Müze Gazhane’de, sanatın dönüştürücü gücünü hayvan hakları savunuculuğuyla buluşturan ‘Barı-n/m-ak’ sergisi açıldı. Küratörlüğünü Hicran Aksöz’ün üstlendiği sergide 27 sanatçı, izleyiciyi kentte birlikte yaşam, barınma hakkı ve türler arası dayanışma üzerine düşünmeye davet ediyor. İBB Kültür ve İBB Miras tarafından gerçekleştirilen sergi, 31 Ağustos’a kadar açık. Sergi sonunda, eserlerden sağlanan destekle ‘Beşiktaş Belediyesi Barınakları ve Angels Farm’ın acil ihtiyaç listelerindeki malzemeler doğrudan temin edilecek. Sergiyi, küratörle konuştuk.
Hayvanların barınma hakkını konuşmak sizce neden bugün kritik?
Son iki yılda yaşanan yasal değişimler ve barınak krizleri, bu soruyu her zamankinden daha kritik hâle getiriyor. Başlıktaki o küçük tire gibi, yasa ile gerçeklik arasında kapanması zor bir boşluk oluştu. 2024 yazında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu değişikliği (7527 Sayılı Kanun), sahipsiz hayvanların barınaklara yerleştirilmesini zorunlu kıldı.
Geçen yıl Ankara, Bursa ve Osmaniye’de ortaya çıkan görüntüler, sistemin çaresizliğini ve trajedisini gözler önüne serdi. 2025’te Anayasa Mahkemesi’nin yasayı iptal talebini reddetmesi ise bu belirsizliğin ne yazık ki devam edeceğini gösteriyor. Bu noktada, serginin sorguladığı şey tam da bu: Barınma hakkı sadece bir çatı meselesi değil, aynı zamanda bir şehir tasarımı ve toplumsal vicdan meselesidir. Yaşam hakkı tüm canlıların en temel ortak paydasıdır; her canlının nefes alabileceği, susuz kalmayacağı ve güvende olacağı bir alana ihtiyacı vardır. Bugün bu konuyu konuşmak kritik çünkü konuşmazsak, bu hayvanlar için hem barınak hem de barınma umudu tamamen kaybolabilir.
Barınmak güvende hissetmektir…
Sergide sizi şaşırtan ortak duygu ne oldu?
Serginin neredeyse tamamının mevcut eserlerden oluşan bir seçki olmasına rağmen, sanki her biri doğrudan bu tema için üretilmiş gibi bir bütünlük yakalıyor. Sanatçılara projeyi ve kavramsal çerçeveyi anlattık, mevcut işleri arasından bu sorgulamaya yanıt verecek olanları teklif etmelerini istedik. Başlık, işlerin içindeki ortak duyguyu açığa çıkardı. Ayrıca, sanatçıların teklife verdikleri yanıtların hızı ve samimiyeti de beni şaşırttı. Bu, konunun sanatçıların vicdanında ne kadar derin bir yer tuttuğunu gösteriyor. Sanki hepsi bu sergiyi bekliyormuş gibiydi. Bu kolektif ve içten yanıt, projenin en değerli çıktılarından biri oldu.
Sizce sokak hayvanları için bugün eksik olan hangisi; barınak mı, barınmak mı?
Maalesef her ikisi de, ama kronolojik ve eylemsel olarak cevap vermek gerekirse: Önce barınma eyleminin kendisini ve bu eylemi mümkün kılacak anlayışı kaybettik, ardından da bu kaybı barınaklarla telafi edemiyoruz. Barınmak, sadece bir çatı altında olmak değildir; güvende hissetmek, rahatsız edilmemek, susamamak, bir topluluğun parçası olmaktır. Bugün bir sokak hayvanı için bu eylem neredeyse imkânsız. Çünkü kentlerimiz onları dışlayacak şekilde tasarlanmış durumda. Bir canlının barınması için fiziki bir barınağa ihtiyacı var. Ama fiziki barınaklar olmadan barınmak da mümkün değil. Bugün en büyük eksik, bu ikisini birleştirecek bütüncül bir kent politikasının olmaması. Acil ihtiyaç ise acilen kapasite artırımı ve mevcut barınakların insani koşullara kavuşturulmasıdır.

Birlikte yaşanabilecek şehir tasarımı
Şehirler hayvanlarla birlikte yaşamayı unuttu mu?
Aslında hiçbir zaman unutmadı. Bugün birçok insan, evinde bir kediye, köpeğe, canlıya kapı açıyor; apartmanının önüne su koyuyor; sokaktaki canları besliyor. Bu çaba var ve giderek büyüyor. Asıl sorun, şehirlerin fiziksel yapısının bu birlikteliği giderek zorlaştırması. Bu noktada kritik bir ayrım yapmak gerekiyor: Toplatmak ile barınma hakkını ellerinden almak aynı şey değil. Bir hayvanın sokaktan alınarak barınağa götürülmesi, eğer barınak koşulları yetersizse, ne yazık ki onun barınma hakkını elinden almak anlamına geliyor. Oysa asıl ihtiyaç, hayvanları toplayıp ortadan kaldırmak değil; onlarla birlikte yaşamayı mümkün kılacak bir şehir tasarımıdır.
KUTU:
Sergi, kültür-sanatın dönüştürücü etkisini görünür kılıyor
Merve Gedik - İBB Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Başkanı
Kültür ve sanatın en önemli gücü, farklı insanları ve farklı meseleleri ortak bir zeminde buluşturabilmesidir. Ancak bugün bunun bir adım ötesine geçerek toplumsal faydaya doğrudan katkı üreten modellerin daha da önem kazanacağını düşünüyoruz. Müze Gazhane’deki ‘Barı-n/m-ak’ sergisi bu açıdan çok değerli bir örnek. Eserlerin, sergi sonrasında hayvanların yaşam koşullarını iyileştirecek somut bir desteğe dönüşmesi, kültür sanatın dönüştürücü etkisini görünür kılıyor. İBB Miras olarak biz de kültürel miras alanlarını karşılaşmaların, dayanışmanın ve kamusal faydanın üretildiği alanlar olarak görüyoruz. Bu ortamların çoğalması, hem kültürel yaşamı güçlendiriyor hem de kentteki toplumsal dayanışmayı besliyor.
