‘Game of Thrones’ evreninin 200 yıl öncesinde geçen ve George R.R. Martin’in ‘Fire & Blood’ kitabından uyarlanan dizi, üçüncü sezonunda hikâyesinin en kritik noktasına ulaşıyor. İlk iki sezon boyunca yaklaşan savaşın gölgesinde entrikalar, ihanetler ve güç mücadeleleri izledik. Rhaenyra Targaryen ile Alicent Hightower arasındaki dostluğun düşmanlığa dönüşmesi, Demir Taht için verilen mücadelenin merkezine yerleşti. Şimdi ise bekleyiş sona eriyor. Westeros’un kaderini değiştirecek Ejderhaların Dansı tüm şiddetiyle başlıyor. Büyük deniz savaşları, kanlı hesaplaşmalar, siyasi oyunlar ve ejderhaların gökyüzünü ateşe vermesiyle birlikte dizi hazırlık aşamasından gerçek savaşa geçiyor. ‘House of the Dragon’, üçüncü sezonunda Westeros’un kaderini değiştirecek. Dizinin yıldızları Matt Smith, Emma D'Arcy, Ewan Mitchell, Gayle Rankin, Steve Toussaint ve Abubakar Salim yaklaşan büyük hesaplaşmayı anlattı.
Rhaenyra için yas, hırsını besleyen bir güç
Emma D’Arcy / Rhaenyra Targaryen

Rhaenyra üçüncü sezona nasıl bir ruh hâliyle giriyor?
İkinci sezonun sonunda Mysaria ile kurduğu ittifak, Rhaenyra’nın daha iş birlikçi bir liderlik anlayışı geliştirmesine yardımcı oluyor. Bu nedenle üçüncü sezona daha özgüvenli bir şekilde giriyor. Hem siyasi sezgilerine hem de liderlik becerilerine daha fazla güveniyor ve artık konseyi tarafından eskisi kadar sınırlandırılmış hissetmiyor.
Kendine daha çok güveniyor olabilir ama Jace için duyduğu endişe hâlâ en büyük korkularından biri değil mi?
Ne kadar özgüvenli olursa olsun, aynı zamanda hem bir anne hem de bir hükümdar olmanın yükünü taşıyor. Çok fazla ayrıntı vermeden söyleyebilirim ki bu sezonun önemli meselelerinden biri, dikkatinin sürekli farklı yönlere çekilmesi. Trajediler yaşandığında insanların kendilerini suçlama eğilimi olur ve bu durum Rhaenyra için de oldukça önemli bir yer tutuyor.
Rhaenyra’nın yasla kararlılık arasında gidip gelen birçok yönünü gördük. Oynaması en zor tarafı hangisi?
Açıkçası bu iki tarafı birbirinden ayırmıyorum. Rhaenyra için yas, hırsını besleyen bir güce dönüşüyor. Bu yüzden çoğu zaman iki duyguyu aynı anda oynamanız gerekiyor. Beni en çok etkileyen şey ise kraliyet ya da siyasi ailelerde mirasın çok daha kamusal bir anlam taşıması. Birisi öldüğünde adı tarihin parçası hâline geliyor ve o kişinin hatırasını yaşatma isteği, hırsı besleyebiliyor. Yas ve hırs arasındaki bu ilişkiyi son derece ilginç buluyorum.
En büyük korkusu ne?
Bence en büyük korkusu ailesine zarar gelmesi.
Üç sezon boyunca unutamadığınız sahne hangisi?
Favori seçmekte pek iyi değilim ama sık sık düşündüğüm sahnelerden biri düğün sırasında tüm ailenin bir arada olduğu büyük sahne. Yine de en sevdiğim anlardan biri, birinci sezon finalinde Daemon’un Rhaenyra’ya oğlunun öldüğünü söylediği sahneydi. O gün sette kamera, oyunculuk ve teknik ekip kusursuz bir uyum içindeydi. Bir sette en çok heyecan duyduğum anlar bunlar.
Rol arkadaşınızdan neler öğrendiğinizi sorsam?
Son beş yılda Matt’ten çok şey öğrendim. Beni en çok etkileyen şeylerden biri, son derece teknik ve kısıtlayıcı bir ortamda bile doğallığa ve sürprizlere alan açabilmesi. Bunu yaparken de kimsenin işini aksatmıyor. Oyunculukta spontane anlar yaratmanın ne kadar önemli olduğunu ondan öğrendim.
