6 Şubat sabahı yalnızca binalar yıkılmadı, şehirlerin hafızası, insanların güven duygusu ve gündelik hayatın en sıradan ritmi de enkazın altında kaldı. Deprem bölgesinde ilk günlerde ihtiyaç nettir: Barınak, su, yemek. Ama zaman geçtikçe başka bir eksik daha görünür olur; hayata yeniden tutunma ihtiyacı. İşte tam bu noktada, “yardım dağıtıp gitmek” ile “orada kalıp birlikte yeniden kurmak” arasındaki fark belirleyici hale geliyor. İbrahim Çeçen Vakfı, deprem sonrası sahaya yalnızca acil destekle değil, kalıcı yaşam alanları, okullar ve üretim atölyeleriyle indi. Yönetim Kurulu Başkanı Günseli Çeçen bu yaklaşımı tek bir kavramla özetliyor: “Dayanışmacı filantropi.” Yani yardım değil, birlikte ayağa kalkma iradesi.
6 Şubat depremlerinin ardından vakıf olarak nasıl bir organizasyon kurdunuz? Kriz anında sizi en çok zorlayan ve en hızlı çözüm ürettiğiniz alan ne oldu?
IC Holding, Türkiye’nin yarım asırlık köklü bir grubu. Kurucumuz İbrahim Çeçen’in insan ve toplum odaklı mirasından yola çıkarak kurulan vakfımız ise 2004 yılından bu yana sosyal etki yaratmaya, toplumsal fayda oluşturmaya ve en önemlisi kalıcı iz bırakmaya devam ediyor. Kurulduğumuz ilk günden bu yana fayda sunmayı ve değer yaratmayı bağış yapmasının ötesine taşımayı ilke edindik. Birlikte çözüm üretelim, ortak fayda yaratalım ve toplumda beraber bir dönüşüm sağlayalım istedik. Tüm bu çalışmalarımızı ve yaklaşımımızı tek bir kavramla tanımlıyoruz: ‘Dayanışmacı filantropi’. Bu yaklaşım yalnızca acil yardımla sınırlı kalmayı değil; sahada kalmayı, birlikte üretmeyi ve hayat yeniden normale döndüğünde de sorumluluğu sürdürmeyi gerektiriyordu. 6 Şubat depremlerinin ilk anından itibaren bölgede yer aldık. Gönüllü çalışanlarımızın özverili katkılarıyla öncelikle arama-kurtarma çalışmalarına destek verdik. Ardından depremden etkilenen bölge halkının barınma ihtiyaçlarını karşılamak ve hayatlarını yeniden kurmalarına katkı sağlamak İbrahim Çeçen Vakfı Yaşam Alanı’nı inşa ettik. Bin 500 kişiye barınma imkanı sunan bu yaşam alanı; konteyner evlerin yanı sıra sosyal ve eğitim alanlarını da kapsayarak, yalnızca bir geçici barınma değil, birlikte iyileşme ve yeniden başlama zemini oluşturdu.
Birçok kurum acil yardım sağladı; siz ise kalıcı projelere odaklandınız. Geçici destek ile uzun vadeli kalkınma arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?
‘Dayanışmacı filantropi’ yardım ile kalkınma arasındaki dengeyi doğal olarak kuran bir model. Acil destek hayatiydi; ancak biz biliyoruz ki yardım bittiğinde hayat bitmemeli. Bu nedenle geçici yardımları, istihdama, eğitime ve üretime dönüşen bir sistemle tamamladık. İskenderun Yaşam Alanı ve Yaşam Atölyeleri bu anlayışın en somut karşılığı oldu. Kadınların üretime katıldığı, çocukların güvenli eğitim alanlarına kavuştuğu, topluluk duygusunun yeniden inşa edildiği bir yapı kurduk. Yani yardım, kalıcı bir dayanışma zincirine dönüştü.
Ben de yıllardır kadınlarla, gençlerle, öğretmenlerle, annelerle yan yana çalışırken şunu çok net gördüm: İnsana dokunan her dönüşüm, ancak insanın içinden filizlendiğinde kalıcıdır. Çünkü bir başkasına verilen destek, ancak birlikte üretildiğinde gerçek bir dönüşüme dönüşür. Burada tek yönlü bir destekten değil, çok aktörlü bir iş birliğinden bahsediyoruz. IC Holding’in yarım asrı aşan birikimini, vakıf deneyimimizle birleştiriyoruz. Şirketlerimizin, iştiraklerimizin profesyonellerinden akademisyenlerimize; gönüllülerimizden bursiyerlerimize, hatta mezunlarımıza kadar herkes bu sistemin bir parçası oluyor. Kadınların güçlenmesi ise bizim için sadece bir sorumluluk alanı değil; toplumsal kalkınmanın en önemli ön koşulu. Bunun en güzel örneklerinden biri de deprem sonrası bölgede yürüttüğümüz İskenderun Yaşam Atölyeleri oldu. Burada 550 kadına ulaştık. Kadınlar hem üretime katıldı hem de ekonomik bağımsızlık kazandı.

