Türkiye, yüzyıllardır bir göç ülkesi. Doğdukları toprakları terk edenler, terk etmek zorunda kalanlar, isteyerek ya da sürülerek gelenler… Göç, pek çok ülke gibi bizim de gerçeğimiz. Herkesin göç hikâyesi ayrı.
Bir sanatçının gözünden gerçek bir göç hikâyesi görmek istiyorsanız, yolunuzu Galata’daki Salt’a düşürün. Çünkü bu hikâye, Sovyetler Birliği döneminde Tataristan’ın başkenti Kazan’da başlıyor, Mançurya’da devam ediyor ve Türkiye’de sona eriyor.
‘Yabancılar Her Yerde’ temasıyla, 2024 yılında Adriano Pedrosa’nın küratörlüğünde düzenlenen 60. Venedik Sanat Bienali’ne ‘Dünyaya Bir Şarkı’ adlı işiyle katılan sanatçı Güneş Terkol, bu kez kendi ailesinin göçünü ‘Epipe’ sergisinde anlatıyor.
‘Epipe’, adını dans eden kadın figürünü betimleyen meşhur bir Tatar halk şarkısından alıyor. Terkol, bu sergiyi anneannesinin kucağında üç aylıkken Çin’den Türkiye’ye gelen annesi Elmira Terkol ile birlikte hazırlamış. Sanatçı, Tatar Türkü annesiyle birlikte 2002 yılından bu yana Kazan Tatarları’nın 20. yüzyılın başında Rusya’dan Çin’e ve Türkiye’ye uzanan kademeli göç hikâyesi üzerine sözlü tarih ve arşiv çalışmaları yürütmüş.
Bu çalışmalara, geçen yıl ziyaret edilen Kazan’daki ‘Tatar Kadınlar Forumu’ ve Eskişehir’deki ‘Sabantuy Şenlikleri’ de dâhil. Anne-kızın bu uzun soluklu çalışması, BBVA Vakfı iş birliğinde düzenlenen Salt Sanatsal Araştırma ve Üretim Destek Programı tarafından desteklenince, 8 Mart 2026 tarihine kadar devam edecek ‘Epipe’ sergisi hayata geçiyor.
Güneş Terkol, sergi için göç sırasında ailenin yanından ayırmadığı objeleri, sandıklardan çıkan giysileri, aile fertlerinin anılarını içeren videoları, fotoğrafları, kumaş üzerine çizimleri ve müziği eski işleriyle bir araya getirmiş. Amira Akbıyıkoğlu küratörlüğündeki sergi, ailenin göç ettiği ülkelere göre şekilleniyor. Siz de sergiyi gezerken ülkeden ülkeye pasaportsuz geçiyorsunuz. ‘Epipe’nin açılışında sergiyi Güneş Terkol ve annesiyle birlikte gezdim.
ANKARA’DA BİR ÇİNLİ
Rengârenk güllü bir hırka giymiş olan Elmira Terkol, ayaküstü sohbetimizde şöyle anlatıyor:
“Çin’de doğdum ben. Rusya’da savaş çıkınca dedem hayatını kaybetmiş. Anneannem çocuğunu alıp Trans Sibirya treniyle, Kazan’dan sürülen diğer insanlarla birlikte Mançurya’ya gitmiş.”
Ailenin göçü, Trans Sibirya Demiryolu’nun çalışmaya başladığı yıllara denk geliyor. 1920’lerde göç edip yaklaşık 30 yıl Çin’de yaşıyorlar.
“Ben üç aylıkken gelmişim Türkiye’ye. Yolculuk bir ay sürmüş. Düşününce diyorum ki, o yolculukta ölmediysem kolay kolay ölmem. Ankara’da ilkokula başladığımda mahallenin çocukları ‘Çinli, Çinli’ diye arkamdan koşardı, ödüm patlardı” diye devam ediyor.
Sergi, Kazan’ı temsil eden kıvrımlı, tümsek biçiminde bir yerleştirmeyle başlıyor. Kazan’ın topografyasının üzerine, Elmira Hanım’ın evinde bugüne kadar muhafaza ettiği semaver, akordeon, tencere gibi eşyaların yanı sıra Güneş Terkol’un kartondan ürettiği hayvanlar, efemeralar ve el işleri yerleştirilmiş.
