Beş yıllık sessizliğin ardından Baxter Dury, Allbarone ile geri dönüyor. 12 Eylül’de yayımlanacak albüm, en doğrudan ve çağdaş işleri arasında olması bekleniyor. Prodüktör koltuğunda Paul Epworth’un oturduğu kayıtlar, yalnızca iki ayda tamamlandı. Baxter, bu albümde yine keskin gözlemlerini, absürt mizahını ve yarı-gerçek yarı-uydurma karakterlerini, Londra’nın sosyal çatlaklarına bakarak kurguluyor. İlk single Allbarone ve ardından gelen Return of the Sharp Hats ile albümün özgür, yer yer kışkırtıcı havası şimdiden hissediliyor.
Dury, albümü çıktığı hafta Radyo Eksen’in 25’inci yıl partisi kapsamında gerçekleşecek Eksen on Fair etkinliğiyle İstanbul’a gelecek. Biz de yeni albümü, Londra’yı, politikayı, TikTok’u ve yaratıcı süreçlerini konuşmak için Zoom’da buluştuk. Röportaj, Baxter Dury’nin kendine has mizahının bir özeti gibi geçti.
Albümünüzden iki şarkı yayınlandı. Tam albüm çıkmadan önce başka single’lar gelecek mi?
Temmuz civarında büyük bir single daha geliyor. Ardından bir tane daha yayınlanabilir ama açıkçası tam tarihleri ben de her zaman bilmiyorum. Çoğu zaman planı bana söylüyorlar, ben de “Tamam” diyorum. Şarkıların çıkış sırasını çok düşünmüyorum, bu işin o tarafını başkaları yönetiyor.
Return of the Sharp Hats çok güçlü bir başlık. Şarkı hem sözleri hem videosuyla eğlenceli ama biraz da kışkırtıcı. Yapım süreci nasıldı?
Albüm genel olarak çok hızlı yapıldı. Tamamen “stream of consciousness” dediğimiz bilinç akışıyla yazdım. Yani bir yandan mantıklı ve yapısal, bir yandan tamamen soyut şeyler söylüyorum. Çoğu zaman sözleri önceden yazmıyorum, stüdyoda anlık tepkilerle ortaya çıkıyor. Dinlerken “Acaba ciddi mi söylüyor?” diye düşündürmesini istiyorum. O belirsizlik kasıtlı. Sözler kulağa kaba geliyor olabilir ama tam olarak kime söylendiğini çözemezsiniz, bu da işin eğlencesi.

Bu şarkıdaki karakter veya atmosfer gerçek bir yere mi dayanıyor?
Kısmen. Gerçek dünyadan esinleniyor ama tamamen bire bir birini hedef almıyor. Londra çok bölünmüş bir şehir, kültürel olarak da, ekonomik olarak da. Return of the Sharp Hats biraz bu bölünmeye, özellikle “trend” bölgelerle dalga geçen bir bakış. Ama tamamen ciddi değil, her zaman biraz saçmalık payı var. Şarkılarım biraz narsistik ve kişisel olabilir, ama o alanın içinde kalmak bana daha doğal geliyor.
Kendinizi “başarısız romantik” olarak tanımladığınız oluyor. Bu karakter yeni albümde hala var mı?
Var. Yeni müzik türleri çıkıyor, yeni isimler yükseliyor ama iyi müzik her zaman bir yolunu bulur. Romantizmin ortadan kalktığını düşünmüyorum. Yeter ki iyi yapılsın. Aslında iyi pop ya da iyi dans müziği de bu niteliğe sahip olabilir. O duygusal katman hala önemli.
Mutlu bir ilişki yaratıcılığınızı azaltır mı?
(Gülerek) Ne zaman mutlu bir ilişkim oldu, hatırlamıyorum. Ama evet, bir noktada Netflix izleyip donut yemek çok cazip gelir. Sonra pantolonlar olmaz, biraz tembelleşirsiniz. Ama ben fazla durağanlığa dayanabilecek biri değilim. ADHD’ye yakın bir halim var, sürekli bir şeyler yapmam lazım. Bence önemli olan sizi hem seven hem de size meydan okuyan bir partner bulmak.
Charlie XCX’in BRAT estetiğinden bahsetmiştiniz. Sizi orada ne çekti?
Onu Glastonbury’de gördüm, çok etkileyiciydi. Çok dürüst bir şey yapıyor. Prodüksiyon tamamen dijital olsa da, müziği çok kişisel ve gerçek hissettiriyor. Sahneye tek başına çıkıp inanılmaz derecede iddialı, bazen neredeyse “kusurlu” sayılabilecek kıyafetler giyiyor ama bu da onun cesaretinin bir parçası. Kendini olduğu gibi ortaya koyuyor ve bu bence çok değerli.
Daha önce buraya geldiniz. İstanbul hakkında neler hatırlıyorsunuz?
İstanbul beni beklediğimden farklı etkiledi. Mimariden çok, insanların cesareti ve yaratıcılığı kaldı aklımda.