Müzisyen Moby, Oscarlı yıldız Joaquin Phoenix, şarkıcı Billie Eilish, Hollywood yıldızı Woody Harrelson ve oyuncu Kıvanç Kılınç… Beğeniyle takip edilen bu isimlerin ortak noktaları vegan oluşları ve hayvanlara sömürünün, eşitsizliğin giderilmesini dert edinmeleri...
Yıllar öncesinden ‘Muhteşem Yüzyıl’ın Ferhat Paşa’sı, bugün ‘Gibi’ dizisinin İlkkan’ı, Kıvanç Kılınç son 5 aydır etik nedenlerle vegan. Sevilen oyuncu ile veganlığa giden yolculuğunu konuştuk.
Uzun yıllardır vejetaryen beslendiğinizi biliyoruz ve artık vegan oldunuz. Öncelikle biraz işin başlangıcına dönersek neden vejetaryenlik ve şimdi de veganlık?
Yedi yıldır vejetaryendim ve beş aydır veganım. Aslında benim için bu süreç on beş yıl önce başladı. 2011 yılının Ocak ya da Şubat ayıydı, o sıralar Muhteşem Yüzyıl’da oynuyordum. Çok kalabalık ve uzun bir set gününde karavanda vakit öldürürken YouTube’da ‘Earthlings’ çıktı karşıma. Açıklamasını okudum ve seyretmeye başladım. Korkunçtu. Kısa bir süre sonra hem görsel hem de vicdani olarak katlanılamaz bir şeye dönüştü. Aslında film yeni bir şey söylemiyordu benim için, hayvan sömürüsüne ilişkin hepimizin bildiği gerçekleri tekrar ediyordu; bildiğimiz ve kasıtlı bir görmezden gelmeyle yok saydığımız şeyleri. Dehşete kapılsam da sonuna kadar seyrettim. Çok sarsıldım tabii.
Sizin için bir dönüm noktası olmuş anlaşılan…
Bilginin getirdiği bir sorumluluk vardır ya. Artık bu bilgiyle hayatıma nasıl devam edeceğim, diye düşündüm. “Bir şeyler yapmak gerek, bu yanlış!” dedim. Arkadaşlarımla, yakınlarımla uzun uzun konuştum, filmi seyretmelerini istedim; kimse baştan sona seyredemedi. Belki tek başına denemektense kalabalık bir girişim daha faydalı olur, birbirimize destek olursak bu hususta bir şeyler yapmak daha kolay olur diyordum ama denemeye, araştırmaya, daha fazla öğrenmeye yanaşan olmadı. Danışıp tecrübelerini dinleyeceğim, yol gösterecek bir tane bile vejetaryen tanıdığım yoktu. İnternetin olanakları, paylaşım kültürü ve bizim kullanıcı reflekslerimiz de bugünkü gibi değildi o zaman. Bir süre sonra rahatlatıcı gerekçelere sığınıp eski hayatıma geri döndüm ben de.
Neydi sizi tekrar tetikleyen peki?
Bundan yedi yıl sonra yine bir filmin tetiklemesiyle (Cowspiracy) aynı yerde buldum kendimi, bu kez eylemsiz geçmiş yılların pişmanlığı da eklenmişti vicdani yükümün üstüne. Üç tane kedim vardı o zaman. Kediyi, köpeği evcil hayvan diye kategorize edip onlardan hiçbir farkı olmayan diğer hayvanları gıda, kıyafet, kobay olarak etiketlemek gittikçe büyüyen bir iç çelişki yaratmaya başladı. O hafta epey okuyup araştırdım, endüstriyel hayvancılığın küresel ısınmanın da önemli sebeplerinden biri olduğunu öğrenmem süreci daha da hızlandırdı ve kararımı verip vejetaryen oldum. Hem bu kez bir süredir vejetaryen beslenen, deneyimlerini benimle paylaşabilecek bir arkadaşım da vardı -sevgili Barış Özgenç, selam olsun.- Konforlu alandan çıkmak hepimiz için elbette çok zor ama bu kararı almak ve uygulamak bizi başka biri yapıyor. Çoğunlukla da daha iyileşmiş biri. Cümlem yanlış anlaşılmaya müsait olduğu için altını çizmek isterim: “Daha iyi biri” değil, iyileşmiş biri... Bir kez konfor alanından çıkma cesareti göstermek, bedel ödemeye razı gelmek ve de ödemek insanı geliştiren, büyüten bir şey. İyileşmek derken bunu kastediyorum.
Peki ya vegan olmak kararı, onu nasıl aldınız?