Kontrolü kaybetmek istemiyor
Matt Smith / Daemon Targaryen

Rhaenyra ve Daemon arasında hâlâ aşk var mı?
Kesinlikle var. Sonuçta daha yeni evlendik.
Daemon’un en büyük korkusu ne?
Kontrolü kaybetmek. Sanırım derinlerde yatan en büyük korkusu bu. Tabii Caraxes’e bir şey olmasını da hiç istemez. O durumda tamamen kontrolden çıkardı. Sonuçta ejderhası olmadan ne yapacak? Elinde kılıçla dolaşan huysuz bir adamdan ibaret kalırdı.
Üçüncü sezondasınız. Karakterin sizi hâlâ şaşırtan yönleri neler?
Bir oyuncu olarak peşinde olduğum şeylerden biri her zaman sürprizdir. Hem kendinizi şaşırtmak hem de karakteri öngörülemez tutmak istersiniz. Bu benim ilk uzun soluklu rolüm ve karakteri daha iyi tanıdıkça onu yeni durumların içine koyup nasıl tepki vereceğini görmek hâlâ heyecan verici geliyor. Daemon’u ilginç kılan şeylerden biri de yaptıklarının doğru olduğuna gerçekten inanması. Verdiği kararların çoğunu kendi bakış açısından iyi niyetle aldığını düşünüyor. Bence onu tehlikeli yapan da bu. Günümüz dünyasında da bunun örneklerini görebiliyoruz. Bir oyuncu olarak zamanla karakterinizi savunmaya başlamanız da kaçınılmaz oluyor çünkü sürekli onun mantığını ve olaylara bakış açısını anlamaya çalışıyorsunuz.
En sevdiğiniz Daemon-Rhaenyra sahnesi hangisi?
Benim için Cobblestone sahnesi. Ama Emma’nın bahsettiği sahneye de katılıyorum. Herkesin aynı amaç için çalıştığı anları seviyorum.
Büyük savaş sahnelerini çekmek eğlenceli mi?
Evet. Oyunculuk bazen çocukken oynadığımız hayal oyunlarına benziyor ve bunun çok keyifli bir yanı var. Çamurun içinde yuvarlanmak, üzeriniz kan içindeyken kılıç sallamak kesinlikle eğlenceli. Ama bu sahneleri mümkün kılan asıl kişiler dublör ekipleri.
Yıllardır birlikte çalışıyorsunuz. Birbirinizden neler öğrendiniz?
Emma'dan çok şey öğrendim. Özellikle hazırlık sürecindeki titizliği inanılmaz. Sete geldiğimizde sahnenin neye hizmet ettiğini, hikâyede nereye oturduğunu ve dramatik olarak neyi başarması gerektiğini çok net biliyor oluyor. Bu da her çekimde büyük bir tutarlılık ve hassasiyet sağlıyor. Açıkçası Emma’yı çalışırken izlemek, Wimbledon’da Roger Federer’i izlemek gibi. Sahnenin duygusal gerçeğine anında ulaşabilme yeteneği gerçekten çok özel bir yetenek.
En büyük sorunu yetersizlik korkusu
Ewan Mitchell / Aemond

Aemond bu sezon hem gücünü hem de kimliğini sorguluyor gibi görünüyor. Onun yaşadığı iç çatışmanın temelinde ne yatıyor ve karakter hakkında zamanla daha iyi anladığınız şey ne oldu?
Kesinlikle. Özellikle 2. sezonun sonunda dragonseed’lerin ortaya çıkmasıyla birlikte Aemond kendisini zor bir durumda buluyor. Artık sayıca ve güç olarak dezavantajlı olduğunu biliyor. Bu yüzden daha stratejik davranmak zorunda ve sezon ilerledikçe çaresizliğinin arttığını göreceğiz. Bunun büyük bir kısmı egosu kaynaklı. Aynı zamanda Westeros’un en büyük ejderhasına sahip olmanın getirdiği sorumluluk da var. Aemond, bu gücü kullanabilecek kişi olarak görülmek istiyor; eğer bunu başaramazsa kendisini yetersiz hissediyor. Özünde zirvede olmak ve Daemon Targaryen’i yenmek istiyor. İlk iki sezonda onu daha çok ailenin dışlanmış üyesi olarak görüyordum. Ancak bu sezon onun farklı yönlerini keşfetme fırsatı buldum. Annesiyle ilişkisini, egosunu ve büyürken yeterince sevildiğini hissetmemesini daha iyi anladım. Bence Aemond’un bu kadar sevilen bir karakter olmasının nedenlerinden biri de bu; insanlar onun sevgiye ne kadar aç olduğunu ve bunu ne kadar umutsuzca aradığını görebiliyor. Aemond aslında çevresinin şekillendirdiği bir karakter ve 3. sezonda yaşadıkları bu bakış açısını sorgulamasına neden oluyor. Bu sezon onu Harrenhal’da görmek de bu açıdan oldukça ilginç olacak.
