İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB), son iki sezondur Türk operasına odaklanan iddialı bir repertuvar politikası izliyor. Geçen sezon Ahmet Adnan Saygun’un ‘Gilgameş’ operası ile yakalanan yoğun ilgi, bu yıl yerini dünya prömiyerini yapan ‘Edusa’ ile daha da ileriye taşıyor.
Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda sahnelenen ‘Edusa’, tarihsel bir anlatıyı sahneye taşımakla kalmıyor; alışılmış opera estetiğinin sınırlarını zorlayan rejisi ve güçlü görsel evreniyle de dikkat çekiyor. Lidya ve Pers uygarlıkları arasındaki gerilim hattında şekillenen bir aşk hikâyesini merkezine alan eser, Anadolu’nun binlerce yıllık kültürel hafızasını bugünün sahne diliyle buluşturuyor. Librettosu İskender Pala imzası taşıyan yapıt, kültürün, etik değerlerin ve toplumsal hafızanın, iktidar ve zenginlikten çok daha kalıcı olduğuna ilişkin güçlü bir düşünsel omurga kuruyor. Ancak ‘Edusa’yı asıl tarihsel bir eşik hâline getiren unsur, bestecisi. Güldiyar Tanrıdağlı, bu eserle Türkiye Cumhuriyeti tarihinde operası sahnelenen ilk kadın besteci olarak kayda geçiyor. Klasik müzik, bale, film müziği ve uluslararası eğitimle şekillenen çok katmanlı birikimini bu eserde bir araya getiren Tanrıdağlı, geleneksel opera dili içinde kalarak epik, duygusal ve zamansız bir müzikal dünya kuruyor. Biz de hem Türk opera tarihi açısından bir dönüm noktasına imza atan hem de kendi sanatsal yolculuğunu bu eserle yeni bir aşamaya taşıyan Güldiyar Tanrıdağlı ile eserin yaratım sürecini, müzikal tercihlerini ve ‘ilk’ olmanın getirdiği duyguları konuştuk.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, operası sahnelenen ilk kadın opera bestecisi olmanın size hissettirdikleriyle başlayalım.
Eseri sahnelenen ilk kadın opera bestecisi olmanın gururu ve mutluluğu çok büyük. Ve elbette sorumluluğu da. Bugüne kadarki tüm birikimimi aktarmaya çalıştım.
Opera gibi tarihsel olarak erkek egemen bir formda üretim yaparken, kendi sesinizi bulma süreciniz nasıl şekillendi?
Bu süreci kısaca anlatmak isterim; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Piyano bölümü mezunuyum. Aynı zamanda çocukluğumdan itibaren, uzun yıllar klasik bale eğitimi aldım, profesyonel dans topluluklarında dans ettim. Avusturya Mozarteum’da konser piyanistliği alanında yüksek lisans yaparken ‘filmscoring’ eğitimi de aldım, opera korrepetitörlüğü yaptım. 2013 yılında ülkeme döndüğümden beri film ve dizi müziği besteliyorum. Az önce “Birikimimi aktarmaya çalıştım” derken de bunları kastettim aslında...
‘Edusa’nın librettosu güçlü bir kültürel, felsefi ve didaktik omurga taşıyor. Siz bu metni ilk okuduğunuzda müzik size nereden ‘konuşmaya’ başladı?
Hikâyenin zamanı ve bir o kadar zamansızlığı benim de çerçevemi ne kadar geniş tutmam gerektiğini hatırlattı bana. Ben de iyice ‘öz’e dönmeye, hangi yüzyılda yaşarsak yaşayalım, insan olarak en derinde hissettiğimiz duygulara yaklaşmaya çalıştım.
Eserde Lidya’nın zenginliği, altın ve iktidar temaları var. Siz bu kavramları müzikal olarak nasıl karşılıklandırdınız?
Bu zenginlik ve ihtişam bende epik bir müzik olarak karşılık buldu. Orkestrasyonu, koroyu bu yönde şekillendirdim.
Duyguyu izleyiciye aktarmak
‘Edusa’nın kadın merkezli bir anlatı olması, bestecilik yaklaşımınızı etkiledi mi? Kadın karakterin iç dünyasını kurarken farklı bir müzikal hassasiyet geliştirdiniz mi?
Açıkçası ben hikâyenin tamamına, her sahnesine ve atmosferine, her karakterine, o anki duygusunu izleyiciye aktarmak üzere yaklaştım. O yüzden ben ‘kadın merkezli’ anlatım olarak baktığımı söyleyemem ama belki siz ‘Edusa’nın bir aryasında, annesi ‘Namirek’in feryadında bir kadın besteci sesini duyarsınız.
Klasik opera geleneği ile onun dışında kalan müzik dili arasında nasıl bir denge kurdunuz? Bir köprü kurduğunuzu söyleyebilir miyiz? Ya da yeni bir dil mi öneriyorsunuz?
Ben müziğimi opera geleneği çerçevesinde yazdım. Yeni bir dil önerme amacım yok açıkçası; bu konuda geleneksel olduğumu söyleyebilirim. Bence asıl yenilik sahnelemede, rejide, görsel tasarımlarda. Günümüz teknolojisinden yararlanarak geçmişle köprü oluşturma görevini rejisörümüz Caner Akın ve ekibi büyük başarıyla gerçekleştirdiler.
Dünya prömiyeri yapan bir operada, müziğin sahneyle ilk kez buluştuğu anda ne hissettiniz?
Çok büyük heyecan ve mutluluk yaşadım. Her bestecinin en yüksek duyguları yaşadığı andır diye düşünüyorum.
Bu eserle birlikte genç kadın opera bestecilerine bir kapı açıldığını düşünüyor musunuz?
İlham olabildiysem ne mutlu bana. Ancak ben kapıların kapalı olduğunu pek düşünmemiştim. Zira bana teklif İDOB tarafından geldi; bu yüzden “Kapı açtım” dersem haksızlık etmiş olurum.
Edusa’yı 30 Nisan’da Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Salonu’nda izleyebilirsiniz.