Dünyada uzun süredir bilinen ve tasarım dünyasında ses getiren Versace ve Rosenthal koleksiyonunu Türkiye pazarına taşıma süreci nasıl gelişti?
Doğrusunu söylemek gerekirse bu markalar zaten Türkiye pazarında vardı ancak üst segment ürünlerin temsili konusunda biz bir açık tespit ettiğimiz için bu sektöre girmeye karar verdiğimizde hedef olarak seçtiğimiz markalar Rosenthal ve Versace oldu. Bu sebepten bu markaların dağıtım haklarını almak bizim için olmazsa olmazdı. Yani sonradan gelişen bir fikir değil, en baştan oluşturduğumuz ana plandı bizim için Rosenthal ve Versace…
Uluslararası markaları Türkiye’ye getirirken hangi kriterleri ön planda tutuyorsunuz?
Markanın Türkiye’deki algısı bizim için çok önemli. Tüm Türkiye çapında dağıtım yaptığımız için bölgelerin kültürel önceliklerine uyumlu modellere sahip markaları tercih ediyoruz.
Bu tür köklü ve ikonik koleksiyonların Türkiye’de satışa sunulması, pazar açısından nasıl bir değer ve konum yaratıyor?
Tabii ki kalite algısını güçlendiriyor. Bu ürünlere sahip olmak aslında sadece sofraya bir şıklık getirmek değil, aynı zamanda ebeveynlerin çocuklarına bırakabileceği bir miras niteliği de taşıyor. Ben şahsen çevremde anneannesinden kalan Rosenthal marka bir yemek takımını kullanan veya saklayan insanlara çok şahit oluyorum. Bu tarz köklü markaların bizim pazarımızda yer alması da tabii ki pazar kalitesini çok arttırıyor.

Türkiye’de lüks porselen ve sofra kültürü hakkında genel gözlemleriniz neler?
Bu son zamanlarda yükselişte olan bir kültür. Bizim bayilerimizde de gözlemlediğimiz, artık insanlar sosyal medyanın da etkisi ile üst segment sofra kültürüne ve markalara ağırlık vermeye başladılar. Bizde zaten özellikle Anadolu’da çok önemli olan sofra kültürüne bir de kendini kabul ettirmiş markaların zarafetini eklemek önemli bir hale geldi. Bu daha da güçlenerek devam edecektir.
Peki, bu ürünlere olan yaklaşımlarda bir değişim var mı?
Özellikle bu ürünlerin iyi kullanıldığında nesillere aktarılabilir olması tüketici açısından fiyat fayda algısında etkili oluyor. Bu sebepten markalı ürünlere ciddi bir talep var.
Koleksiyonun Türkiye’ye gelişi sonrası sektörden veya alıcılardan aldığınız geri dönüşler nasıl oldu?
Bu konuda oldukça iddialıyız. Rosenthal ve Versace bu sektörün köklü ve en kaliteli ürünlerini çıkarıyor. Bu durum sektör tarafından da kabul görmüş bir gerçektir.
Tabii bazı markaların dönemsel moda oluşları ve talep görmesinin yanında şunu herkes biliyor ki; özellikle Rosenthal zamansız bir markadır. Bu durumu bazen bizim de iyi işlememiz gerekiyor. Bu sebepten de sektör ve son kullanıcıdan aldığımız geri dönüşler gayet olumlu.
Koleksiyon, modern sofralarda nasıl bir prestij ve zarafet deneyimi sunuyor?
Prestij zaten markaları kendisinden geliyor. Zamansız bir markanın sağladığı prestij çok önemlidir. Kalite ve şıklık da yüzyıllardır bu işi yapan markaların tecrübe ve uzmanlığından geliyor.

Lüks sofra ürünlerinde kalıcılık ve koleksiyon değeri sizce nasıl tanımlanmalı?
Kalıcılık ve koleksiyon değeri aslında şu ana kadar anlattıklarımızın bir özeti. Rosenthal markasını çok iyi anlatan vurgular bunlar. Mesela biz bu sene Türkiye’de en çok satan modellerden biri olan Sanssouci Elfenbein modelinin 100. Yılını kutlayacağız. Sanırım bu soruya en iyi cevap bu olmuştur.
NND Exclusive olarak ilerleyen dönemde benzer global koleksiyonları Türkiye’ye kazandırma planlarınız var mı?
Tabii ki NND olarak bozmayacak ve şu ana kadar anlattığım kriterlere uygun markaları da ülkemize kazandırmak isteriz.