Karanlık bir karakteri oynamak eğlenceli mi?
Sanırım ailem için daha çok şok edici. Hatta en büyük sürprizlerden biri, 2. sezondaki çıplak sahnemi anneme söylememiş olmamdı. Bölümü birlikte izlerken öyle bir tepki verdi ki, eminim komşular da duymuştur.
Bu noktada Aemond için aile ne ifade ediyor?
Oldukça karmaşık ve sorunlu bir aileden bahsediyoruz. Aemond’un da ailesindeki herkesi ve onların motivasyonlarını tam olarak anladığından emin değilim. Annesini gerçekten sevdiğini düşünüyorum, belki biraz fazla bile. Kardeşi Aegon’a karşı da bir bağlılığı var. Ancak geçmişte Aegon’a ve Lucerys’e yaptıkları hâlâ onun üzerinde bir yük oluşturuyor. Aemond tüm bu yükleri taşıyor ve bunları paylaşabileceği, onu anlayabilecek birini arıyor.
Aemond, ejderha Vhagar’ı hiç sahiplenmeseydi nasıl biri olurdu?
Bence Vhagar’ı aramasının nedeni bile çocukken maruz kaldığı zorbalık ve kendini kanıtlama isteğiydi. Eğer Vhagar olmasaydı, belki Dorne’da bir sahilde oturup şarap içiyor olurdu. Ya da Oldtown’da kitaplarla dolu bir kütüphanede sakin bir hayat sürüyor olurdu. Açıkçası kulağa oldukça güzel bir alternatif hayat gibi geliyor. Belki de Aemond’un gerçek hayali budur. Sevdiği insanlarla birlikte bir sahilde oturup huzurun tadını çıkarmak.
Tarih boyunca güçlü kadınlar ‘cadı’ olarak damgalandı
Gayle Rankin / Alys Rivers

Alys Rivers’ın gizemli geçmişi hakkında yapım ekibiyle konuşma fırsatınız oldu mu?
George R.R. Martin’le konuşma fırsatım olmadı ama kitap bana çok şey verdi. Alys son derece gizemli bir karakter ve bu da onu keşfetmek için büyük bir alan açıyor. Ryan Condal, Sara Hess ve senaristlerle birlikte Alys’in kim olduğunu, kitaba nasıl sadık kalabileceğimizi ve karakteri nasıl geliştirebileceğimizi uzun uzun konuştuk. Bu süreç benim için harika bir işbirliğiydi.
Karakterinizin yaklaşan kaosta hayatta kalmasını sağlayacak en önemli özelliği ne?
Cadı olması. Sanırım Alys’in sahip olduğu güçleri daha fazla kabul etmesi ve onlara güvenmesi gerekecek. Bu büyük bir sorumluluk ama giderek bunu benimsemeye başladığını düşünüyorum.
Alys’in herkesten daha fazlasını biliyor gibi görünmesi büyüden mi kaynaklanıyor, yoksa güçlü sezgilerinden mi?
Bence ikisinin birleşimi. Ama buna bir şey daha eklerdim: olağanüstü bir kadın sezgisine sahip. Bu çok güçlü bir özellik. Tarih boyunca kadınlar, sıra dışı bir sezgiye, bilgiye ya da güce sahip olduklarında çoğu zaman ‘cadı’ olarak damgalandılar. Alys’te de bunun izlerini görüyoruz.
Corlys artık mirasına farklı gözle bakıyor
Steve Toussaint / Corlys Velaryon

Battle of the Gullet, kitabı okuyanların en çok beklediği olaylardan biri. Bu büyük savaşın çekimleri nasıldı ve su üzerinde çalışmanın en büyük zorlukları nelerdi?
