Artvin Hopa’dan İskenderun'a uzanan 1500 deniz millik zorlu parkuru yalnızca rüzgârın gücüyle aşan millî yelkenci Doğukan Kandemir, 11 gün 9 saat 40 dakikalık derecesiyle Solo Türkiye Turu Rekoru’nun yeni sahibi oldu. Günler süren uykusuzluk, sert hava koşulları ve tek başına alınan kritik kararlarla örülen bu yolculuk, bir spor başarısının ötesinde; insan iradesi, hazırlık disiplini ve bağımsız mücadelenin de dikkat çekici bir örneği olarak kayıtlara geçti. Rekorun ardından sorularımızı yanıtlayan Kandemir, son 50 milde karşılaştığı fırtınaya rağmen büyük yelkenlerle devam etme kararının finiş süresini belirlediğini söylerken, yolculuğun ilk derin uykusunu ise starttan altı gün sonra uyuduğunu anlatıyor. Bu tarihî denemenin kamera arkasında ise yönetmen Seçkin Tonbak’ın, rekorun ardındaki insan hikâyesini anlatmayı hedefleyen bağımsız belgeseli bulunuyor.
Solo Türkiye Turu Rekoru’nun yeni sahibi oldunuz. Karaya ilk ayak bastığınız o ilk saniyede fiziksel ve zihinsel olarak ne hissettiniz?
Finişe 50 mil kala güçlü bir fırtına geldi. Yelkenleri küçültmek yerine büyük yelkenlerle devam etmeye karar verdim. Bu, finiş saatini ciddi boyutta öne çekti. Bu adrenalinle karaya ilk adım attığımda beni karşılamaya gelen ailem ve yakın dostlarımla çok sıcak bir sohbette bulunduk. Fiziksel olarak kendimi çok iyi hissediyordum.

Karadeniz’i 4 gün 19 saat gibi çok agresif bir sürede geçtiniz, ardından Boğazlar’ı da geride bırakıp hedefinize ulaştınız. Federasyon programında görülen o ortalama 13 günlük sürenin ve uyguladığınız stratejinin tam anlamıyla tutmasını ve başarıya ulaşmanızı sağlayan ana faktörler neler oldu?
İlk derin uykumu start sabahından 6 gün sonra yaptım, 4 saat uyudum. Bu süreçte tekneyi full kontrada en hızlı hâliyle kullanmaya çalışmam, süreyi bu kadar azaltmamdaki ana faktördü.
Hiçbir teknik aksaklık olmadı
Daha önce bu rotayı 2 ve 4 kişilik ekiplerle geçmiştiniz. Şimdi ise tek başınızaydınız. Parkur boyunca teknik bir arıza, lojistik bir kriz veya hava patlaması yaşadınız mı?
Teknemi son 7 aydır büyük bir titizlikle hazırladım. Şükürler olsun ki hiçbir teknik aksaklık olmadı. Sert havalarda yelken değişimi ve manevra yapmak beni çok zorladı ama bir şekilde üstesinden geldim.
Rekor denemesinin 1500 millik rotasında, stratejik veya fiziksel anlamda sizi en çok zorlayan, “Acaba rekor riske mi giriyor?” dediğiniz kritik bir kırılma ânı yaşadınız mı?
Rodos'u geçtikten sonra Kıbrıs'a direkt gitmedim, açıktan büyük bir yay çizdim. Bunu düşük hava basıncı merkezinin etrafından dolaşmak için yaptım. Bu süreçte herhangi bir şey ters gitseydi rekor tehlikeye girebilirdi.
Bu rekor, Türkiye’deki spor endüstrisine ve “Büyük sponsorlar olmadan bu işler yapılamaz” algısına nasıl bir yanıt oldu sizce?
Büyük sponsor olmadan bu işler yapılamaz algısı doğru, bence de. Seçkin (Tonbak) ve benim kişisel hırsımız olmasaydı bu rekor kırılamazdı.
YOLCULUĞUN ANLAMINA DAHA ÇOK YAKLAŞACAĞIZ
SEÇKİN TONBAK - YÖNETMEN

Karada başlayan hazırlıklardan İskenderun’daki o son ana kadar, “yeni Doğukan versiyonu” hikâyesini kamerayla yakalayıp yakalayamadığını soruduğumuz Yönetmen Seçkin Tonbak’ın yanıtı şöyle oluyor: “Menajerliğini de ben yaptığım için sürecin o kadar çok içindeydim ki değişimi dışarıdan gözlemleme şansım olmadı. Ben kendimin de çok değiştiğimi düşünüyorum. Şimdi rekor sonrası, iyice düşünülmüş sorularla bu yolculuğun anlamına daha da yaklaşacağımıza inanıyorum. Belgeselimiz sadece rekor denemesinin belgeseli değil, bir insan hikâyesi üzerinden kurguladığım bir senaryo üzerine çekildi. Ondan dolayı izleyici kitlesi sadece deniz tutkunları değil, olabildiğince genel izleyici olacak. Kurgusal platformlarla görüşmeye başladım, yayınlanma konusuna sıcak bakıyorlar. Ödül de alabileceğini düşünüyorum bu belgeselin. Belki iki farklı versiyonunun çalışılması gerekecektir: yarışma ve platform için.”