BMW denildiğinde sportif premium başlıklarının tam karşılığı akla gelir. BMW’yi de genele ulaştıran 3 Serisi, beşinci on yılını geride bırakırken, markanın gelecek vizyonunu sırtlayan en önemli modellerden birine dönüşüyor. ‘Neue Klasse’ ailesinin ikinci üyesi olan yeni BMW i3, bir elektrikli sedan geçişi olmasının yanında bir ikonun DNA’sı korunarak, onun tamamen yeni bir teknolojik çağa nasıl taşınabileceğinin de canlı bir kanıtı. Münih merkezli üretici, bu araçla birlikte hem geçmişin sportiflik mirasına sadık kalıyor hem de geleceğin yazılım odaklı, yüksek verimli otomobil felsefesini ortaya çıkarıyor.
İlk bakışta, yeni i3’ün bir 3 Serisi olduğunu anlamak hiç de zor değil. Ancak bu tanıdıklık, bir kopyanın rahatlığından değil, evrimin ustaca ele alındığından geliyor. BMW tasarımcıları, geleneksel sedan oranlarını uzun dingil mesafesi ve kısa çıkıntıları korurken, yeni bir ‘2.5-kutu’ silüet yaratmışlar. Bu, özellikle tavan çizgisinin arkaya doğru kaydırılmasıyla elde edilmiş dinamik bir oran. Ön yüz, markanın dört gözlü kimliğini yeniden yorumluyor. Artık böbrek panjur ve çift farlar, ön radar ve sensör dizisiyle tek ve etkileyici bir ünite oluşturuyor. Işıklarla oynanan bu yeni dilde, BMW Iconic Glow dış paketi sayesinde panjurun etrafındaki aydınlatma, aracın karakterini Excited, Relaxed veya Balanced gibi modlarla kişiselleştirebileceğiniz bir animasyon şovuna dönüşüyor. Yatay çizgilerin hakim olduğu arka tasarım ise geniş duruşu ve teknolojik hassasiyeti vurgularken, Le Castellet Blue gibi yeni ve iddialı bir renk seçeneği, aracın deneysel ruhunu pekiştiriyor.
Kapıyı açıp içeri adım attığınızda, karşılaştığınız manzara, bugüne kadar bir BMW’de gördüklerimizden oldukça farklı. Burada devrim, gösterge panelinde başlıyor. Geleneksel gösterge grubu, tamamen ortadan kalkmış. Onun yerine, ön camın alt şeridine tüm genişlik boyunca yansıtma yapan BMW Panoramic Vision yerleşmiş. Hız, navigasyon gibi kritik bilgiler sürücünün önünde sanki kaputun altına doğru bir açıklıktan geliyormuş gibi belirirken, yolcu tarafı da istenen widget’larla kişiselleştirilebiliyor. Bu sistemi, 17.9 inçlik merkezi dokunmatik ekran ve isteğe bağlı 3D Head-Up Display tamamlıyor. İlk kez üst kısmında tek bir kollu yeni direksiyon simidindeki ‘Shy Tech’ kontroller ise işlevler sadece kullanılabilir olduğunda aydınlanarak minimalist ve sezgisel bir ergonomi sunuyor. Dijital beyaz rengin hakim olduğu kabin, geniş cam yüzeyler ve isteğe bağlı panoramik cam tavan sayesinde oldukça ferah ve çağdaş bir atmosfer yaratıyor. Multifonksiyon koltuklar ve seyahat & konfor sistemi, uzun yollarda bu yeni yaşam alanını daha da keyifli kılıyor.