Sete adım attığınız anda etkilenmemek mümkün değildi. Üzerine çıkabildiğimiz, halatlardan sarkabildiğimiz üç büyük gemi inşa edilmişti ve bu, kendinizi gerçekten o dünyanın içinde hissettiriyordu. Ancak çekimler başladığında etrafınızı dublörler sarıyor, üzerinize su jetleri ve su topları ateşleniyordu. Özellikle suyla çalışmak zordu; hem içgüdüsel tepkilerinizi kontrol etmeye hem de karakterde kalmaya çalışıyorsunuz. Uzun saatler suyun içinde kalan ekip için de oldukça yorucuydu.
Corlys geçmişte çocuklarına karşı yaptığı hatalara bugün nasıl bakıyor ve nasıl hatırlanmak isterdi?
Kesinlikle pişmanlık duyuyor, geçmişteki hatalarını kabul ediyor, oğullarından özür diliyor ve daha iyi bir baba olmaya çalışıyor. Yaş aldıkça mirasına da farklı gözle bakmaya başlıyor; yıllarca görmezden geldiği oğullarının değerini daha iyi anlıyor. Yolculukları ve başarıları kimliğinin önemli bir parçası olsa da, bence en çok ailesi ve çocuklarıyla hatırlanmak isterdi. Sonuçta geride bıraktığı en değerli mirasın onlar olduğunu düşünüyor.
Sizce ‘House of the Dragon’ nasıl izleyicilerle bu kadar güçlü bir bağ kuruyor?
Katılıyorum. İyi dramalar her zaman insan doğasına dayanır. Bu hikâyede kesin çizgilerle ayrılmış kahramanlar ya da kötü karakterler yok. Herkes hata yapan ve seçimleriyle yaşayan insanlar. İzleyicilerin karakterlerle bağ kurabilmesinin nedeni de bu. Tabii ejderhaların da katkısı büyük.
Acımasız ve bencil bir dünyada, karakteriniz bize dürüstlük ve onur hakkında ne öğretebilir?
Benim için bu karakterler görev duygusunu, sorumluluğu ve başkalarını düşünmenin önemini hatırlatıyor. En sevdiğim yanları ise hatalarını kabul edip değişebilmeleri. Kendilerini sorgulayabiliyor, öğrenebiliyor ve gelişebiliyorlar. Bu da onları ilgi çekici kılıyor.
Savaş Alyn’i bambaşka birine dönüştürüyor
Abubakar Salim / Alyn Velaryon

Büyük savaşın çekimlerini size de sormak isterim. Battle of the Gullet çekimleri nasıldı?
Çok çılgın ve kaotik bir süreçti. Her şeyin önceden planlandığı gibi işleyeceğini düşünüyorsunuz ama sete çıktığınızda kendinizi gerçek bir savaşın içinde buluyorsunuz. Su üzerindeki sahnelerde en büyük zorluk ise mümkün olduğunca o suyu yutmamaya çalışmaktı. Neyse ki ekip güvenlik konusunda son derece titizdi. O kaosun içinde tek beklediğiniz şey bir noktada ‘kes’ komutunun gelmesi oluyor.
Alyn artık Corlys’i nasıl görüyor?
İlk iki sezon boyunca Corlys, Alyn için bir baba, mentor ve kahraman figürü olarak farklı anlamlar kazanıyor. Ancak savaşın ardından bu ilişki önemli ölçüde değişiyor. Yaşadığı travma Alyn’i derinden etkiliyor ve onu bambaşka birine dönüştürüyor. Bu kırılma noktası yalnızca Corlys’e değil, çevresindeki siyasi düzene bakışını da değiştiriyor.
Sizce ‘House of the Dragon’ izleyicilerle nasıl bu kadar güçlü bağ kuruyor?
Çünkü hikâye özünde aile ilişkileri ve insan çatışmaları üzerine kurulu. Ejderhalar ve savaşlar olsa da, izleyiciler karakterlerin yaşadığı duygulara ve aile içi sorunlara kendilerinden bir şeyler bulabiliyor.
Bu hikâyede gerçek kahramanlar da kötü karakterler de belki de yok. Acımasız dünyada, karakteriniz bize dürüstlük ve onur hakkında ne öğretebilir?
Bence en önemli tema kefaret ve değişim. İnsanların hatalarından dönmesi ve kendilerini geliştirmesi her zaman mümkün. Alyn’in hikâyesi de bunun iyi bir örneği.