Sadece etsiz beslenmek mühim fakat çok küçük bir adımdı. “Bu yeterli değil, ya hep ya hiç!” gibi düşüncelere kapılıp gittiğim de oldu ama sonuçta bir adım atmıştım ve gerisi elbet gelecekti. Çünkü hedeflediğim bütünsel bir etik yaklaşımdı ve her şey bir anda başarılamıyordu. Yedi yıl vejetaryen beslenerek yaşadım. Bu yıllar içerisinde zaman zaman hayvansal ürünleri hayatımdan çıkarmaya çalıştığım küçük ‘provalarım’ oldu. Son zamanlarda her peynir, yumurta vb yediğimde vicdan azabı daha belirgin olmaya başlamıştı. Ağustos başında yine bir videonun tetiklemesiyle artık vaktimin geldiğini anladım. Instagram’da kesimden önce “elektrikli su banyosu ile sersemletilen” ve “gaz odasında zehirlenen” tavukların görüntülendiği bir videoydu. Bu ve benzeri uygulamalara maruz kalan hayvanların varlığının farkında olarak aynı şekilde yaşamaya devam edersem vicdan azabımın beni tüketeceğini düşündüm. O günden beri vegan yaşıyorum ve daha iyi hissediyorum.
Hayvan sevginiz özellikle evcil hayvanlarınızla olan ilişkileriniz sosyal medyanıza çok pozitif yansıyor. Biraz söz ettiniz aslında ama vegan olma yolculuğunuzda bu sevginizin etkisi de güç verdi size anlaşılan?
Hayvanseverlik sıklıkla evcil hayvanları sevip onların haklarını savunmak ve kürke, avcılığa karşı olmak ekseninde sıkışmış bir yaşam pratiği çoğu insan için. Ben de onlardan biriydim. Çünkü ‘evcil hayvan’ ve ‘besin’ diye sınıflandırmak içsel çelişkiyi azaltmaya yardımcı oluyor. Kürke ya da avcılığa karşı olmak pratikte eylem gerektirmiyor, karar almaya ve uygulamaya zorlamıyor bizi. Gıda, kıyafet, kobay dediklerimizin hayatının da en az birlikte yaşadığımız canlılarınki kadar kıymetli olduğunu hepimiz biliyoruz ama bu bilgiyle hareket etmek pek çok majör değişikliği de beraberinde getiriyor. Yeme içme, giyim, kozmetik ve belki eğlence alışkanlıklarımızı değiştirmek gibi. Bu elbette hiç kolay değil. Vegan yaklaşımı “Bütün hayvanlar eşittir, hepsini sevelim, zarar vermeyelim!” gibi romantik slogan bir cümleye indirgemeye değil sömürülebilir hayvanlar kategorisini ve bu iktisadi düzendeki konumumuzu sorgulamaya ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Geçen yıl yedi ay arayla iki kedimi de kaybettim maalesef. Kutsi 17, Pembe 18 yaşındaydı gittiğinde. Hayatımın neredeyse yarısını paylaştım onlarla. Tahammülü, telafisi mümkünsüz bir eksiklikle yaşıyorum uzun zamandır. Bitmeyen bir yas ve yoksunluk hissiyle. Şimdi huzurlu, güzel bir korulukta yan yana yatıyorlar. Benim büyük bir parçam da orada, yanlarında.
Hem vejetaryen hem de şimdi vegan beslenmek dizi ve film setlerinde, tiyatro turnelerinde size ne gibi zorluklar yaşattı?
Bildiğim ve tecrübe ettiğim kadarıyla setlerde vejetaryen ve vegan seçenekler epeydir mevcut artık. Hatta glütensiz menülere dahi ulaşmak mümkün. Sahnede bir şey yenmesi gerekiyorsa da ekipler bu hususta hassasiyet gözetiyor. Sanat ekibi size göre hazırlıyor yenen aksesuarı, mesela karakter sahnede köfte yiyorsa, sizin için ete oldukça benzeyen bir falafel ya da sebze köftesi yapıyorlar. Ben yaşamadım ama giymeyi tercih etmediğiniz bir materyalden yapılmış bir kostüm konusunda da ekiplerin hemen çözüm üreteceğini düşünüyorum. Tiyatroda da benzer çözümler elbette mümkündür. Sadece turnelerde yemek masaları bazen fazla gelebiliyor. Bu tamamen bireysel toleransınızla ilgili elbette. Mesela oyun sonrası hep birlikte bir masada yenir, içilir ve sohbet edilir turnede. Gidilen yerin meşhur bir lezzeti varsa onu tatmak âdettir, lezzet deyince de etten başka bir seçenek söz konusu olamıyor ülkemizde. Fakat herkes elinden geldiğince sizin konforunuz için çalışıyor. Mekâna ekipte vegan/vejetaryen olduğu bilgisi zaten gidiyor ve size özel hazırlanmış bir menünün başında buluyorsunuz kendinizi. Başka etkenlere bağlı olarak (fiziksel bir rahatsızlık, yorgunluk vs) kokusu, görüntüsü nadiren rahatsız edici olabiliyor masadaki etin ama masada birlikte sahneye çıkıp işinizi icra ettiğiniz sevdiğiniz insanlar var, eğleniliyor, sohbet ediliyor ve doğal olarak bu birlikteliğin kıymeti rahatsızlığınıza ağır basıyor. Çözüm elbet bulunuyor. Mesele zaten sosyal adaptasyonu yönetebilmek: Hem sınırları korumak hem akışta kalmak...