Kenarda, içine bir ekran yerleştirilmiş akordeon kutusu var. Sınırları, dağları ve tepeleri aşan bu göç hikâyesi Ankara’ya kadar ulaşıyor. Kazan’ın topografyasının karşısında yer alan, gökyüzünü temsil eden kumaş yerleştirmeyle ilgili Terkol, “Bu yerleştirme, ‘uzaya çıkayım, yukarıdan dünyayı göreyim, sizi seyredeyim’ diye başlayan bir Tatar halk şarkısından esinlendi” diyor.
Kumaşa projeksiyonla yansıtılan görüntülerde yıldızlar, kuşlar ve gözlükler var. Göçe uzaktan bakan sanatçının kendisini temsil ediyorlar.

SULTAN SÜYÜMBİKE
Sergide Güneş Terkol’un kumaş üzerine yaptığı çarpıcı aslan-kadın figürünü merak ediyorum. Sanatçı anlatıyor: “Bu, 16. yüzyılda Tatar Hanlığı’nı yönetmiş olan Süyümbike Sultan. Güçlü bir kadın. Kazan’daki Süyümbike Kulesi onun adını taşır.”
Süyümbike’nin aslanı andıran yüzündeki çekik, iri gözler, ülkelerinden koparılan Tatar Türkleri’nin üzerinde. Sanki onları uzaktan koruyormuş gibi… Elmira Hanım’ın annesinin yaşadığı Çin bölümünün tam karşısına konumlanmış.
Çin bölümünde ailenin anı eşyaları duvara yerleştirilmiş: Kaşıklar, süzgeçler, Çin yelpazeleri, biblolar, tahta mutfak malzemeleri, içinden kürkler çıkan bir çanta, pul koleksiyonu ve mektuplar… Elmira Hanım, üzerinde yivler olan tahta bir parçayı göstererek, “Bunun üzerinde annem çamaşır yıkardı” diyor.
TATAR KADINLARININ SOFRASINDA
Serginin finalinde, Güneş Terkol ve Elmira Hanım’ın Ankara’daki Kazan Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nde Çin’den göç etmiş ailelerin kızlarıyla birlikte ürettikleri, kocaman bir duvar halısını andıran etkileyici pano yer alıyor.
Uzaktan bakıldığında, masaya yan yana dizilmiş on kişiyle ‘Son Akşam Yemeği’ tablosunu anımsatan bu kolaj, kolektif bir eserin sonucu. Terkol’a “Neden bu eserde sadece kadınlar var?” diye soruyorum.
“Çünkü bu sergiyi çoğunlukla kadınların aktarımlarını takip ederek yaptım. Bu işin adı zaten Tatarca anne-kız anlamına gelen Anabala. Sadece yemek kültürü değil, yaşamla ilgili pek çok şey anneden kıza aktarılıyor” cevabını veriyor.
Kolajdaki on kadın arasında Elmira Hanım, ailenin diğer kadın üyeleri ve dostları var. Her kadının başının üzerinde, bizzat yaptığı bir anısını ya da düşüncesini ifade eden bir hikâye-kolaj yer alıyor.
Masadaki tabaklar yemeklerle dolu. Elmira Hanım, yemeklerin Tatarca adlarını sayıyor: Dumpling benzeri pouzlu, Rusların piroşkisine benzeyen piraşki, yumurtalı hamurun bal ile karıştırıldığı peremeç.
Bu arada Elmira Hanım’dan peşinen özür diliyorum; zira yemek adlarını yanlış yazmış olabilirim. Ankara’da yedi gün süren atölye çalışmasının önünde saatlerinizi geçirebilirsiniz. Çünkü her bir kadının işi ayrı, hikâyesi ayrı.
Tatar Türkleri’nin bu göç hikâyesiyle ilgili bir film hazırlığında olan Güneş Terkol; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü mezunu, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Bölümü’nden mezun, HaZaVuZu sanatçı topluluğu üyesi ve feminist bir sanatçı.
‘Epipe’ sergisi, 8 Mart 2026 tarihine kadar izlenebilir.