Sportive Genel Müdürü Zeynep Selgur’un davetiyle Rize’de, Kaçkar Dağları’nda ilk kez Kaçkar by UTMB (Ultra-Trail du Mont-Blanc) adıyla düzenlenen ultra maratonu izledim; hatta 4K koşusuna katıldım. Dört kilometreyi sürüne sürüne bitirdim, o ayrı.
Fransa, İtalya ve İsviçre sınırlarında yer alan Mont Blanc’da her yıl düzenlenen, dünyanın en prestijli ve en popüler patika koşusu serisi UTMB, Kaçkar’ı ilk kez geçen yıl takvimine kattı.
Bu yıl yaklaşık 1700 kişinin 100K, 50K, 20K ve 4K parkurlarında; taşlı, bir yanı uçurum olan daracık patikalarda, yaylalarda ve harika ormanlarda koştuğu yarışta, UTMB 100K kadınlar genel klasmanında ikinci olan Beyza Güzel ile tanışma fırsatı bulduk.
Sabahın dördünde yola çıkan başarılı koşucumuzdan, hep gülümseyerek ve kendisiyle dalga geçerek anlattığı 15 saat 18 dakikalık zorlu serüvenini dinledik. Parkur boyunca Rizelilerin büyük sevgisiyle karşılaşan Beyza Güzel, ağustos ayının son haftasında Fransa’nın Chamonix kasabasındaki UTMB World Series finallerinde de yer almıştı.
Kör karanlıkta başlayan koşular sürerken, etkinlik alanındaki müzik ve gürültünün arasında Zeynep Selgur ile dünyada ve Türkiye’de sporu konuştuk.
Sevgili Zeynep Hanım, Kaçkar by UTMB’nin, yani bu ultra maratonun ne olduğunu sizden dinlemek isterim.
Koşu, dünyada yükselen spor trendlerinin başında geliyor ve özellikle pandemi sonrasında önlenemeyen bir ivmeyle büyüyor. Aktif sporun en hızlı büyüyen ve artık en büyük kategorisi koşu. Fakat insanlar uzun süre koştukça bir noktadan sonra alternatif koşu türlerine yöneliyor. İşte “trail” dediğimiz, yüksek irtifada, dağda, tepede yapılan koşu bambaşka bir kategori. Zorlu coğrafyalarda yapılan trail, koşunun ardından dünyada hızla yükselen bir trend.
Bu trend Türkiye’de nasıl?
Türkiye’de yeni yükseliyor. Ama trail için Türkiye’de iki harika coğrafya var. Bunlardan biri Likya Yolu; muazzam ve küresel ölçekte de önemli bir destinasyon. İkincisi ise elbette Karadeniz’deki Kaçkar Dağları. UTMB serisini ultra maratonun Formula 1’i diye tanımlayabiliriz. Dağ ve tepe parkurlarının her yıl bir takvimi oluyor. Spor Bakanlığı da birkaç yıldır Kaçkar’ı bu takvime dahil etmek için uğraşıyordu. Rize yalnızca bir futbol şehri; başka sporların geliştiği bir kent değil. Oysa bu coğrafya trail için çok uygun. Dolayısıyla Spor Bakanlığı çok iyi düşündü ve Kaçkar, 2025’te UTMB takvimine girdi. Bu etap ilk kez Eylül 2025’te, zorlu hava koşulları ve yoğun yağmur altında koşuldu. Bu yıl ikincisi düzenlenen ultra maratonun ana sponsoru spor markası HOKA.
SPORDA ANTALYA AÇIK ARA İKİNCİ
Bu markanın distribütörü olduğumuz için buradayız. HOKA, iki Fransız dağcı Jean-Luc Diard ile Nicolas Mermoud’nun 2009 yılında geliştirdiği bir marka. Maori dilinde “Yeryüzünün üzerinde uçmak” anlamına gelen HOKA, 2013 yılında Amerikan Deckers Brands tarafından satın alındı. Bu satın alma, her türlü sporda lider olan ABD’de markayı uçurdu. Pandemi döneminde bildiğimiz geleneksel spor markaları kendilerini yenileyemezken HOKA; teknolojisi, sağlam altyapısı ve farklı pazarlama stratejisi sayesinde ABD’den başlayarak dalga dalga dünyaya yayıldı. 2018’den beri de UTMB’nin ana sponsoru.
Demin Rize’de futbolun dışında başka sporların pek gelişmediğini söylediniz. Uzun yıllardır perakendede, 12 yıldır da spor sektöründe olan bir isim olarak sizce Türkiye’nin en sportmen şehri hangisi?
Elbette ticaretten tüketime, vergiden spora her alanda olduğu gibi İstanbul birinci. Şimdi İstanbul’u ayıralım, listeye koymayalım. Bir spor şirketinin yöneticisi olarak şunu görüyorum: İstanbul’dan sonra Antalya açık ara ikinci. Nüfusa oranlarsanız aslında birinci.
Bir kere bu şehirde, Türklere kıyasla çok daha fazla spor yapan 100 binin üzerinde Rus yaşıyor. Bunun yanı sıra Antalya, iklimi nedeniyle muazzam spor otellerine ve alanlarına sahip bir şehir. Uluslararası futbol, yüzme, tenis ve bisiklet kampları gibi çeşitli spor organizasyonları var. Kamp altyapısı sayesinde spor turizminin geliştiği bir şehir. Kuşkusuz buraya gelenlerin üst segment, kaliteli ekipmana ihtiyacı oluyor.
