Türkiye’nin en hızlı ve sağlam büyüyen vegan markası Itz Nutz olabilir. Metro Türkiye ile yapılan ortaklık dönüm noktası olurken marka bu sayede kaju bazlı vegan yoğurt ve peynirlerini çok daha uygun fiyatlı olarak piyasaya sürebiliyor. Itz Nutz’ın başarısı Türkiye sınırlarını da aştı, şirketin kurucu ortağı Ayşegül Yıldırım sorularımızı yanıtladı.
Marka nasıl oluştu? Hangi ihtiyaçla böyle bir girişime soyundunuz?
Itz Nutz’ın hikâyesi aslında Kamboçya’da yaşadığımız dönemde başladı. O yıllarda hem bölgedeki kaju üretimini yakından tanıma şansımız oldu hem de bu değerli hammaddenin ne kadar büyük bir potansiyel taşıdığını birebir deneyimledik. Eşim o dönemde Kamboçya’dan Türkiye’ye kaju ticareti yapıyordu; ben ise doktor kimliğim nedeniyle beslenme, bağırsak sağlığı ve temiz içerik konularına her zaman çok ilgiliydim.
Bir yanda kaliteli hammaddeye doğrudan erişim, diğer yanda sağlık temelli yaklaşımım birleşince, bu alanda sadece ticari değil, gerçekten değer üreten bir marka kurma fikri doğdu.
Türkiye’de o dönem bitkisel bazlı, fermente, katkısız ve fonksiyonel ürün alternatifleri çok sınırlıydı. Üstelik vegan ürün pazarında genellikle lezzeti yakalamak adına katkı maddelerine yüklenildiğini, sağlık tarafının ikinci plana atıldığını gözlemliyorduk. Biz ise tam tersine, lezzeti katkıyla değil doğal fermantasyonla ve temiz içerikle yakalayan, gerçekten sağlıklı bitkisel ürünler üretmek istedik. Bu bakış açısıyla; Türkiye’de başlayıp dünyaya açılabilecek, hem damak tadına hem de sağlığa hitap eden bir marka yaratma hedefiyle yola çıktık.

Peki vegan mısınız? Kendi ihtiyaçlarınızın markaya etkisi nasıl oldu?
Evet, veganım. Aslında veganlıktan önce de uzun yıllardır süt ve süt ürünleri tüketmiyordum. Bu nedenle kendi mutfağımda bitkisel alternatifleri hep kendim üretirdim. Bitkisel yoğurtlar, peynirler ve fermente ürünler benim için önce kişisel bir ihtiyaçtı. Zamanla bu üretim pratiği bir bilgi birikimine ve tutkuya dönüştü. Daha sonra veganlık felsefesini de yalnızca beslenme biçimi olarak değil, bir yaşam yaklaşımı olarak benimsedim. Bu da Itz Nutz’ın omurgasını doğrudan şekillendirdi. Ürünlerimizi geliştirirken “ben bunu gönül rahatlığıyla her gün tüketir miyim?” sorusu en temel referans noktamız oldu. Bu nedenle Itz Nutz’ta sadece hayvansal içermeyen değil; aynı zamanda katkısız, fermente, fonksiyonel ve gerçekten fayda üreten ürünler geliştirmeye odaklandık. Kendi ihtiyaçlarım, markanın bugün geldiği noktada en güçlü pusula oldu.
Markanın dönüm noktası Metro ile gelen iş birliği. Bu süreç nasıl gelişti? Daha büyük kitlelere ulaşmak üretim sürecini nasıl etkiledi?
Metro ile iş birliği bizim için gerçekten bir dönüm noktası oldu. Ürünlerimizi ilk kez bu ölçekte, profesyonel bir satın alma ve kalite ekibine tattırdık. Aldığımız geri bildirimler çok güçlüydü ve süreç birkaç tadım, Ar-Ge ve fiyatlandırma çalışmasından sonra hızla ilerledi.