Bölgede özellikle eğitim, barınma ve sosyal yaşam alanlarında hangi somut yatırımları hayata geçirdiniz?
Deprem sonrası bölgede yalnızca barınma değil, hayatın yeniden kurulması gerekiyordu. Bu nedenle yaşam alanlarını sosyal, eğitsel ve üretim odaklı kurguladık. En somut örneklerden biri, İskenderun Nezahat Çeçen Anaokulu ve İlkokulu. Çocukların eğitim hayatına kesintisiz devam edebilmesi, bir bölgenin normalleşmesindeki en kritik eşiklerden biri. Bunun yanı sıra yaşam alanlarımızda kadınlar için atölyeler, çocuklar için güvenli sosyal alanlar ve topluluk bağlarını güçlendiren ortak mekanlar oluşturduk. Yaşam atölyeleri ise kadınların toplumsal yaşama yeniden dahil olmalarının ve ekonomik bağımsızlıklarını yeniden kazanmalarının; derin bir şekilde zarar gören toplumsal dokuyu onarmanın önemli bir bileşeni olduğu bilinciyle hayata geçirildi.
Sporun moral ve toplumsal iyileşme gücü çok konuşuldu. Hatayspor’a verdiğiniz destek nasıl şekillendi?
Spor kulüpleri, afet sonrası şehirlerin hafızasını ve kimliğini ayakta tutar. Hatayspor da Hatay için sadece bir futbol kulübü değil; birlikte ayağa kalkma iradesinin sembolü. Kadınların ürettiği formaların Hatayspor’un altyapı oyuncularında hayat bulması, dayanışmacı filantropinin en güçlü örneklerinden biri oldu. Bir yanda üretime katılan kadınlar, diğer yanda hayallerinin peşinden koşan genç sporcular… Bu bağ, bir şehrin moralini yeniden inşa ediyor. Hatay’ın İskenderun ilçesinde, 6 Şubat depremlerinin ardından açılan dikiş kurslarında meslek öğrenen kadınlar; Atakaş Hatayspor’un altyapısında oynayan futbolcular için 3 bin forma, yağmurluk ve eşofman üretti. Kadınlar futbol aracılığıyla “şehrin kahramanları” olmayı başardı.
Yardım odaklı değil, ekonomiyi yeniden ayağa kaldıran bir model kurmak neden önemli?
Çünkü yardım geçicidir, ekonomi kalıcıdır. Dayanışmacı filantropi, bağışı bir son değil; bir başlangıç noktası olarak görür. Kadın üretmezse, genç istihdam edilmezse, eğitim süreklilik kazanmazsa; afet sonrası iyileşme yarım kalır. Bizim hedefimiz, bölgede kendi ayakları üzerinde durabilen bir sosyal ve ekonomik yapı oluşturmak.
Özel sektör/vakıf/yerel yönetim iş birliği sizce nasıl daha sistematik hale getirilebilir? Deprem bölgesi için eksik gördüğünüz en kritik halka ne?
En kritik halka, süreklilik ve sahiplenme. Afet anında herkes sahada; ancak asıl farkı yaratan, hayat normale döndüğünde de orada olmaya devam etmek. Biz bunu daha önce Van’da, Erzincan’da yaptık. Bugün de İskenderun’dayız. Ve en önemlisi: Gitmedik, gitmeyeceğiz. Özel sektörün bilgisi ve kaynağı, vakıfların saha deneyimi ve yerel yönetimlerin yerel gücü bir araya geldiğinde kalıcı etki mümkün oluyor.
Bölgeye destek olmak isteyen iş dünyasına ve sivil topluma tek bir çağrı yapacak olsanız, ne söylersiniz?
Toplumla birlikte büyümek, bizim için sadece destek vermek değil; yol açmak, alan açmak demek. Bu bakış açısıyla açık bir çağrıda bulunmak isterim. “Gelin, birlikte üretelim. Birlikte insan yetiştirelim. Birlikte kalıcı sosyal etki yaratalım”. Bu çağrı, klasik bir sosyal sorumluluk davetinin ötesinde; uzun vadeli ve anlamlı bir stratejik ortaklık çağrısı. Afet bölgelerine yalnızca yardım etmek için değil; birlikte üretmek ve birlikte güçlenmek için gelin. Biz bugün İskenderun’dayız, yarın da burada olacağız. Çünkü afet sonrası hayat normale döndüğünde de dayanışmaya ihtiyaç bitmiyor. İyilik, ancak birlikte ve uzun soluklu olduğunda kalıcı iz bırakıyor.