Bir ülkenin dünyadaki kültürel görünürlüğü, yalnızca sahip olduğu mirasın zenginliğiyle değil, o mirası nasıl anlattığıyla da şekilleniyor. Geleneksel kodları korurken bugünün dünyasına seslenen çağdaş bir dil kurmak, kültürü yalnızca tanıtılan bir değer olmaktan çıkarıp ülkeler arasında kalıcı bir diyaloğun aracına dönüştürebiliyor.
Uluslararası bir kültürel diyalog ve etkileşim platformu olan Cultura Collective de bu anlayıştan hareketle sanat, müzik ve gastronomiyi aynı zeminde buluşturarak Türkiye’nin kültürel birikimini uluslararası alanda farklı bir anlatıyla görünür kılmayı hedefliyor. Bu yaklaşımın nasıl doğduğunu, Türkiye’nin kendini dünyaya anlatırken aşması gereken kalıpları Cultura Collective kurucularından Melec Çakmak ile konuştuk.
Cultura Collective’i kurma fikri tam olarak hangi eksiklikten doğdu? Bugün kültürel diplomasi dediğimiz alanda “Bunu kimse yapmıyor” dediğiniz boşluk neydi?
Ülkemizin tanıtımı için sanat, müzik ve gastronomi alanlarında çok değerli çalışmalar yapılıyordu; ancak bunların tek bir çatı altında, birbirini besleyen disiplinler olarak ele alındığı bütüncül bir yaklaşım eksikti. Türkiye’nin köklü kültürel birikimini uluslararası arenada daha güçlü ve evrensel bir dille temsil etme arzusuyla Monik İpekel ve Murat Aygen ile birlikte yola çıktık. Cultura Collective’i de bu mirası dünyayla buluşturacak bir diyalog zemini oluşturmak için kurduk.
“Kültürleri buluşturmak” son yılların en sık kullanılan ifadelerinden biri. Sizce kültürleri gerçekten bir araya getiren şey sanat mı, yoksa ortak hikâyeler mi?
Bence ikisini birbirinden ayırmak mümkün değil. Ortak hikayeler bizi birbirimize bağlayan hafızayı oluştururken, sanat bu hikayelerin evrensel dile dönüşmesini sağlıyor. Bir resim, bir beste ya da aynı sofrayı paylaşmak; farklı dilleri konuşan insanların bile ortak bir duygu etrafında buluşmasına imkan tanıyor. Bu yüzden Cultura Collective’de sanatı yalnızca estetik bir üretim olarak değil, kültürler arasında diyalog kuran güçlü bir araç olarak görüyoruz.
Türkiye’nin yurt dışında temsili söz konusu olduğunda hâlâ folklor, geleneksel motifler ve nostalji öne çıkıyor. Siz Türk kültürünü neden daha çağdaş bir dille anlatmak gerektiğini düşünüyorsunuz?
Geleneklerimiz ve köklü motiflerimiz, bizim en kıymetli hazinemiz ve sarsılmaz temelimiz. Ancak bu eşsiz mirası, dünyanın bugünkü modern ritmine ve küresel sanat diline entegre ederek sunmanın gücüne çok inanıyoruz. Türk kültürünü çağdaş bir perspektifle yeniden yorumlamak, genç ve dinamik nesiller başta olmak üzere uluslararası kamuoyunun modern dünyayla kurduğu bağa doğrudan hitap etmemizi sağlıyor. Biz köklerimizi sırtımızda taşıyarak, yüzümüzü geleceğe dönüyor ve modern sanat anlayışımızla kültürel zenginliğimizi tüm dünyaya güncel bir dille anlatıyoruz.

Kültürel diplomasi denildiğinde akla genellikle devlet kurumları geliyor. Siz ise bunu sivil bir girişimle yapıyorsunuz. Sivil kültür hareketlerinin bugün devlet diplomasisinin tamamlayıcısı olabileceğine inanıyor musunuz?
Evet, buna yürekten inanıyoruz. Sivil toplumun gücü, bürokrasinin ötesine geçerek insan odaklı, hızlı ve organik bağlar kurabilme kabiliyetinden gelir. Devlet kurumlarımızın küresel çaptaki vizyoner çalışmalarından feyz alarak, birer sivil inisiyatif ve gönüllü olarak sürece dahil olmamız, kültürel köprülerimizin çok daha renkli, kapsayıcı ve kalıcı olmasına büyük katkı sağlıyor.
Davetler ve özel organizasyonlar çoğu zaman “seçkin çevrelere hitap eden etkinlikler” olarak eleştiriliyor. Cultura Collective’in toplumun daha geniş kesimlerine dokunabilmesi için nasıl bir model geliştirmeyi planlıyorsunuz?
Bu eleştirileri önemsiyoruz. Çünkü kültürün gerçek etkisi, yalnızca belirli çevrelere ulaştığında değil, toplumun farklı kesimleriyle buluştuğunda ortaya çıkıyor. Uluslararası arenalarda ve tarihi mekanlarda gerçekleştirdiğimiz üst düzey lansmanlar ve prestij projeleri, platformumuzun küresel ölçekte görünürlüğünü ve etki alanını genişletmek adına önemli kapılar açıyor. Ancak bunları hiçbir zaman nihai hedef olarak görmüyoruz. Önümüzdeki dönemde de bu etkiyi daha kapsayıcı hâle getirecek farklı modeller üzerinde çalışıyoruz. Dijital içerikler, açık katılımlı buluşmalar, eğitim odaklı programlar ve genç yaratıcıları destekleyen projelerle daha fazla insana ulaşmayı hedefliyoruz. Biz Cultura Collective’i sadece etkinlik düzenleyen bir yapı olarak değil, Türkiye’nin çağdaş yaratıcı üretimini görünür kılan ve bu üretime erişimi artıran bir platform olarak görüyoruz. Kapsayıcılık da bizim için davetli listesinden çok, üretilen değerin ne kadar geniş bir kitleye ulaştığıyla ilgili.
