Magnolia Bakery gibi New York çıkışlı, kült bir markayı Türkiye’ye getirme süreci nasıl başladı? İlk adımı atarken sizi en çok motive eden neydi?
Bu yolculuk, New York’un Bleecker Sokağı’ndaki o ikonik kokuyu ve pastane kültürünün samimiyetini Türkiye’nin dinamik gastronomi dünyasıyla buluşturma arzusundan doğdu. New York’ta bizzat deneyimlediğimiz bu kültürü Türkiye’ye taşıma kararı, pazarda nitelikli bir “Amerikan pastanesi” eksikliğini fark etmemizle şekillendi. Bizi en çok motive eden unsur ise Sex and the City ve sonrasında pek çok Amerikan dizisi sayesinde popüler kültür ikonuna dönüşmüş bu mirası, özgünlüğünden taviz vermeden İstanbul’un kozmopolit yapısıyla buluşturma fikriydi. Global bir standardı yerel bir başarı hikâyesine dönüştürme potansiyeli, attığımız her adımda en önemli itici güç oldu.
Türkiye’deki konumlandırmayı nasıl yaptınız?
Markayı tek bir tanıma sığdırmak yerine, misafirleriyle bağ kuran bir deneyim alanı olarak düşünmeyi tercih ettik. 1996’dan bu yana el yapımı üretim geleneğini temsil eden bir geçmişi var; ancak sunduğu atmosferle bugünün şehir hayatının da içinde yer alıyor. Burayı yalnızca tatlı yemek için uğranan bir durak olmaktan çıkarıp insanların buluştuğu ve vakit geçirdiği bir mekân olarak kurguladık. Vadi İstanbul ve Galataport gibi lokasyonlarda gördüğümüz ilgi, nostaljik kimliğin modern bir şehir deneyimiyle birlikte var olabildiğini gösteriyor.
Türk tüketicisinin tatlı alışkanlıkları ile klasik Amerikan reçeteleri arasında nasıl bir denge kurdunuz?
Gastronomide başarının anahtarı, özgünlüğü korurken yerel damak tadını da dikkate almak. Dünyada bilinen Banana Pudding veya el yapımı cupcake’ler gibi imza tarifleri orijinal reçetelerine sadık kalarak Türkiye’ye taşıdık. Öte yandan Türk tüketicisinin taze meyveye ve daha dengeli şeker oranına olan ilgisini de dikkate aldık. Hazırlık süreçlerinde kullanılan taze içerikler ve mevsimsel dokunuşlarla, Amerikan pastane geleneğini korurken yerel damak tadına da hitap eden bir denge kurmaya çalıştık.

Türkiye pazarı, markanın global stratejisinde nasıl bir yere oturuyor?
Türkiye, markanın küresel büyüme planlarında önemli bir konumda. Vadi İstanbul’daki ilk mağazayla başlayan süreç, kısa sürede New York dışındaki başarılı operasyonlardan biri haline geldi. Global merkezin standartlarını Türkiye’deki misafirperverlik anlayışıyla birleştirmeye çalışıyoruz. Bu yaklaşımın, markanın bölgedeki büyüme planları açısından da önemli bir referans oluşturduğunu düşünüyorum.
Türkiye operasyonu kaç şube ile başladı, bugün kaç noktaya ulaştı? Önümüzdeki iki yıl için büyüme planı nedir?
Yolculuğumuza Vadi İstanbul’daki ilk mağazamızla başladık ve kısa sürede 10 lokasyona ulaştık. Büyüme stratejimizi hızlı genişlemekten çok deneyim kalitesini korumak üzerine kuruyoruz. Önümüzdeki iki yıl içinde şube sayısını 20’ye çıkarmayı hedefliyoruz. 2027 vizyonumuzda ise Türkiye’de elde ettiğimiz bu deneyimi bölgedeki yeni pazarlara taşımak yer alıyor.
Tedarik zinciri ve üretim sürecinde ne kadar lokal, ne kadar global ilerliyorsunuz?
Üretim modelinde global reçetelere sadakat ile yerel kaynakların tazeliği arasında bir denge kurmaya çalışıyoruz. Temel içerikler ve teknikler global standartlara uygunken, süt ürünleri ve mevsimsel meyveler gibi kalemlerde yerel üreticilerle çalışıyoruz. Dinçerler Group’un 1.500 metrekarelik merkez mutfağı üretimin önemli bir bölümünü karşılıyor. Bu yapı sayesinde ürünlerin hazırlanmasından mağazalara ulaşmasına kadar olan süreci kontrol altında tutabiliyoruz.
Sosyal medyanın markanın Türkiye’de büyümesindeki rolü ne oldu?
Türkiye’ye geldiğimiz günden itibaren markanın şehir hayatının bir parçası haline geldiğini söyleyebilirim. Sosyal medya da bu süreçte önemli bir rol oynadı. Ürünlerin görsel karakteri ve mağazaların atmosferi dijital platformlarda doğal bir ilgi yarattı. Bu da bilinirliğin kısa sürede artmasına katkı sağladı.
Türk tüketicisinin en çok tercih ettiği ürünler hangileri?
Türk tüketicisinin damak tadı oldukça seçici ve tazeliğe önem veriyor. Dünya çapında en çok bilinen ürünlerden biri olan Banana Pudding Türkiye’de de en çok tercih edilen lezzetlerden biri. Bunun yanında cupcake’ler ve pastalar da New York’taki popülerliğini İstanbul’da sürdürüyor.
Markayı bir pastane olmanın ötesine taşıyıp bir ‘deneyim markası’ haline getirme hedefiniz var mı?
Burayı yalnızca bir pastane olarak değil, klasik Amerikan pastane kültürünü modern şehir hayatıyla birleştiren bir deneyim alanı olarak görüyoruz. Mağaza tasarımlarından servis anlayışına kadar pek çok detay bu deneyimi destekleyecek şekilde kurgulanıyor. Misafirlerle kurulan bu bağ, markanın günlük hayatın içinde yer alan bir yaşam tarzı markasına dönüşmesini sağlıyor.
Magnolia Bakery Türkiye sizin için bir yatırım mı, bir marka hikâyesi mi, yoksa uzun vadeli bir gastronomi vizyonu mu?
Bunların hepsini içerdiğini söyleyebilirim. 1996’da New York’ta açılan ve kısa sürede şehrin simgelerinden biri haline gelen bu pastane bugün dünyanın pek çok yerinde biliniyor. Türkiye’de ise bunu yalnızca ticari bir yatırım olarak değil, pastanecilik kültürüne katkı sağlayan ve tüketici deneyimini geliştirmeyi hedefleyen uzun vadeli bir gastronomi vizyonu olarak görüyoruz.