Geçen aylarda yayımlanan ‘Yürekli Olmalıydık’ üzerinden biraz geriye dönersek, kaçırılmış ihtimaller, söylenmemiş sözler ve ‘keşke’ler sizin için nasıl bir hikâyeye dönüşüyor?
Bazı şarkılar insanın hayatına sonradan değil, sanki hep oradaymış gibi dokunuyor. ‘Yürekli Olmalıydık’ da benim için biraz böyle. Söylenemeyen her sözün, yaşanamayan her ihtimalin bir ağırlığı var. Belki de şarkı, tam olarak o ‘keşke’lerin içinden doğdu.
Gurur ile aşk arasındaki o ince çizgide genelde gururu seçenlerden misiniz, yoksa “ne olursa olsun söylenmeli” diyenlerden mi?
Hayat bana gururun bazen insanı koruduğunu ama sevginin insanı iyileştirdiğini öğretti. Ben artık söylenecek güzel bir söz varsa, zamanında söylenmesinden yanayım. Çünkü bazı suskunlukların telafisi olmuyor.
Bir şarkı veya albüm çıkarmadan önceki çalışma süreciniz nasıl ilerliyor? Kendinizi tamamen kapatıyor musunuz?
Tamamen kapanmıyorum ama biraz içime dönüyorum. Şarkı yaparken insan önce kendi kalabalığından uzaklaşmalı. Dinliyorum, hissediyorum, bazen hiçbir şey yapmadan bekliyorum. Çünkü bazı şarkılar aranarak değil, bulunarak geliyor.
Karadeniz müziğinden Flamenko’ya, oyunculuktan sunuculuğa uzanan kariyerinizde Öykü Gürman kendini en çok hangi kimliğiyle evinde hissediyor?
Sanırım ikisi de... Çünkü sahnede de oyunculukta da tüm kimliklerim birbirine karışıyor. Oyuncu, şarkıcı, kadın, çocukluğum, bugünüm, gücüm, kendime yaklaşmam… Daha olgun bir yerden farkındalıkla bazı şeyleri deneyimlemek beni besliyor, tutkumu büyütüyor. Hepsi aynı anda nefes alıyor. Ama sahne benim için bir meslekten çok, eve dönmek gibi.
Bir karakteri canlandırmakla bir şarkının hikâyesine bürünmek arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
İkisinde de önce kendinden biraz vazgeçip başka birinin duygusuna yer açıyorsun. Karakterin de şarkının da kalbine girmeden ona gerçeklik veremezsin. Belki bu yüzden oyunculuk müziğimi, müzik de oyunculuğumu besliyor.
Sahneye çıktığınızda dinleyiciyle nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Ben sahneye şarkı söylemeye değil, bir duyguyu paylaşmaya çıkıyorum. Bazen bir bakış, bir nefes, birlikte söylenen tek bir cümle yetiyor. Sahneyle seyirci arasında görünmeyen ama çok güçlü bir bağ var. Çok gerçek ve çok samimi.
Yoğun tempo ve setler arasında dengenizi korumak için nasıl bir rutin izliyorsunuz? Size en iyi gelen, ruhunuzu dinlendiren şey nedir?
Sessizlik… Bir de deniz. Gürültünün içinde çok şey öğreniyoruz ama insan kendini en çok sessizlikte duyuyor. Bazen hiçbir şey yapmadan oturmak bile ruhun kendine gelmesi için yeterli.
Peki, sırada neler var? Önümüzdeki günler için heyecanlandığınız yeni projeleriniz var mı?
Hem müzikte hem oyunculukta içime sinen, kalbimi heyecanlandıran işler var. Ben artık projeden çok, hikâyesine inanmayı önemsiyorum. Anı yaşamayı, akışta kalmayı, bulunduğum anlardan mutlu olmayı, huzurlu hissetmeyi çok daha fazla önemsiyorum. Çünkü insan inandığı ve güvende hissettiği bir hikâyenin içinde gerçekten var olabiliyor.