Ancak yeni i3’ü gerçekten özel kılan, gövdenin altında saklı olan teknoloji. Araç, Gen6 BMW eDrive teknolojisiyle geliyor. Bu sistemin kalbinde, 46 mm çapında ve 95 mm yüksekliğinde yeni silindirik hücrelerden oluşan bir batarya paketi yer alıyor. ‘Cell-to-pack’ tasarımı sayesinde modül seviyesi ortadan kaldırılarak enerji yoğunluğu artırılmış ve bataryanın yüksekliği azaltılmış. Bu da aracın düşük ağırlık merkezine ve aerodinamik silüetine doğrudan katkı sağlıyor. ‘Pack-to-open-body’ prensibiyle batarya, aracın yapısal bir parçası haline gelerek gövde torsiyon rijitliğini artırıyor.
AKILLI, SİMBİYOTİK AYRICA GÜVENLİ
Bu teknik altyapının verimliliği de oldukça etkileyici. 800V mimarisi sayesinde DC şarj gücü 400 kW’a kadar çıkabiliyor. Bu, teorik olarak menzil endişesini tarihe karıştırabilecek kadar kısa şarj süreleri anlamına geliyor. 345 kW 469 HP güç ve 645 Nm tork üreten çift motorlu xDrive versiyonu, sportif sürüş keyfini elektrikli bir sedanın sessizliğiyle birleştiriyor. BMW’nin kendi geliştirdiği ve on kontrol ünitesinden biri olan ‘Heart of Joy’, güç aktarım mekanizmasını, frenleri, rejenerasyonu ve direksiyon fonksiyonlarını yönetiyor. Sistem, önceki nesillere göre on kat daha hızlı tepki vererek aracı kullanıcının komutlarına adeta yapıştırıyor. Özellikle Soft-Stop fonksiyonu, rejeneratif frenlemeyi o kadar ustaca kullanıyor ki, araç günlük kullanımın büyük çoğunluğunda geleneksel frenleri devreye sokmadan, pürüzsüz ve sessiz bir şekilde durma noktasına geliyor.
Sürüş deneyimini tamamlayan bir diğer unsur ise "süper beyinler" olarak adlandırılan dört yüksek performanslı bilgisayarın yönettiği yazılım ve elektronik mimarisi. Bu mimari, kablolama karmaşıklığını azaltırken, aracın ömrü boyunca kablosuz Over-The-Air güncellemelerle yeni fonksiyonlar ve iyileştirmeler almasını sağlıyor. Sürücü asistan sistemleri de bu yeni çağa ayak uyduruyor. “Akıllı, Simbiyotik, Güvenli” felsefesiyle geliştirilen sistemler, sürücünün müdahalelerine izin vererek asistanı tamamen devre dışı bırakmadan iş birliği içinde çalışabiliyor. Otoyol ve Şehir Asistanı gibi opsiyonel özellikler, donanımı araçta hazır olduğu için sonradan satın alınabiliyor.
Yeni i3’te sürdürülebilirlikle ilgili ise; ön tamponda yüzde 30 oranında geri dönüştürülmüş plastik kullanılırken, motor bölmesi kapağında okyanuslardan toplanan balık ağlarından elde edilen malzemeler yer alıyor. Jantlarda yüzde 70’e varan oranlarda sekonder aluminyum kullanılması ve batarya hücrelerinde kobalt, lityum ve nikel gibi değerli metallerin bir kısmının geri dönüştürülmüş malzemelerden karşılanması, BMW’nin döngüsel ekonomiye verdiği önemi gösteriyor. Tüm bu süreçlerin yönetildiği ve yeni i3’ün üretileceği Münih fabrikası da, verimlilik ve dijitalleşme odaklı BMW iFactory konseptine dönüştürülüyor.
BMW, yeni i3 ile birlikte 3-Serisine e-motorun yanında tamamen yeni bir sinir sistemi, yeni bir algılama biçimi ve sürdürülebilir bir yaşam döngüsü kazandırıyor. Panoramik ekranı, Heart of Joy’u ve 400 kW’lık şarj hızıyla i3, sportifliğin tanımını yeniden yazarken, ‘Yeni Sınıf’ın sadece bir başlangıç olduğunu da güçlü bir şekilde hissettiriyor.