Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke. İstanbul Boğazı’ndan Ege kıyılarına uzanan yarış parkurlarına, güçlü kulüplere, uluslararası organizasyon deneyimine ve yetişmiş sporculara sahip. Buna rağmen yelken hâlâ geniş kitlelerin uzağında, pahalı ve erişilmesi zor bir spor olarak algılanıyor.
Oysa yelkenin etrafında yalnızca yarışlardan oluşan bir dünya yok. Turizmden lojistiğe, marinalardan ekipmana, konaklamadan sigortaya, sponsorluktan medyaya uzanan ciddi bir ekosistem var. Dünyadaki örnekler, bu ekosistem doğru kurgulandığında yelkenin şehirler ve ülkeler için önemli bir ekonomik değere dönüşebildiğini gösteriyor.
Rüzgâr Üstü Kurucusu Rana Akkurt’a göre Türkiye’nin deniz, sporcu ya da yarış açısından bir eksikliği yok. Eksik olan, eldeki gücü ortak bir hedef etrafında bir araya getirmek ve Türkiye’nin özgün yelken deneyimini daha görünür kılmak.
Rana Akkurt, “Rüzgâr Üstü, Türkiye’de yelkene dair üretilen bilgi, deneyim ve hikâyeleri görünür ve kalıcı hale getirmek amacıyla kuruldu. Yelken dünyasını farklı paydaşlarıyla buluşturan bağımsız bir platform olarak faaliyetlerine başladı. Kâr amacı gütmeyen, hiçbir kulüp, okul, yarış, kurum ya da markayla ticari ilişkisi olmayan bir yapıya sahip. Rüzgâr Üstü’nün kuruluş nedeni aslında basit bir boşluğa dayanıyor. Her sezon çok sayıda yarış yapılıyor, çok sayıda ekip kuruluyor ancak bunlar kalıcı bir yerde birikmiyor” diyor.
Platformun birinci işinin bu hafızayı tutmak, ikinci işinin ise sporu anlaşılır kılmak olduğunu söyleyen Akkurt, üçüncü hedefin pazarlama profesyonelleri ve karar vericilere yelken sponsorluğunu farklı boyutlarıyla anlatan Türkçe bir kaynak oluşturmak olduğunu ifade ediyor: “Çıkış noktamız, yelkende olanın yelkende kalmaması. Yarışların, insanların, ekiplerin, markaların ve bu sporun etrafında oluşan tüm hikâyelerin daha görünür, erişilebilir ve kalıcı olması için çalışıyoruz.”
GERÇEKTEN PAHALI MI?
“Yelkenin Türkiye'de dar bir kesimin sporu olarak algılanmasının üç ayrı katmanı var. Birincisi maliyet. Görünen kısmı tekne sahipliği olduğu için yelken pahalı bir spor olarak biliniyor. Oysa denize çıkan insanların büyük bölümü tekne sahibi değil, ekip üyesi. Yelken her zaman yüksek bütçeler gerektirmiyor” diyen Akkurt’a göre asıl maliyet, yetenekli gençlerin üst sınıflara ilerlemesiyle ortaya çıkıyor ve yük çoğu zaman ailelerin üzerinde kalıyor. Bu nedenle kulüplerin ve genç sporcuların sponsorluk desteğine ihtiyacı var. Markaların katkısı ise yalnızca finansmanla sınırlı değil; tekne nakli, ekip ulaşımı, konaklama ve teknik servis gibi alanlar da önemli. Akkurt şöyle devam ediyor: “İkincisi, spora başlamak için geç kalındığı düşüncesi. Otuzlu yaşlarında yelkene başlayıp eğitmen olan, ulusal yarışlarda derece alan ve kariyerini bu yönde değiştiren insanlar var.”
Üçüncü sorun ise spora nasıl başlanacağının bilinmemesi ve kapalı grup algısı. Akkurt, kulüplerin, yelken okullarının, eğitmenlerin ve yeni katılımcılara açık takımların tarafsız ve erişilebilir biçimde tek yerde listelenmesinin önemli bir yol gösterici olabileceğini söylüyor.
TÜRKİYE’NİN EKSİK HALKASI NE?
“Türkiye yelken sporunun gelişimi için ciddi adımlar atılıyor. Türkiye Yelken Federasyonu yarış düzeni, sınıf yapılanması ve eğitim tarafında yıllardır kurumsal bir zemin kuruyor” diyen Akkurt’a göre Türkiye’nin asıl avantajlarından biri kopyalanması mümkün olmayan yarış deneyimi: “Boğaz'da yarışan bir yelkenci, burada yaşadığı deneyimle güçlü bir bağ kuruyor. Kuvvetli ve değişken akıntı, kıyıdan kırılan rüzgâr, tepelerin ve yapıların yarattığı sağanaklar ve gemi trafiği çok farklı bir yarış deneyimi yaratıyor. Taktik burada rüzgâr kadar akıntıyı okumakla kuruluyor ve bu, dünyada çok az parkurda yaşanan bir zorluk. Ege ise bambaşka bir deneyim sunuyor.”
Ancak bu zenginlik henüz yeterince anlatılmıyor. Akkurt, “Bence eksik halka tam da burada başlıyor. Tüm paydaşlar ortak bir hedef etrafında yeterince buluşamıyor. Uluslararası bir yelken merkezi olmak tek bir kurumun başarabileceği bir konu değil. Kulüplerin, federasyonun, yelkene gönül vermiş markaların, yerel yönetimlerin, liman ve marina işletmecilerinin, turizm sektörünün ve medyanın aynı hedefi paylaşması gerekiyor.”
Akkurt’un altını çizdiği üç unsur net: “Ortak bir hedef, paylaşılmış sorumluluk ve sahip olduğumuz özgün yelken deneyimini dünyaya anlatacak güçlü mecralar” diyor.
DÜNYAYA BAKMAK YETERLİ
İşin ekonomik boyutu ile ilgili de açıklama yapan Rana Akkurt, şunları söyledi: “Bu ekonominin ne kadar büyüyebileceğini görmek için dünyaya bakmak yeterli. Barselona'da yapılan 37. America's Cup şehre 1,03 milyar Euro’luk ekonomik katkı ve 208,5 milyon Euro vergi geliri üretti. Etkinlik için 460 binden fazla ziyaretçi geldi ve yaklaşık 12 bin 900 kişilik istihdam karşılığı yarattı. Tedarikçilerin yüzde 90'ı yerel işletmelerdi.
SailGP 2025 sezonunda ise ev sahibi bölgelerde 230 milyon dolarlık ekonomik etki açıkladı. Etkinlik başına ortalama 18 milyon izleyiciye ulaşıldı. Yelkenin ölçeği doğru kurulduğunda ciddi bir ekonomik değer yaratabildiği açık.”