Kilian Paris’in kurucusu Kilian Hennessy, adını konyakla duyuran Hennessy ailesinden geliyor. 2007’de kendi parfüm markasını kurarken ailesinden öğrendiği bir ilkeyi de yanında getirmiş: Bir harmanda her malzemenin kalitesi kadar, diğerleriyle nasıl bir araya geldiği de önemli. Kokteyllerden esinlenen The Cocktails serisinin tanıtımı için Berlin’den İstanbul’a, ardından Dubai’ye uzanan bir yolculuğa çıkan Hennessy ile İstanbul durağında buluştuk. Bir kokteylin aromasını parfüme nasıl aktardığını, İstanbul’da bir miksolojistle çalışma fikrini ve Türk güllerine duyduğu ilgiyi konuştuk.
Ailenizin konyak üretimindeki geçmişinden parfüm yaratırken nasıl yararlanıyorsunuz?
Bu miras bana her şeyden önce ustalığa, sabra ve zanaatta mükemmelliğe derin bir hayranlık kazandırdı. Bu anlayış, bugün de parfümleri tasarlama biçimimi etkiliyor. Tıpkı seçkin içkilerde olduğu gibi, ham maddelerin kalitesinin, harmanlamadaki hassasiyetin ve her ayrıntıya gösterilen özenin fark yarattığına inanıyorum.
Markanızı kurduğunuz 2007’den bu yana lüks sizin için nasıl bir anlam kazandı?
Lüks anlayışım temel bir ilkeye sadık kaldı: Gerçek lüks sonsuza dek sürmeli. Markanın ilk gününden itibaren yeniden doldurulabilen şişeler tasarlamamı sağlayan da bu düşünceydi. Geçici eğilimler yerine her zaman ham maddelerin kalitesine, yaratıcılığa ve duyguya öncelik verdim. Bugün lüksün yalnızca bir üründen ibaret olmadığına her zamankinden daha fazla inanıyorum. Lüks; bir deneyim, sakladığımız bir nesne, üzerimizde taşıdığımız bir hikâye ve zaman içinde bize eşlik eden bir anıdır.
Peki, insanların parfüm seçerken nelere dikkat ettiğini görüyorsunuz?
Bence hayat boyu tek bir imza parfüm kullanma fikrinden giderek uzaklaşıyoruz. Bugün tüketiciler parfümlerini de giysileri gibi ruh hâllerine, bulunacakları ortama ya da günün saatine göre seçiyor. Her parfümün insana bir yol arkadaşı gibi eşlik ettiği, gerçek bir koku gardırobu hayal etmeyi seviyorum.

Bunca kokudan sonra bugün sizi en çok hangi fikir heyecanlandırıyor?
Son 20 yılda 40’tan fazla koku yarattım; dolayısıyla yeni ilham kaynaklarına ihtiyacım var. Kokteyller bu açıdan çok heyecan verici. İleride az bilinen kokteylleri de keşfetmek istiyorum. Hatta İstanbul’da özgün kokteyller yaratan bir miksolojistle çalışıp kullandığı malzemeleri parfüme uyarlamak harika olur.
Bir kokteylin tadını parfümü koklayan kişiye nasıl hissettiriyorsunuz?
Amacım, parfümü kokladığınızda kokteylin tadını da neredeyse alabilmenizdi. Piña Paraíso’da ananası ve Hindistan cevizi sütünü gerçekten hissetmenizi istedim. Piña Paraíso ve Midnight Espresso için özel bir tedarikçi seçtim. CO₂ ekstraksiyonu sayesinde doğal kokulara çok daha yakın sonuçlar elde ediyoruz. Daha maliyetli ama en iyi içerikleri kullanıyoruz. Belki bir gün Türkiye’den gül esansı da kullanırım.
Bir kokuyu yıllar sonra bile hatırlamamızı sağlayan şey sizce ne?
Bence yalnızca benzersiz kokular hatırlanır. Birbirine benzeyen çok fazla parfüm var; zamanla hepsi karışıyor. İnsanlarda da öyle: Birini özel kılan mükemmelliği değil, hafif eğri bir burun ya da Cindy Crawford’un beni gibi küçük detaylarıdır. Parfüm yaratırken ben de bazen bilinçli olarak küçük bir kusur eklerim. Yani hem formül hem de o kokuyla ilgili anılar önemlidir.
İlk günden beri parfüm şişelerinizi yeniden doldurulabilecek şekilde tasarlıyorsunuz. Bu fikrin ardında nasıl bir hikâye var?
Benim için gerçek lüks tek kullanımlık olamaz. Güzel bir çantayı kullandıktan sonra atmazsınız; parfüm şişesi de öyle olmalı. Büyükannemin baş harfleri işlenmiş bir şişesi vardı, bitince parfümörüne götürüp doldurturdu. Ben de bu eski geleneği modern biçimde sürdürüyorum. Bir şişenin yıllarca kullanılacağını bilmek, her detayına daha fazla özen göstermenizi sağlıyor.
