İlk etkinlikten bugüne festivalin değişmeden koruduğu değerler neler oldu? Zaman içinde hangi yönleri değişti, nasıl bir dönüşüm geçirdi?
Kaş Caz Festivali’nin çıkış noktası, müziği bulunduğu coğrafyayla birlikte deneyimlenen bir kültür buluşmasına dönüştürmekti. Sekiz yıl boyunca bu yaklaşımı korumaya özen gösterdik. Samimiyet, nitelikli sanat üretimi ve Kaş’ın ruhuyla uyumlu bir festival anlayışı hala en temel değerlerimiz arasında yer alıyor. Zaman içinde ise programımızı zenginleştirdik; farklı disiplinleri, atölyeleri, söyleşileri ve kültürel keşifleri festivale dahil ederek çok katmanlı bir yapıya ulaştık. Bugün festival sadece konserlerden oluşan bir etkinlik değil, bulunduğu bölgeyle birlikte yaşayan bir kültür platformu haline geldi.
Kaş’ın kendine özgü doğası, tarihi dokusu ve Akdeniz atmosferi festivalin kimliğinde nasıl bir rol oynuyor? Sizce Kaş Caz Festivali’ni benzer etkinliklerden ayıran en önemli özellik ne?
Aslında Kaş bu festivalin sadece ev sahibi değil, aynı zamanda ilham kaynağı. Antik kentleri, denizle kurduğu ilişki, çok kültürlü geçmişi ve doğal güzellikleri programımızın şekillenmesinde önemli rol oynuyor. Festivali başka şehirlerde birebir aynı şekilde gerçekleştirmek mümkün olmazdı. Kaş Caz Festivali’ni farklı kılan şey de tam olarak bu; müziğin mekânla ve hikâyeyle bütünleşmesi. Buraya gelen sanatçılar ve izleyiciler yalnızca konser dinlemiyor, aynı zamanda Kaş’ın kültürel hafızasına da tanıklık ediyor.
Festival programında caz müziğini yalnızca konserlerle sınırlamayıp aslında bir kültürle buluşturuyorsunuz. Bu disiplinlerarası yaklaşımın hem sanatçılar hem de izleyiciler açısından nasıl bir karşılığı olabilir?
Biz cazı zaten doğası gereği farklı kültürlerin, hikâyelerin ve karşılaşmaların müziği olarak görüyoruz. Bu nedenle arkeoloji, tarih ve denizcilik gibi alanlarla kurduğumuz bağ çok doğal gelişti. Bu yaklaşım izleyicilere müziği daha geniş bir perspektiften deneyimleme imkânı sunuyor. Sanatçılar açısından da ilham verici bir ortam yaratıyor. Kaş’ın tarihsel katmanları ve Akdeniz’in kültürel çeşitliliği, festivale gelen herkes için yeni düşünce ve üretim alanları açıyor.

‘Kökler ve Göçler’ teması nasıl ortaya çıktı?
Temanın ismi hem günümüzün hem de Akdeniz coğrafyasının en güçlü hikâyelerinden birine işaret ediyor. İnsanlık tarihi boyunca kültürler hareket ederek, karşılaşarak ve birbirini dönüştürerek gelişti. Müzik de bunun en güçlü örneklerinden biri. Cazın kendisi de göçlerin, kültürel etkileşimlerin ve ortak hafızaların ürünü. Kaş ise tarih boyunca farklı uygarlıkların yollarının kesiştiği bir liman kenti oldu. Bu nedenle tema, hem festivalin bulunduğu coğrafyayla hem de müziğin doğasıyla güçlü bir ilişki kuruyor.
Sanatçı ve etkinlik seçimlerini yaparken hangi kriterleri ön planda tutuyorsunuz?
Öncelikle sanatsal niteliği ve özgünlüğü önemsiyoruz. Bunun yanında seçtiğimiz isimlerin festivalin temasıyla bir bağ kurabilmesine dikkat ediyoruz. Farklı kültürlerden gelen sanatçıların ortak bir diyalog oluşturabilmesi bizim için değerli. Programı oluştururken yalnızca iyi performanslar sunmayı değil, izleyiciler arasında yeni düşünsel ve kültürel karşılaşmalar yaratmayı da hedefliyoruz. Bu nedenle çeşitlilik bizim için bir tercih değil, festivalin temel karakterlerinden biri.
Önümüzdeki yıllarda festivalin gelişimine dair hedefleriniz ve hayalleriniz neler?
Kaş Caz Festivali’ni uluslararası kültür ve sanat ağlarıyla daha güçlü ilişkiler kuran, yıl içine yayılan üretimlere alan açan bir platform olarak geliştirmeyi hedefliyoruz. Genç müzisyenleri destekleyen projeler, sanatçı buluşmaları ve disiplinlerarası üretimler bu vizyonun önemli parçaları olacak. En büyük arzumuz ise festivalin büyürken ruhunu kaybetmemesi; Kaş’ın ölçeğine, doğasına ve kültürel mirasına saygılı bir şekilde gelişmeye devam etmesi. Sekiz yıldır olduğu gibi bundan sonra da müziği, kültürü ve insanları bir araya getiren anlamlı karşılaşmalar yaratmayı sürdüreceğiz.