40 yılı aşan bir kariyerin ardından sahneye çıkmak sizde hâlâ ilk günlerinizdeki heyecanı mı uyandırıyor, yoksa sahneyle kurduğunuz ilişki zaman içinde değişti mi?
Heyecan kesinlikle hâlâ var. Hatta bir gün sahneye çıktığımda artık o heyecanı hissetmediğimi fark edersem bundan endişe duyarım. Kariyerimin başlarında heyecan; hırs, hayaller ve kendimi kanıtlama arzusu ile iç içeydi. Bugün ise çok daha derin bir duygu var: minnettarlık. Farklı nesillerden insanların aynı şarkıları hep birlikte söylediğini görmek, müziğimle onların anılarının bir parçası olduğumu anlamamı sağlıyor.
Bugün müzik kariyerinize sıfırdan başlayacak olsaydınız, yine aynı yolu seçer miydiniz?
Hiç tereddüt etmeden yine müziği seçerdim. Birebir aynı yolu izler miydim bilmiyorum çünkü dünya ve müzik endüstrisi tamamen değişti. Ancak aynı hayalin peşinden giderdim. Müzik benim için hiçbir zaman yalnızca bir meslek olmadı. Müziği kendimi ifade ettiğim dil, kimliğim ve insanlarla iletişim kurma biçimim haline getirdim.
Sahnede binlerce kişinin önünde çok güçlü bir Ragheb Alama görüyoruz. Peki, sahneden indiğinizde sizi en hızlı şekilde ‘Ragheb Alama’dan ‘Ragheb’e döndüren şey nedir?
Ailem. Sahne olağanüstü bir dünya. Işıklar, müzik, binlerce insan, alkışlar ve muazzam bir enerji var. Ancak o dünyadan çıktığımda ve aileme, tüm bunlardan çok daha önce beni tanıyan insanlara döndüğümde yeniden yalnızca Ragheb oluyorum. Bence bu denge kariyerim boyunca çok önemli oldu. Şöhret, izin verirseniz çevrenizde yapay bir dünya yaratabilir. Aile, gerçek dostluklar ve hayatın içindeki sıradan anlar, ışıklar söndüğünde aslında kim olduğunuzu size hatırlatıyor.
UNEP İyi Niyet Elçisi olarak çevre konusunda da çalışmalar yürütüyorsunuz. Müzik gibi milyonlara ulaşabilen bir alanın çevre bilinci yaratmadaki gücünü nasıl görüyorsunuz?
Müziğin insanlara entelektüel olarak ulaşmadan önce duygusal olarak ulaşmak gibi olağanüstü bir gücü var. Sanatçıların sahip oldukları bu etkiyi akıllıca kullanma sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Çevre bilinci yalnızca konferanslarda ya da hükümetler tarafından konuşulan bir konu olmamalı. Kültürümüzün ve günlük davranışlarımızın bir parçası haline gelmeli. Sanatçılar olarak çevresel sorunları tek başımıza çözemeyiz ama insanların önemsemesini sağlayabiliriz. Milyonlarca insan önemsemeye başladığında ise değişim mümkün hale gelir.

Peki, sizce bir şarkıyı zamansız yapan şey nedir?
Duygu ve samimiyet. Teknoloji değişiyor. Müzik düzenlemeleri değişiyor. Trendler gelip geçiyor. Ancak insan duyguları şaşırtıcı derecede aynı kalıyor. İnsanlar her zaman aşık olacak, birilerini özleyecek, hayal kuracak, kalp kırıklıkları yaşayacak ve mutluluğu arayacak. Zamansız bir şarkı, bu duygulardan birini sade ve gerçek bir şekilde yakalar. Melodinin size dokunması, sözlerin bir anlam taşıması ve sanatçının söylediğine gerçekten inanması gerekir. Bir trend yaratabilirsiniz. Ama bir anıyı yaratamazsınız.
Arap pop müziğinin son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini görüyoruz. Sizce bugün Arap pop müziği 10-20 yıl öncesine göre neyi kaybetti, neyi kazandı?
Arap müziği açısından olağanüstü imkânlar ortaya çıktı. Prodüksiyon çok daha uluslararası bir hale geldi. Sanatçılar sınırlar ötesinde çok daha kolay iş birlikleri yapabiliyor. Dijital platformlar sayesinde Beyrut, Kahire, Riyad veya Dubai’de yayınlanan bir Arapça şarkı, neredeyse anında dünyanın herhangi bir yerindeki dinleyiciye ulaşabiliyor. Değişim ve gelişim elbette önemli ancak müzikal kimliğimizi asla kaybetmemeliyiz.
Sizce bu hız, müziğin kalıcılığını etkiliyor mu?
Evet, etkileyebileceğini düşünüyorum. Dikkat ekonomisinin içinde yaşıyoruz. Bir şarkı birkaç gün içinde olağanüstü bir başarı yakalayabiliyor ve ardından başka bir şarkı, sonra bir başkası geliyor. Dinleyici her gün inanılmaz miktarda içeriğe maruz kalıyor. Ancak bunun zamansız müziğin ortadan kalktığı anlamına geldiğine inanmıyorum.
İlk kez Türkiye'de sahne alacaksınız. İstanbul'a dair neler hissediyorsunuz?
İstanbul beni her zaman büyüledi çünkü bana dünyaların buluştuğu bir şehir gibi geliyor. Avrupa ve Asya, tarih ve modernite, Doğu ve Batı… Tüm bu kimlikler İstanbul’da bir arada var oluyor. Müzikal açıdan da Türk ve Arap kültürleri arasında doğal bir bağ olduğunu hissediyorum. Melodiyi ve duyguyu birbirine çok benzer şekillerde anlıyoruz. Bu nedenle benim için İstanbul’da ilk kez sahne almak, konser takvimime bir şehir daha eklemekten çok daha fazlası. Türk seyircisiyle bu buluşmayı uzun zamandır istiyordum ve bu gecenin yeni bir ilişkinin başlangıcı gibi hissettirmesini istiyorum.