düşünüyorum. Yakın gelecekte ev teknolojileri günün saatini, kullanım örüntülerimizi ve kişisel tercihlerimizi öğrenerek uygun seçenekleri kendiliğinden önerecek. Bugün cihazlara komut veriyoruz, gelecekte ise ihtiyaçlarımızı anlayan ve bize seçenek sunan cihazlarla yaşayacağız.