“Ne yiyorsan osundur.” Peki gerçekten öyle mi? Beslenme tercihlerimizi neye göre şekillendiriyoruz? Bitki bazlı beslenmeyi seçenlerin kişilik özellikleri bu tercihlerinde nasıl bir rol oynuyor? Bu, karakter meselesi mi, yoksa biyolojik ritmimizle de bağlantılı olabilir mi?
İtalya’da yapılan yeni bir araştırma, bu sorulara yanıt aradı. Dünyanın önde gelen hakemli bilimsel yayıncılarından Frontiers’ın ‘Frontiers in Nutrition’ dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, bitki ağırlıklı ve hayvansal kaynaklı gıdaların daha az tüketildiği bir beslenme biçimine yönelmek, yalnızca kişinin inançlarıyla değil, mizacı ve biyolojik ritmiyle de bağlantılı olabilir.
738 yetişkin İtalyan üzerinde yapılan çalışma, hayvansal kaynaklı gıdaların azaltıldığı; baklagiller, tam tahıllar ve sebzelerin daha fazla yer aldığı beslenme düzenlerini inceledi. Çalışmada bu beslenme biçimiyle ilişkili kişilik özelliklerinin yanı sıra kronotipe, yani kişinin biyolojik saatine bağlı olarak günün hangi saatlerinde kendisini daha enerjik, verimli ya da uykulu hissettiğine de bakıldı. Araştırmaya katılanların 146’sı, yani yüzde 19,78’i, araştırmacıların ekolojik olarak sürdürülebilir beslenme için belirlediği ölçütleri karşıladı. Araştırmacılar bu dağılımın, İtalya’nın 2024 yılına ait ISTAT verileriyle de uyumlu olduğunu belirtiyor; söz konusu verilerde katılımcıların yüzde 85,5’i kendisini ‘hepçil’ olarak tanımlıyor.
YENİLİKLERE AÇIK OLMAK BESLENMEDE ETKİLİ
Yapılan çalışmada, yaş, cinsiyet ve vücut kitle indeksi gibi faktörleri de dikkate alarak hangi psikolojik ve biyolojik özelliklerin sürdürülebilir bir beslenme biçimine yönelmeyle ilişkili olduğu incelendi. Analizde hiyerarşik ikili lojistik regresyon yönteminden yararlanıldı. Sonuçlarda iki farklı kişilik özelliği özellikle öne çıktı. ‘Deneyime açıklık düzeyi’ yüksek olanların bu tür bir beslenme biçimini benimseme olasılığı yüzde 60 daha yüksekken, ‘uyumluluk düzeyi’ yüksek kişilerde bu olasılık yüzde 43 arttı. Sabahçıl olma eğilimi de sürdürülebilir beslenmeyle olumlu yönde ilişkiliydi; ancak bu ilişkinin etkisi kişilik özelliklerine göre daha sınırlı kaldı. Kadınların bu beslenme biçimini benimseme olasılığı erkeklerin yaklaşık üç katıydı. Yaş ilerledikçe ise ekolojik olarak sürdürülebilir bir beslenme biçimini benimseme olasılığı bir miktar azaldı.
DIŞA DÖNÜKLERDE OLASILIK DAHA DÜŞÜK
Beklentilerin aksine iki sonuç ortaya çıktı. Dışa dönüklük ve dürüstlük-alçakgönüllülük düzeyi arttıkça, bitki ağırlıklı beslenme biçimini benimseme olasılığı ise düşüyordu. Başka bir deyişle, bu iki özelliğin daha belirgin olduğu kişiler bitkisel ağırlıklı bir beslenmeye daha az yöneliyordu. Dışa dönüklükle ilgili sonuç, bu kişilerin daha sık sosyal ortamlarda yemek yemesi ve bu ortamlarda et ağırlıklı seçeneklerin daha yaygın ve normatif olmasıyla açıklanıyor. Dürüstlük-alçakgönüllülük boyutunda ise araştırmacılar, bu kişilik özelliğinin geleneksel normlara bağlılıkla ilişkili yönünün, hâlâ standart dışı olarak görülebilen beslenme biçimlerinin benimsenmesini zorlaştırabileceğini düşünüyor.
Çalışmada bazı önemli sınırlılıkların olduğunu da atlamamak lazım. Kesitsel bir araştırma olması nedeniyle bulguların neden-sonuç ilişkisi kurmaya yetmeyeceğini özellikle belirtiyor araştırmacılar. Beslenme alışkanlıkları, kişilik özellikleri ve kronotipe ilişkin verilerin tamamının katılımcıların kendi beyanlarına dayanması da sonuçların temsil gücünü etkileyebilecek bir başka unsur. Üstelik araştırmada kurulan model, beslenme tercihlerindeki değişimin yalnızca yüzde 12,4’ünü açıklayabildi. Ekip ayrıca sürdürülebilirliği yalnızca tüketilen gıda gruplarının sıklığı üzerinden değerlendirdi; gıda israfı, mevsimsellik ve üretim yöntemi gibi sürdürülebilirlik açısından önemli başka unsurları araştırmanın dışında bıraktı.
BİTKİ BAZLI ÜRÜNLERDE PROFİLE GÖRE PAZARLAMA
Araştırmacılara göre bu sonuçlar, özellikle bitki bazlı ürün geliştiren ve pazarlayan şirketler için de yol gösterici olabilir. Farklı kişilik özelliklerine sahip tüketicilere farklı mesajlarla ulaşmanın mümkün olduğunu belirten çalışma, bu konuda çeşitli öneriler de sunuyor. Açık fikirli tüketiciler için mutfakta yenilik ve keşif duygusu öne çıkarılabilirken, uyumluluk düzeyi yüksek kişilerde hayvan refahı ve özveri temaları etkili olabilir. Dışa dönük tüketicilerin ise geleneksel seçeneklere yönelme olasılığının daha yüksek olması nedeniyle sosyal yemek ortamlarında farklı stratejiler geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Çalışmada varılan temel sonuç ise şu: Beslenme tercihlerinin ardındaki bireysel özellikleri anlamak, daha sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarına geçişi destekleyecek yöntemlerin geliştirilmesine yardımcı olabilir.
PEKİ TÜRKİYE’DE TABLO NASIL?
Araştırmanın sonuçlarının bazıları beni şaşırttı. Tam bir sabah insanı olmama rağmen vegan olmamda bunun bir etkisinin çıkmaması biraz üzdü. Kadınların bitki ağırlıklı beslenme olasılığının erkeklerden yaklaşık üç kat fazla olması ise bana hiç şaşırtıcı gelmedi. Uyumluluk bana uzak bir konu ama yeniliklere açık olmak biraz cesaret gerektirdiği için araştırmanın bu sonucuyla kendim arasında bir bağlantı kurabildim. Aslında Türkiye’de de benzer bir araştırma yapılsa oldukça aydınlatıcı olabilir. Türkiye’de veganların sayısına ilişkin elimizdeki araştırmalar kesin bir resmî istatistik sunmuyor; ancak Sia Insight’ın 2023 tarihli Türkiye Beslenme Anketi’nde kendisini vegan olarak tanımlayanların sayısı 620 bin olarak tahmin edilmişti. Aynı araştırmada vegan ve vejetaryen beslenenlerin toplamının 2,7 milyona ulaştığı belirtiliyordu. 2020’de 83 bin olarak açıklanan vegan sayısıyla karşılaştırıldığında bu artış dikkat çekici.