Vegan tariflerinizi sosyal medyanızdan paylaşmanızı çok önemli buluyorum. Veganlığın marjinal olduğu ya da sağlıksız olduğu yönündeki iddiaları da bir nebze çürütüyor bence.
Mutfakta vakit geçirmeyi, bir şeyler yapmayı, denemeyi çok seviyorum! Etsiz olan her şeyi evde yapabildiğim ve mümkünse hep evde yemeyi tercih ettiğim için vejetaryen olduktan sonra dışarıdan yemek söyleme/ yeme alışkanlığım epey azalmıştı. Veganlıkla birlikte yepyeni bir sürü besin ve tarif girdi hayatıma, yemediğim hatta sevmediğim şeyleri bayılarak yemeye başladım. Mesela kırk yıl uzak durduğum brokoli, karnabahar, kereviz sürekli tükettiğim şeylere dönüştü. Tofu girdi mutfağıma ilk kez. Keza yeşillikler, pırasa, kinoa, yulaf, mesafeli olduğum meyve ve sebzeler… Keten, çiya gibi tohumlar… Zaten vegan yaşamaya başlayınca beslenme/yeme alışkanlıklarımızın ezberlenmiş birtakım bilgiler olduğunu anladım. “O tereyağsız yenmez! Bu yumurtasız olmaz! Kahvaltıda bu mu yenir! Şunu yoğurtla yiyeceksin!” Bunların hepsi ezberlenmiş üstelik çoğu da bize ait olmayan fikirler. İnsan istediği takdirde rahatlıkla uyumlanabiliyor, dahası zevk dahi alıyor kendi ezberini bozmaktan. Alışkanlıklar esneyebiliyor, onlara prensip muamelesi yapmak zorunda değiliz.
Marjinallik konusuna gelince… Özellikle ülkemizde, marjinal bulunabilir çünkü et mutfağımızın ve kültürümüzün mühim bir parçası fakat sağlıksız olmak bir yana iyi planlanmış bitkisel beslenmenin pek çok faydası olduğunu gösteren çok sayıda kaynak olduğu da bir gerçek.
Tariflerin devamı gelecek mi peki?
Eskiden de yaptığım yemeklerin, tatlıların görselini zaman zaman paylaşırdım. Şu ara vaktimin bir kısmını vegan tariflere ayırıyorum. Bunları fotoğraf yahut video olarak paylaşmaktan da hoşlanıyorum. Madem fırsatım oldu şunu da söyleyeyim: Videolarımın yeteri kadar “profesyonel” olmadığı geri bildirimini alıyorum sıklıkla, profesyonel destek teklifleri alıyorum. Halbuki videoların amacı vegan tariflerin gündelik hayatta rahatlıkla uygulanabilir, lezzetli ve keyifli olduğunu göstermek. Bunu biçimsel bir kaygı güderek değil bilakis pijamamla, kötü beyaz ışıklı mutfağımda, arkada kombi boruları görünürken yapmak hoşuma gidiyor. Çünkü hakikat o. Biçimsel kaygıların içeriğin fersah fersah ötesine geçtiği bu dönemde, genel geçer estetiktense yapılabilirliği ve yalınlığı benimsemek kıymetli geliyor. Devamı gelir mi, bilmiyorum. Belki yakın zamanda hevesimi alıp bırakırım. Hayatımı vegan videolar çekerek kazanmayı ya da “içerik üreticisi” olmayı planlamıyorum. Kendim denerken paylaşmak hoşuma gidiyor. Bir de şu görülsün istiyorum, vegan beslenme tercihi seçeneklerinizi azaltmıyor, çoğaltıyor!
Eskiden vejetaryen veya vegan olduğunuz söylediğinizde tepki gördünüz mü? Yakın çevreniz veya işiniz gereği çalıştığınız kişilerden?
