Büyük bir aşkla bağlı olduğunuz eşiniz bir gün ansızın ortadan kayboluyor ve geriye yalnızca kızına hitaben yazdığı “Protect her/Onu koru” notu kalıyor. Üstelik polis peşinizde; çalıştığı teknoloji şirketinin etrafında ciddi suçlamalar dolaşıyor. Hannah’ın San Francisco’daki sakin hayatı ilk sezonda tam da böyle altüst olmuştu. Kendisine emanet edilen, ancak onu hiçbir zaman tam anlamıyla kabul etmeyen üvey kızı Bailey ile birlikte gerçeğin peşine düşmek zorunda kalmıştı.
İlerleyen bölümlerde Owen’ın aslında başka bir kimlikle yaşayan bir muhbir olduğu ortaya çıkmış, hikâye basit bir kayıp vakasından çıkarak kimlik, sadakat ve hayatta kalma mücadelesine dönüşmüştü.
Aradan geçen zamanın ardından dizi ikinci sezonuyla geri dönüyor. Bu kez zaman atlamasıyla Owen yeniden ortaya çıkıyor. Birlikte kurulamamış bir hayat için ikinci bir şans mümkün mü? Laura Dave’in devam romanı ‘The First Time I Saw Him’e dayanan dizinin yeni sezonunda gerilimin dozu artıyor. Bu kez karşılarında Campanos adlı bir suç ailesi var. Owen’ın bu aileyi çökertmeye yönelik hamlesi, Hannah ve Bailey’yi yeniden hedef tahtasına yerleştiriyor. Bailey’nin “Ondan uzak durmak daha güvenli değil mi?” sorusu sezonun temel çatışmasını kuruyor: Yeniden birleşmek mi, yoksa hayatta kalmak mı?
Jennifer Garner, Angourie Rice ve Nikolaj Coster-Waldau rollerine geri dönerken David Morse da hikâyeye yeniden dahil oluyor. Kadroya katılan Judy Greer, Rita Wilson, John Noble ve Luke Kirby ile yapım, aile dramını organize suç gerilimiyle daha sert bir zemine taşıyor. Soğuk kış günlerinde yüksek tempolu bir gerilim arayanlar için güçlü bir seçenek.