Sanatın iyileştirici gücünden çok söz edilir. Siz bunu sosyal faydaya dönüştürmek için sessiz müzayede modelini tercih ettiniz. Sanatın gerçekten toplumsal dönüşüm yaratabildiğine inanıyor musunuz, yoksa bu daha çok farkındalık yaratmakla mı sınırlı kalıyor?
Sanatın sadece farkındalık yaratmakla kalmayıp, toplumsal dönüşümü tetikleyen ve somut yaralar saran en asil güç olduğuna tüm kalbimizle inanıyoruz. Viyana’daki Palais Niederösterreich’te düzenlediğimiz ilk gecede değerli sanatçılarımızın eserlerini sessiz müzayede ile sunarken amacımız tam olarak buydu. Buradan elde ettiğimiz gelirleri Türkiye’deki kıymetli hayır kurumlarına bağışlayarak, sanatın estetik gücünü somut bir sosyal faydaya ve toplumsal dayanışmaya dönüştürmeyi başardık. Sanat köprüler kurar, iyileştirir ve dünyayı güzelleştirir.
Kültür alanında en büyük risklerden biri etkinliklerin bir gecelik heyecana dönüşmesi. Cultura Collective’in yıllar sonra hatırlanmasını sağlayacak kalıcı üretimi sizce ne olacak?
Bizim kalıcı üretimimiz, düzenlediğimiz etkinliklerin ötesinde ortaya koyduğumuz uluslararası kültürel diyalog modeli ve oluşturmayı hedeflediğimiz genç sanatçı ağları olacaktır. Her projemizle birlikte geride kalıcı sergi katalogları, dijital arşivler, ortak sanatsal üretimler ve en önemlisi ülkeler arasında kurulmuş güçlü kültürel ilişkiler bırakmayı amaçlıyoruz. Yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında Cultura Collective’in yalnızca gerçekleştirdiği prestijli etkinliklerle değil; uluslararası kültürel diyaloğa katkı sunan, yeni üretimleri teşvik eden ve farklı disiplinleri bir araya getiren bir platform olarak hatırlanmasını istiyoruz.
Bugün dünyanın pek çok yerinde kültür, aynı zamanda bir ‘yumuşak güç’ aracı olarak kullanılıyor. Sizce Türkiye bu alandaki potansiyelini yeterince değerlendirebiliyor mu? En büyük eksik nerede?
Türkiye, Doğu ile Batı'nın, köklü bir tarih ile modern bir geleceğin buluştuğu; dünyada eşine az rastlanır bir kültürel zenginliğe sahip. Son yıllarda ülkemizin bu alandaki görünürlüğünün artması ve kültürel değerlerini dünyaya daha güçlü şekilde taşıması gerçekten sevindirici. Sinemamızdan gastronomimize, müziğimizden görsel sanatlarımıza kadar birçok alanda uluslararası ölçekte önemli başarılar görüyoruz. Bize göre bundan sonraki en önemli ihtiyaç, bu başarıların daha koordineli, disiplinlerarası ve uzun vadeli bir stratejiyle desteklenmesi. Kültürel diplomasi, birbirinden bağımsız projelerle değil; sanatın, gastronominin, akademinin ve yaratıcı endüstrilerin aynı vizyon etrafında buluştuğu bütüncül bir yaklaşımla çok daha güçlü hale geliyor. Cultura Collective olarak biz de tam bu noktada sorumluluk alıyor; ülkemizin sahip olduğu potansiyeli uluslararası standartlarda, yaşayan ve çok boyutlu projelerle desteklemeyi, kültürel etkimizi daha sürdürülebilir hale getirmeyi hedefliyoruz.
Son yıllarda kültür alanında ‘network’ kurmak, kimi zaman sanat üretiminin önüne geçebiliyor. Cultura Collective’in merkezinde ilişki kurmak mı var, yoksa yeni üretimlerin ortaya çıkmasını sağlamak mı?
Bizim için güçlü ilişkiler amaç değil, yeni üretimlerin önünü açan bir araç. İlişki kurmak ve yeni üretimler ortaya çıkarmak birbirini besleyen doğal bir döngü oluşturuyor. Doğru ve nitelikli ilişkiler, özgün sanat üretimlerinin uluslararası platformlarda hayat bulması için en verimli zemini hazırlıyor. Biz de kurduğumuz prestijli uluslararası ağı, doğrudan sanatçılarımızın ve yeni projelerimizin hizmetine sunmayı önemsiyoruz. Dolayısıyla Cultura Collective'in merkezinde yalnızca network oluşturmak değil; o ilişkiler sayesinde yeni fikirlerin, ortak üretimlerin ve kalıcı kültürel iş birliklerinin ortaya çıkmasını sağlamak yer alıyor.