Surf punk denen şey, çoğu zaman güneşli bir postcard gibi satılır. Wavves o kartpostalı alıp buruşturuyor, cebine atıyor ve sahneye öyle çıkıyor. Lo fi patlamalar, skate melodileri ve kontrolsüz bir mizah duygusu… Nathan Williams’ın kurduğu evrende, şarkılar hem kaotik hem de beklenmedik biçimde akılda kalıcı. 12 Şubat’ta Blind’da izleyebileceğimiz şey de tam olarak bu. Wavves, bir yandan 2000’lerin DIY punk damarını bugüne taşıyor, bir yandan da kusuru, taşkınlığı ve dağınık ruh halini neredeyse estetik bir manifesto gibi savunuyor. Williams’la İstanbul konseri öncesi konuştuk.
Wavves’in ilk dönemindeki lo fi hissi, sanki bir yatak odasında patlayan bir demo gibiydi. Bugünkü prodüksiyon yaklaşımınla o hissi nasıl dengeliyorsun?
Süreç farklı olabiliyor çünkü eskiden her şeyi tek başıma yapıyordum. Tüm enstrümanlar, tüm prodüksiyon bende olurdu. Ama yaklaşımım temelde aynı. Kafamın içinde birbirine girmiş fikirler arasından en ilginç olanların peşine düşüyorum.
Bu dengeyi bilinçli mi yönetiyorsun, yoksa dönem dönem kendiliğinden mi değişiyor?
Çok düşünmüyorum. Biraz aptal olduğum için, biraz da fazla düşünmenin üretkenliği öldürdüğünü gördüğüm için... Stüdyoya giriyorum, bir şey yapıyorum, sonra bara gidiyorum. Ertesi gün geri dönüp bir şey daha yapıyorum, sonra yine bara gidiyorum.
Wavves’te skate ruhu sadece bir estetik mi, yoksa turne, kayıt ve sahne kararlarının omurgası mı?
Kaykayla büyüdüm. Ama skate ruhu mu, bilmiyorum? Ruhum ne emin değilim. Ruhum kırık, yıpranmış, yaşlı bir adam ruhu. Wavves’in omurgası da hastaneye gidip gelmeler gibi…
Skate kültürü 2026’da, başladığın yıllara göre sence ne ifade ediyor?
Hiçbir fikrim yok. Bu çocuklar şu an kaykayda benim dönemimde imkânsız görünen şeyleri yapıyor. İzlemesi inanılmaz. Ama benim kültürüm evde oturmak, köpeğim ve kedimle takılmak ve şarkı kaydetmekten ibaret. Dışarı çıkınca hep bir belaya bulaşıyorum, o yüzden içeride kalmaya çalışıyorum.
King of the Beach bir dönüm noktası diye anılıyor. 2010’daki Nathan ile bugünkü Nathan karşı karşıya gelse, o albüm hakkında birbirlerine ne konuda itiraz ederlerdi?
Nathan vs Nathan korkunç olurdu. O kadar inatçı ve berbat biriyim ki bunun üretken olacağını sanmıyorum.
Sahnede yıkıcı bir grup olarak anılmak hoşuna gidiyor mu? Yoksa bu etiket bazen melodiyi, sözleri, mizahı gölgeliyor mu?
Etiketler beni rahatsız etmiyor. İnsanlar bir şeyi anlatmak için etiketlemeye ihtiyaç duyuyor. Muhtemelen biraz yıkıcıyız ama aynı anda iki şey olabilirsin. İyi melodiler yazabilirim ve aynı zamanda kaotik bir insan olabilirim.
Streaming çağında lo fi hala bir karşı kültür mü, yoksa artık ana akımın açılıp kapanan bir ayarı mı?
Artık plug in’lerle herkes her türlü sound’u yapabiliyor, o yüzden stüdyo kalitesindeki ses bana hala çok iyi geliyor. Ama kötü, ham sesleri de seviyorum. Genel olarak AI, gerçek olanla olmayanın sınırlarını bulanıklaştırdıkça insanlar kusurlarla daha çok bağ kuracak. Hayatta mükemmel hiçbir şey yok ve ruhu olan hiçbir şey mükemmel değil. İnsanların en çok ilişki kurduğu şey, genelde senin bozuk tarafların.
Türkiye’den ya da İstanbul’dan dinlediğin bir şey var mı?
Sanmıyorum. Belki oradayken biri bana bir şeyler önerir.
Yeni bir şehre gittiğinde mutlaka tatmak istediğin bir şey ya da görülmesini istediğin bir yer olur mu?
Genelde yerel yemeği denemek isteriz.
Wavves’in geleceğini düşündüğünde seni en çok ne heyecanlandırıyor?
Gelecek beni korkutuyor.
İstanbul konserinde bizi ne bekliyor?
Bir grup aptalın şarkılar çalması ama muhtemelen yıl boyu yaşayacağın en eğlenceli gece…
Wavves, 12 Şubat’ta Blind’da izleyicilerle buluşacak.