Her kategoride farklı şehirler öne çıkıyor. Mesela Trabzon futbolda iyi, Eskişehir ise bir su sporları ve üniversite şehri. Gençlerin spor bilinci hayli gelişmiş.

Şehirlerden bağımsız bir trend de görüyoruz. Artık gençler kendi topluluklarını oluşturuyor; ortak ilgi alanları çevresinde bir araya geliyorlar. Elbette onların spor seyahatleri de oluyor.
İnanmazsın, Türkiye’de o kadar çok koşu kulübü var ki… Dediğim gibi, koşu yükselen bir trend.
Peki Türkiye’nin en az sportmen şehrini sorsam?
Büyüklüğüne oranla kuşku yok ki Gaziantep. Gastronomi şehri olabilir, yeme içme kültürü gelişmiş olabilir ama aktif sporda ne yazık ki çok gerilerde. Spor kültürünün gelişmemiş olması bu kadim şehre hiç yakışmıyor. Bizden bağımsız olarak o şehirde spor adına neler satıldığını elimdeki verilerden görebiliyorum.
BASKETBOL OUT TENİS IN
Koşunun yanı sıra dünyada yükselen trendler neler Zeynep Hanım?
Size ilginç bir şey söyleyeceğim. Tenis hem dünyada hem de Türkiye’de yükselen bir trend. Pazarlamanın çok etkin olduğu bir alan. Wimbledon, Roland-Garros ve US Open gibi turnuvalar, ünlü markaların Hollywood yıldızlarıyla çalıştıkları organizasyonlar.
Bizde ilk 50’ye giren Zeynep Sönmez gerçeği var. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk. Gençler için müthiş bir rol model.
İstanbul’da İBB’nin sayıları giderek artan havuzlarının yanı sıra sayısız spor tesisi var. Verilerden şunu biliyoruz: Tesislerde basketbol artık eskisi kadar ilgi görmüyor ama tenis kortlarında muazzam sıralar var. İBB, basketbol sahalarının hepsini kademeli olarak tenis kortlarına dönüştürüyor. Biz de Türkiye Tenis Federasyonu ile ortak çalışmaya başladık.
Eskiden tenis varlıklıların sporu diye bilinirdi. Bu söyledikleriniz beni hayli şaşırttı.
Çok güzel bir noktaya değindin. 2024’te göreve gelen Türkiye Tenis Federasyonu Başkanı Şafak Müderrisgil sayesinde tenise ve dolayısıyla bu spora başlayan gençlere kaynak sağlayan ciddi projeler devreye girdi. Federasyon, örneğin İş Bankası ile 10 yıllık bir sponsorluk anlaşması yaptı. Spor alt segmente ve geniş kitlelere ulaştıkça sonuç alıyorsunuz. Uluslararası düzeye gelmemiz ciddi bir emek gerektiriyor. Biz de destek olduk; Güneydoğu Anadolu’ya binlerce raket ve top gitti. Elimde Adıyaman ve Kilis köylerinde tenis oynayan kadınların videoları var, sana göndermek isterim.
Bir de voleybol gerçeğimiz var…
Türkiye’de 11 milyon lisanslı sporcu var ama buna satranç da dahil. Satranç fiziki değil, zihinsel bir aktivite. Onu bir yana koyarsak 9 ila 9,5 milyon lisanslı sporcumuz var. Voleybolda 300 bini erkek, 500 bini kız çocuğu olmak üzere 800 bin lisanslı sporcu olduğunu biliyoruz. Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı daha yeni Avrupa şampiyonu oldu. Gençler Filenin Sultanları’na hayran. Aileler de başarılarından etkilenerek çocuklarını bu spora yazdırıyor. Lisanslı kadın sporcu sayısındaki en büyük artış voleybolda. Bunu uluslararası başarılar tetikliyor.
Bilgi vermek adına söyleyeyim: Kadın voleybolcular daha çok göçmenlerin yoğun olduğu bölgelerde yetişiyor. Bunun nedeni fiziki üstünlükleri. İstanbul’da özellikle Rumeli göçmenlerinin yoğun olarak yaşadığı Bayrampaşa, Maltepe ve Kartal, kelimenin tam anlamıyla birer “yetenek havuzu”. Bursa ve İzmir’den de voleybolcular çıkıyor.
BEZOS LIVERPOOL HİSSEDARI OLURSA
Peki futbol hakkında ne söyleyebilirsiniz?
Şöyle bir gerçek var: Dünyadaki en büyük sermaye hâlâ futbolda. ABD’de NBA yok olmayacak ama büyük bir düşüş yaşıyor. Basketbol artık eskisi gibi Amerikalıların olmazsa olmazı değil.
Elbette basketbol yine büyük bir güç ama yüz binlerce izleyicisi olacak, milyonları harekete geçirebilecek yeni bir şeyin sunulması gerekiyor. Romantik bir seçim olmasa da futbol bu ülkede yükselişte. Arkasında büyük bir sermaye ve yol haritası var. Geçen temmuz ayında FIFA Dünya Kupası maçları sona erdi. Ağustos ayında ise dünyanın üçüncü en zengin kişisi, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, İngiliz Liverpool takımından büyük bir hisse satın aldı. Daha yeni başlıyor. Unutmayın, efsane İngiliz futbolcu David Beckham da Inter Miami’nin kurucusu ve ortak sahibi.