Ancak büyük ölçekli üretime geçmek özellikle fermantasyon gibi hassas bir süreçte bazı zorlukları da beraberinde getirdi. Küçük ölçekte kontrolü kolay olan birçok parametre, endüstriyel ölçekte çok daha karmaşık hale gelebiliyor. Bu tarafta önümüzdeki dönemde gerçekleşecek yurt dışı planlarımıza da katkı sağlayacak ciddi bir öğrenme ve gelişim sürecinden geçtik. Öte yandan Metro ile çalışmak, fiyatlandırma tarafında da bizi yeniden konumlandırdı. Kaju bazlı ürünler zaten pahalı hammaddelerle üretiliyor. Biz ise bu ürünlerin sadece niş bir kitleye değil, daha geniş bir tüketici grubuna ulaşabilmesi için piyasadaki benzer kaju bazlı ürünlere kıyasla çok daha erişilebilir fiyatlar sunmaya başladık. Bu hem operasyonel verimliliğimizi hem de marka bilinirliğimizi artırdı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, tüm bu sürecin Itz Nutz markasını hem teknik olarak hem de ticari olarak çok daha sağlam bir noktaya taşıdığını net bir şekilde söyleyebilirim.
Hiç yatırım aldınız mı? Yeni yatırım veya ortaklık planları var mı?
Itz Nutz’ı tamamen kendi imkânlarımızla, küçük bir atölyede kurarak yola çıktık. İlk dönemlerde hem üretimi hem tüm operasyonu çok sınırlı kaynaklarla, büyük bir özveriyle yürüttük. Talep arttıkça ve ürünlerimiz daha fazla ilgi görmeye başladıkça, büyüme ihtiyacımız da kaçınılmaz hale geldi.
Bu süreçte bir Friends & Family yatırım turu gerçekleştirdik ve bunun ardından yeni tesisimize geçerek üretim kapasitemizi artırdık. Sonrasında Metro ve Migros gibi büyük perakende zincirleriyle çalışmaya başlamamız, markanın ticari olarak da bir üst lige çıkmasını sağladı.
2025 yılının ikinci yarısında ise bir melek yatırım alarak çok daha büyük bir üretim tesisine geçtik. Bu yatırım hem üretim tarafında ölçeklenmemizi hem de ihracat altyapımızı kurmamızı sağladı. Şu anda aktif olarak ihracat hazırlıklarımızı yürütüyor, uluslararası kalite ve operasyon standartlarına uyum konusunda yoğun şekilde çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde ise ihracatı hızlandıracak, global pazarlarda büyümemize katkı sağlayacak stratejik ortaklıklar ve yeni yatırım fırsatlarına da açığız.
Gelecek planlarınız neler? Ürün gamınızı genişletmeyi düşünüyor musunuz? Ne gibi yenilikler bekleyebiliriz?
Gelecek dönemde ürün konusundaki odağımız, mevcut ürünleri çoğaltmaktan ziyade yenilikçi, katma değeri yüksek ve gerçekten fark yaratan ürünlerle pazarda yer almak. Bu doğrultuda TÜBİTAK ile birlikte yürütmeyi planladığımız Ar-Ge projeleri var. Özellikle fonksiyonel, fermente ve ileri gıda teknolojileri içeren yeni nesil ürünler geliştirmeyi hedefliyoruz. Bununla paralel olarak, üretim tarafında ise hem kapasitemizi artıracak hem de daha verimli ve daha sürdürülebilir süreçler yaratacak yatırımlar planlıyoruz. Bu adımlar, kaliteyi korurken ölçeği de büyütmemizi sağlayacak.
İhracat tarafında ise süreci artık çok daha hızlı şekilde ilerletiyoruz. Geçen ay, bitkisel süt ürünleri dünyasının en çok referans verilen listelerinden olan Vegancheese.co’nun küresel değerlendirmesinde, ‘Baharatlı Vegan Peynir’ kategorisinde dünya birinciliğini elde ettik. Bu aynı zamanda Türkiye’den bir markanın değerlendirmede elde ettiği ilk birincilik oldu. Dolayısıyla hedefimiz bir “yerel butik marka” olarak kalmak değil, gerçek anlamda bir dünya markası olmak. İlk etapta öncelikli hedef pazarımız Almanya. Buradan başlayarak Avrupa başta olmak üzere Kuzey Amerika ve Orta Doğu gibi farklı bölgelere ulaşmayı planlıyoruz. Orta vadede ise yurtdışında üretim tesisi kurabilmek en büyük hedeflerimizden biri. Bunun için de global ölçekte büyümeyi destekleyecek uygun yatırım ve bütçe arayışımız olacak.
Tüm bu yolculukta en büyük motivasyonumuz ise Türkiye’de doğan bir markayı dünyada üretim yapan, rekabet eden ve ülkemizi gururla temsil eden bir başarı hikâyesine dönüştürmek olacak.