Günümüzde insanların yaşadığı en büyük yanılgılardan biri -hatta belki ilk sırada geleni- hayatta problemlerin olmaması gerektiğine inanmaktır.
Sanki doğru insan olursak, doğru kararlar verirsek; yeterince çalışır, yeterince iyi niyetli davranırsak… Hayat problemsiz akıp gidecektir.
Sorunsuz… Pürüzsüz… Hatasız…
Oysa hayat, bu düşüncenin tam tersini sürekli olarak bize fısıldar.
Problemler, hayatın arızası değil; insanı geliştiren, olgunlaştıran, dönüştüren asıl ham maddesidir.
Neye inanırsanız inanın -Tanrı’ya, evrene, kadere- hayatın değişmeyen kurallarından biri şudur:
Kim olursanız olun, ne kadar inançlı olursanız olun problemlerle karşılaşırsınız.
Servet sahibi olmak, zeki ya da çok iyi eğitimli olmak; deneyim kazanmış, yaş almış olmak bu gerçeği değiştirmez.
Bunu en yalın haliyle anlatanlardan biri, pozitif düşünce üzerine yazdığı kitaplarla tanınan Norman Vincent Peale’dir. Peale bir konuşmasında şöyle der:
“Problemi olmayan insanlar mezarlıkta bulunanlardır.”
Dünyanın en zengin insanı olabilirsiniz; sağlığınızla başınız derde girebilir. Dünyanın en akıllısı, en başarılısı olabilirsiniz; yine de yanlış kararlar verirsiniz. İş sahibiyseniz bir çalışanınız hata yapar veya en iyi müşterinizi kaybedersiniz. Ebeveynseniz bir gün ya da her gün çocuğunuz istediğiniz gibi davranmayabilir. Yöneticiyseniz ekibinizden biri sizi yarı yolda bırakabilir, yıl sonu hedeflerini tutturamayabilirsiniz, işinizi kaybedebilirsiniz.
Hayatta var olmak… Karar almak, ilişki kurmak, üretmek isteyen insanın kaçınılmaz sonu problemlerle karşılaşmasıdır.
İşte bu noktada bireyi lider haline getiren “Benim başıma bu problemler neden geliyor?” diye yakınmak yerine değişime, dönüşüme yönelten soruları sorabilme cesaretini gösterebilmektir:
1) Şu ana kadar yaptıklarımın tam tersini yaparsam sonuç ne olur?
İnsanı problemle karşılaştığında gelişime götüren yol, güvenli alanının dışına çıkmaktan geçer. Bugüne kadar yaptıklarınız artık sonuç vermiyorsa, o güne kadar denediklerinizin tersini yapmak hiç umulmadık kapılar açabilir.
2) Basit ve kolay bir çözüm olsaydı bu ne olurdu?
Karmaşık görünen problemlerin çözümü, onu basitleştirebilme becerisinde gizlidir.
Konfüçyüs’ün de dediği gibi: “Hayat basittir; onu zor hale getiren insanlardır.”
3) Problem zannettiğim aslında benim en büyük avantajım olabilir mi?
Hayatta başımıza gelenlerin bir kısmını, düşünmeden “problem” etiketiyle yaftalarız.
Saklamaya çalışırız. Hatta bazen utanırız.
Yıllar önce Amerika’ya taşındığımda İngilizce konuşurken aksanımın olmasından rahatsız olurdum. Amerikalı gibi konuşmaya çalışır, başaramadıkça bunun benim için bir dezavantaj olduğunu, insanların beni ciddiye almayacağını düşünürdüm.
Zamanla şunu fark ettim: Aksanım sandığım gibi beni geri çekmiyor; tam tersine insanlar beni dinliyor, sorular soruyor, hikâyemi merak ediyordu. Çünkü aksan, başka bir ülkede yaşanmışlığın, başka bir hayata cesaret etmiş olmanın güçlü bir işaretiydi.
4) Kim bana yeni bir bakış açısı kazandırabilir?
Hayatın zorlu yollarında ilerleyen, gelişmeyi hedefleyen herkesin mentora, koça, yol göstericiye ihtiyacı vardır. Çünkü doğru rehberlik, çözülmesi imkânsız görünen problemleri bambaşka bir açıdan görmeyi sağlar; tıkanan yolları açar.
Kişisel gelişim alanında dünyaca tanınan yazar ve konuşmacı Jim Rohn’un dediği gibi:
“Başarıyı hızlandıran, doğru insanlarla kurulan ilişkidir.”
5) Bu problem bana ne öğretmek istiyor ve onu nasıl bir fırsata çevirebilirim?
Her problem, kendimizi bir üst seviyeye taşımak için gizli bir davet gibidir.
Zor zamanlar, en derin ve unutulmaz öğrenmelerin yaşandığı anlardır. Problem ne kadar büyükse, büyüme potansiyeli de o kadar fazladır.
Geçmişe dönüp baktığımızda, hafızamızda yer eden en güçlü derslerin, en büyük acılardan doğduğunu görürüz.
İnsanı ileri taşıyan ve geliştiren problemsiz bir hayat değil, problemlerle karşılaştığında ne yaptığıdır. Olgunlaşma ve liderlik tam da bu noktada başlar.
Hayat bizi problemlerle sınamaz; kim olacağımızı onlarla şekillendirir.