Bana mı öyle geliyor, yoksa İstanbul daha mı hareketli? Bunda Dünya Futbol Şampiyonası'nın da etkisi var galiba. Özellikle çeyrek finallerden itibaren birçok otel ve bahçeli mekânda futbol karşılaşmaları için özel organizasyonlar düzenlendi. Ben de bunlardan iki harika etkinliğe katıldım.
Bunlardan ilki, Metro Türkiye'nin Tarabya Bayırı'nda yeni açılan Arogan'daki organizasyonuydu. Yeni açılan Arogan, başarılı menüsü ve bahçesiyle dikkat çekiyordu. O akşam gastro-pub atmosferinde Fransa-İspanya maçını izledik. Hilton İstanbul Bosphorus'u ise şampiyonanın ana sponsorlarından Visa'nın organizasyonu sayesinde yenilenmiş hâliyle yeniden görme fırsatı buldum. Hilton İstanbul Bosphorus'un bizim için de özel anıları var. Klasik duruşunu bozmadan yenilenmiş. Bahçedeki etkinlikler oldukça başarılıydı. Mutfağında yeni restoranlar da bulunuyor; onları deneyimledikten sonra ayrıca yazacağım. Finalde İspanya-Arjantin maçını da burada izledik. Böylece futbolun markalar için geniş kitlelere ulaşmada hâlâ ne kadar güçlü bir araç olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Gelelim lezzet turumuza… İstanbul'daki yaz rotamızda beş farklı mekâna uğradık. Bunların ikisi Anadolu Yakası'nda yer alıyor. Anadolu Yakası gastronomi sahnesine hızlı bir dönüş yapıyor. Bağdat Caddesi çevresinde açılan yeni mekânlar ve büyüyen gastronomi hareketiyle önümüzdeki dönemde rotamızı daha sık bu yakaya çevireceğiz gibi görünüyor.
Anadolu mutfağının bütünsel ritmi
Yedi yılı geride bırakan ve Michelin Guide seçkisinde hak ettiği yeri alan Sapa, Anadolu mutfağını hiç zorlamadan, doğal kimliğiyle sunuyor. Şef Ümit Dere'nin felsefesi oldukça net. Mutfakta gösterişe ya da tek bir "imza tabağa" odaklanmak yerine, baştan sona dengeli ve tutarlı bir lezzet akışı kuruyor. Üç ayda bir mevsime göre yenilenen menüde humus, vişneli yaprak sarma ve dana kaburga gibi klasikler ise mekânın değişmeyen kimliğini oluşturuyor. Gösterişten uzak, tuz ve karabiberin merkezde olduğu sağlam bir mutfak tekniğiyle ilerliyorlar.
Denizle kurulan bağ
Rotayı Anadolu Yakası'na çevirdiğinizde Küçükyalı sahilinde deniz kültürünü en samimi şekilde yaşatan adreslerden biri sizi karşılıyor: Calipso Fish. Son yıllarda yükselişiyle dikkat çeken restoran, Ege ve Akdeniz aromalarını doğal bir şekilde tabaklara taşıyor. Mevsim balıkları, özenle dinlendirilmiş deniz ürünleri ve zengin ot çeşitleri öne çıkıyor. Calipso Fish, 40 yılı aşkın sektör deneyimine sahip Ziya Kaçar ve Hakan Veli Şahin tarafından kuruldu. Yakaladıkları esnaf sıcaklığı ile fine dining özenini başarılı bir dengede buluşturuyorlar. Sağlıklı tabaklar oluşturma konusundaki hassasiyetleri de ayrıca takdiri hak ediyor.
Galataport'ta yeniden doğuş
Frankie bizim kuşağımız için adeta bir efsane. Kaya Demirer tarafından kurulan, bir dönem Sezen Aksu'nun da ortakları arasında yer aldığı bu mekân, hafızalarda özel bir yere sahip. Yeni Frankie, Galataport'ta Doğuş Grubu ortaklığında ve yeni şefiyle farklı bir yolculuğa çıkmış. Enerjisini koruyor, hatta yeni şef Hakan Çabuk'un dokunuşlarıyla bunu tabaklara da yansıtıyor. Ortam mı daha etkileyici, yemekler mi? Sanırım ikisi de… Menüde iddialı tabaklar var. Bunlardan biri de aslan balığı. Bu denizlerin istilacı türlerinden biri olan balık, lezzetiyle sofrada bambaşka bir kimlik kazanıyor. Yerel ve mevsimsel ürünler, Akdeniz ile Asya mutfağından esinlenen modern pişirme teknikleriyle buluşuyor.
Yeni nesil çilingir sofrası
Beşiktaş sırtlarında Conrad'ın terasına çıktığınızda sizi karşılayan Boğaz ve Tarihi Yarımada manzarası geceye başlı başına ayrı bir ritim katıyor. Meyhane Teras, klasik meyhane kültürünü modern bir yorumla sunuyor. Sade atmosferi, etkileyici İstanbul manzarası ve yıllardır oradaymış hissi veren sıcaklığıyla öne çıkıyor. Kömür ateşinden çıkan lezzetler ve taze mezeler tam kıvamında. Boğaz'ın ışıkları altında sohbetin lezzetle koyulaştığı keyifli bir İstanbul akşamı için güçlü bir seçenek.
Mikla'da ‘lezzet uçuşu’
Mikla, her zamanki doğal gösterişiyle İstanbul'un en özel restoranlarından biri olmayı sürdürüyor. Cihan Çetinkaya ve ekibi yine çok başarılı işlere imza atıyor. Çetinkaya'nın birçok projeye danışmanlık yapması da tesadüf değil. Mikla'nın terasından Tarihi Yarımada'ya baktığınızda gerçekten kendinizi bir "lezzet uçuşu"nda hissediyorsunuz. Gittiğinizde mutlaka tadım menüsünü deneyin. Her tabak kendi içinde kusursuz bir dengeyle geliyor.
Çırağan'da Brunch rüyası
Eskilerin deyimiyle "brunch'lar brunch iken" Çırağan Palace Kempinski her zaman ayrı bir deneyimdi. Şimdi bu geleneği Rüya Restoran'da gerçekten rüya gibi bir brunch ile yeniden yaşatıyor. Olumsuz bir şey söylemek neredeyse imkânsız. Son derece zengin açık büfenin öne çıkan yıldızları da var. Çeşit sayısını sormadım; saymak zaten kolay değil. Deniz ürünleri, Rüya'nın meşhur pidesi ve simit havyarı ilk akla gelenler. Börekler de en az onlar kadar başarılı. Canlı müzik eşliğinde pazar keyfi yapmak ise ayrı bir güzellik. İlgi çok yoğun; rezervasyon yaptırmayı ihmal etmeyin.