Ne zordur insanın çok değer verdikleriyle tartışması… En sevdiği eşiyle, dostuyla, arkadaşıyla ayrı düşmesi…
Bazen bir cümle eksik kalır, bazen niyet yanlış anlaşılır, bazen de söylenenler yarım kalır. Ve bir anda ortalık buz keser. Önce sessizlik çöker ortama. Ardından duygular devreye girer. Kırgınlıklar, üzüntüler, öfkeler…
Bir süre sonra karşıdaki insan, en güvendiğiniz kişi olmaktan çıkar. Sanki sizi hiç anlamayan, hatta size karşı duran biri halini alır. Oysa çoğu zaman iki taraf da aynı ihtiyacı sessizce haykırıyordur: “Önemsenmedim.”
Yani derinlerde aslında şunu söylüyordur: “Yeteri kadar sevilmiyorum.”
İnsanın en önemli ihtiyacıdır önemsenmek; sevildiğini, var olduğunu bilmek.
Bu ihtiyaç giderilmediğinde kendini güvende hissetmez ve çatışmalar başlar.
İş hayatında çatışmayla karşılaşıldığında durum çok daha zordur. Bu kez karşınızda birlikte çalışmak zorunda olduğunuz çalışma arkadaşınız veya yöneticiniz vardır. Aynı masada oturmak, aynı projede yer almak, aynı koridorda karşılaşmak zorundasınızdır. Profesyonelce hareket etmek durumundasınızdır.
Hele bir de yöneticiyseniz… Sorumluluğunuz daha da artar. Konuşmama, yok sayma, görmezden gelme lüksünüz yoktur. Yine de birçok insan gerek iş hayatında gerekse özel hayatta, zor konuşmalardan kaçar.
“Şimdi konuşursam olay büyür.”
“Zamanla düzelir.” diye düşünür.
Aslında reddedilmekten, anlaşılmamaktan, zayıf görünmekten korkar insan.
Halbuki tartışmaların ardından konuşmamanın bedeli ağırdır.
Konuşma ertelendikçe küçük problemlerin yerini büyük sorunlar alır. Bitmek bilmeyen dedikodular başlar. Birbirinin başarısızlığından gizli bir memnuniyet duyanlar artar. Hiç olmadık yerde kusur aramalar, her davranışı birbirine batanlar… Kutuplaşmalar... Güven gitgide zedelenir. Ve en sonunda ilişki, yavaş yavaş zehirlenir. Üretmeye, birbirine değer katmaya harcanması gereken enerji, dedikodulara ve olumsuzluklara yenik düşer.
Bunu önlemenin yolu lider olabilmekten, gerçek bir lider gibi davranmaktan geçer.
Liderlik korkusuz olmak değildir. Reddedilmek, zayıf görünmek gibi korkularla karşılaşıldığında onu yönetebilecek beceriyi gösterebilmektir.
Net, dürüst ve açık iletişimle insanlara güven vermek; o güven sayesinde harekete geçmelerini sağlamaktır.
“Tartışma” kelimesinin İngilizce karşılığı “argument”dır. Bu kelimenin Latince kökenine baktığınızda karşınıza ilginç bir anlam çıkar: Parlatmak, aydınlatmak…
Yani tartışmaların asıl amacı kırmak, yıkmak ya da kazanmak değildir. Aksine, meseleyi daha görünür kılmak, bulanık olanı netleştirmek ve olanı daha iyi hale getirmektir.
Zor konuşmaların amacı kimin hatalı olduğunu bulmaya çalışmak değil, ortak çözüme giden yolu birlikte keşfetmektir.
Suçlamalara ya da hayal kırıklıklarına takılıp, duyguların esiri olmak kolay olanı seçmektir.
Asıl mesele, konuşmayı yeniden çözüme ve gelişmeye bağlayabilmektir.
Bir konuşmanın etkili olabilmesi için beklentilerin ve mevcut durumun açıkça ortaya konması gerekir. Konuşmayı neden yaptığınızı ve sonunda neyi hedeflediğinizi net olarak bildiğinizde, karşı taraf da kendini daha güvende hisseder. Belirsizlik kaygı yaratır; netlik ise ilerlemenin önünü açar.
Konuşmanın sonunda, bir sonraki adımda ne olacağı konusunda taraflar aynı noktada buluşmaya çalışmalıdır. Ortak bir taahhüt, güveni pekiştirir ve söylenenlerin hayata geçmesini sağlar.
Çatışmaların, tartışmaların, problemlerin hiç yaşanmadığı ilişkiler sağlıklı değildir.
Sağlıklı olan; bu zorluklardan kaçmamak, onları yok saymamak ve suskunlukla büyütmemektir.
Suçlamalara ya da hayal kırıklıklarına takılıp, duyguların esiri olmak kolay olanı seçmektir.