Tepki görmez olur muyum! Vejetaryen olduğumu söylediğimde annem dehşete düşmüştü ve muhtemelen kısa süre sonra öleceğimi düşünmüştü. Annelik elbette biraz bunu gerektirir tabii. Şaka bir yana, vegan/vejetaryenlerin karşılaştığı iki tür temel tepki var gözlemlediğim ve deneyimlendiğim kadarıyla. Ya hemen birtakım şakalara (Bitkiler de canlı değil mi? Tavuk da mı yemiyorsun… Balık peki?) maruz kalıyorsunuz ya da “Proteini nereden alıyorsun?” sorusuna. Ben bunları çoğu zaman kişisel bir saldırıdan ziyade, insanların kendi alışkanlıklarıyla ve vicdanlarıyla aralarındaki gerilimi azaltma refleksi olarak görüyorum. Bir yandan herkes hayvana eziyetin kötü bir şey olduğu hususunda hemfikir, öte yandan alışkanlıklarımızı değiştirmek -haliyle- zor geliyor. O zorluk da bu şekilde şakaya sığınılarak hafifletiliyor.
Veganlara yönelik olumsuz önyargılardan biri de ahlaki üstünlük taslayıp vegan olmayanlara kendilerini kötü hissettirdikleri.
Ben -ve tanıdığım hiçbir vegan- kimseye ahlaki üstünlük taslamak için yaşamıyorum. Sadece kendi adıma daha tutarlı bir yerde durmaya çalışıyorum. Espri ve şakalara maruz kaldığımda da artık tartışmayı büyütmek yerine sakin ama net bir sınır koyuyorum: “Merak ediyorsan anlatayım; değilse konuyu burada kapatalım.” Bu hem benim için daha sağlıklı hem de karşılıklı saygıyı korumayı gözeten bir yaklaşım. Çünkü bu öznel bir karar. Benim dünyayı vegan yapmak ya da vegan olmayanlara kötü, eksik hissettirmek gibi bir arzum yok. Herkesin eylemini/tercihini kendi vicdanı belirlemeli.
Vegan olduktan sonra sağlığınızda bir değişim hissettiniz mi? Olumlu ya da olumsuz yönde etkileri oldu mu? Malum bitki bazlı diyete yönelik çok fazla eleştiriler oluyor.
Biraz kilo verdim ki bu son derece olağan. Hayvansal gıdaların enerji yoğunluğu bitkisel alternatiflerininkine göre çoğunlukla daha yüksek oluyor. Vegan beslenmede lif ve su oranı yüksek gıdalar arttığı için enerji yoğunluğu düşüyor ve fark etmeden daha az kalori alıyorsunuz. Zaten son dört yıldır sağlığıma dikkat etmeye çalışıyorum. Dört yıldır evde düzenli egzersiz yapıyorum, sigarayı bırakalı üç buçuk yıl oldu, şeker ve ambalajlı/işlenmiş gıda nerdeyse yok. Hayatım boyunca olmadığım kadar fitim. 30 yaşımda 96 kiloydum ve kolesterol sorunum vardı. Şimdi 43 yaşımda ve 77 kiloyum. Vegan yaşamaya geçmeden hemen önce bir tam kan tahlili yaptırmıştım; altıncı ayım dolduğunda yeni bir kan tahlili yaptıracağım ve ikisini karşılaştırmayı sabırsızlıkla bekliyorum. Kısaca kendimi daha dinamik ve görece sağlıklı hissediyorum ama amacım bunu sadece hissederek deneyimlemek değil, veriyle de takip ve teyit etmek.
Sokak hayvanlarına yönelik çıkarılan yasa yürürlükte ve kimi belediyelerin vahşi uygulamaları devam ediyor. Bir vegan olarak bu durum nasıl karşılıyorsunuz, elimizden geleni yapsak da yaşadığımız acı ve vicdan azabı geçmiyor.
Maalesef dehşet verici şeyler yaşıyoruz. Veganlık bir yana eser miktarda vicdan sahibi birinin akıl sağlığını ziyadesiyle etkileyecek bir vaziyet. Çok üzgünüm. Öfkeli ve çaresiz hissediyorum. Bu karanlıkta bile çaresizliğe teslim olmak yerine yaşatmaya yönelik çözümleri desteklemek gerektiğini düşünüyorum. Kısırlaştırmak, tedavi etmek, yaşanabilir koşullar sunmak ve elbette dayanışmayı, yardımlaşmayı büyütmek. Öznel olarak da imkânlarım el verdiğince bir hayvanı bir öğün de olsa doyurmayı, beş dakika da olsa sevildiğini hissettirmeyi borç biliyorum. Naçizane, kendimize ve çevremize şunu hatırlatmayı kıymetli buluyorum: Bir canı kurtarmak dünyayı kurtarmaktır.