‘Sessizlik’ ve ‘Zamansız’ın ardından ‘İsimsiz’ ile okurun karşısına çıkan Engin Akyürek, edebiyat yolculuğunu yeni hikâyelerle derinleştirmeyi sürdürüyor. Oyunculukla kurduğu anlatı evrenini yazıya da taşıyan Akyürek, gündelik hayatın hızında çoğu zaman gözden kaçan ayrıntıları, insan ruhunun daha kalıcı duygularıyla yan yana getiriyor. Sessizce biriken hikâyelerden beslenen ‘İsimsiz’, aidiyet, yalnızlık, özlem ve zaman gibi temaları, sade ama katmanlı bir anlatım diliyle ele alıyor. Okuru, bu duyguların çevresinde dolaşan zamansız bir iç sorgulamaya davet ediyor.
Yeni kitabının ortaya çıkış sürecinden ilham kaynaklarına, yazarlık serüveninden güncel çalışmalarına uzanan başlıkların ele alındığı bir toplantıda buluştuğumuz Akyürek, kitabına dair heyecanını paylaştı. Biz de Hafta olarak merak ettiklerimizi sorduk.
Siz hem ekranda bir karaktere hayat vererek hikâye anlatıyor hem de masanın başına geçip kelimelerle yeni dünyalar kuruyorsunuz. Biraz başa sararsak, bir kitap yazma fikri aklınızda ilk nasıl filizlendi?
Öncelikle bunun için çok mutlu olduğumu belirtmek isterim. Oyunculuğa devam ederken de yazıyordum ben aslında. Ama bir kitap çıkarma gibi düşüncem yoktu açıkçası. Yazdıklarım bana bir anlam ifade etmeye başladıkça ve bunlar gün geçtikçe çoğaldıkça bunu paylaşmam gerektiğini düşündüm.
Küçük bir düşünce üçüncü kitaba kadar getirdi sizi…
Evet, ‘İsimsiz’ üçüncü kitabım oldu ve şunu söyleyebilirim ki birinci kitabımı çıkarırken üçüncü kitabımı çıkaracağımı hiç hayal etmemiştim. İlk kitabımı çıkardıktan sonra okurlardan gelen o geri dönüşleri almak benim için çok kıymetliydi ve ben de bunu devam ettirdim. Bir kitap kaleme almak ve oyunculuk dışında bir şey yapmak bana gerçekten çok iyi geldi. Görüyorum ki sevdiklerimizle ve arkadaşlarımızla paylaştığımız ortak bir şey de oldu aslında. Benim için gerçekten çok anlamlı.
‘İsimsiz’ sizin için ne anlam ifade ediyor?
Kitabımın benim için en özel anlamı tüm teliflerin Darüşşafaka Cemiyeti’ne gidecek olması. Hikayemin böyle anlamlı bir tarafı da var ne mutlu bana…
Üçüncü eseriniz olmasına rağmen aralarından en dikkat çekici isme sahip olan bu kitap zannediyorum. Neden İsimsiz?
Bu kitap benim son öykülerimden bir tanesiydi… Yazmayı bitirdikten ve okuduktan sonra ismine karar verdim. Gördüm ki bütün hikayelerimin içerisinde ait olmakla ilgili bir durum var ve bu bana isimsizliği çağrıştırdı. Bunu fark ettikten sonra kitabın adının ‘İsimsiz’ olmasına karar verdik.

Peki, kitaplarınızı beyaz perdeye veya dijital platformlara uyarlamak gibi bir düşünceniz var mı?
Aslında kaleme aldığım bazı yazılarımı uzun hikaye olarak düşünmüştüm fakat öykü olarak kaldılar. Belki birkaç tanesi kısa film özelinde olabilir. Ben oynar mıyım bilemiyorum (gülüyor). Belki benim dışımda birileri yazdıklarımı, oradaki hikayeleri keşfeder.
Kitap buluşmanız için dünyanın her yerinden sevenleriniz geldi sizin için. Güney Amerika’dan bile gelen var… Neler hissediyorsunuz?
Dünyanın her yerinden insanların bu buluşmalara gelmesi benim için çok mutluluk verici. Yaptığınız işin dünyanın farklı birçok yerinde karşılık buluyor olması, kitabınızın imza günlerine bile oralardan geliyor olmaları bir Türk oyuncu olarak çok değerli bir şey. Hep söylediğim bir şey var: Önemli olan bunu devam ettirebilmek, o karşılığın devamını sağlayabilmek.
Kaleme aldığınız hikayelerde gündelik hayatın içinde gözden kaçan duygulara ve detaylara odaklanıyorsunuz. Bunları fark edip yazmak sizin için hayatın hızına karşı bir duraklama anı mı oldu?
Umuyorum öyle olur. Yazmaya devam ediyorum. Benim hiçbir zaman bir kitap çıkarayım gibi bir derdim olmadı. Masa başına geçtiğimde yazdıklarım biriktikçe ve o yazdıklarım bir kitap olmayı hak ettikçe paylaşmaya devam edeceğim.
Şu sıralar neler yapıyorsunuz?
Enfes Bir Akşam’ın 2. sezonuna başlayacağız önümüzdeki temmuz ayında. İlk sezonu benim çok kıymet verdiğim ve sevdiğim bir iş oldu; elbette başarılı oldu. Onun için yeni sezon adına çok heyecanlıyım. Şimdilik ona hazırlanıyorum.
