Bu yıl yüzüncü kez düzenlenen Gazi Koşusu, uzun yıllardır görülmeyen bir ilgiye sahne oldu.
Tribünler doldu, milyonlarca kişi ekran başına geçti. Bir asırdır devam eden bu büyük organizasyon, bir kez daha Türkiye’nin en önemli spor geleneklerinden biri olduğunu gösterdi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk adına 1927 yılından bu yana düzenlenen Gazi koşusu, yalnızca en hızlı safkanın belirlendiği bir mücadele değildir. Aynı zamanda emek, sabır, disiplin, cesaret ve güvenin simgesidir. Üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen değerinden hiçbir şey kaybetmemesi de bundandır.
Bu yılki yarışın kazananı ise Bay Nalçakan oldu. Jokeyi de Türk atçılığının efsane isimlerinden ‘Sihirbaz’ lakaplı Halis Karataş’tı. Karataş, kariyeri boyunca yedi binin üzerinde birinciliğe imza attı. Sakatlıklarla mücadele etti, zorlu dönemlerden geçti, eşini erken yaşta kaybetmenin derin acısını yaşadı. Ama pistlerden uzaklaşmadı. Yıllar geçti, rakipler değişti. O ise her defasında yeniden ayağa kalktı ve kazanma tutkusundan vazgeçmedi.
Sadece kazanma arzusu değildi onu özel kılan… Atıyla kurduğu derin bağ… Kaybettiği eşine duyduğu sevgi… Ve her yarışta sanki yalnızca bir kupaya değil, daha büyük bir anlama doğru koşması…
Bu yüzden ‘Bizim İçin Şampiyon’ filminde onun hayat hikayesini izlerken oldukça etkilenmiştim. Film, efsane safkan Bold Pilot ile Karataş’ın unutulmaz yolculuğunu konu alıyordu. Türkiye’nin siyasal kararsızlık, enflasyon ve umutsuzlukla bunaldığı 90’lı yıllarda, Sivas’ın bir köyünden çıkıp İstanbul’a gelen genç bir jokeyin, Bold Pilot ile nasıl bir efsaneye dönüştüğünü anlatıyordu.
Filmde beni en çok etkileyen, kazanılan yarışlar değil; Bold Pilot ile Halis Karataş arasında kurulan o derin bağdı. Bold Pilot’ın sahibi Özdemir Atman’ın filmde söylediği şu söz yıllar geçmesine rağmen hafızamdan silinmedi:
“İki canlı birleşecek ama sonuç iki olmayacak. Bir artı bir eşittir bir... Aşk gibi.”
Bir artı birin iki değil, bir olabilmesi… İki ayrı iradenin, iki ayrı bedenin, iki ayrı dünyanın aynı ritimde buluşabilmesi…
Hiçbir bağ zorla kurulmaz. Emirle oluşmaz. Baskıyla büyümez. Ancak sabırla, güvenle, dikkatle ve dinlemeyi öğrenerek gelişir.
Filmde de anlatıldığı gibi, böyle bir bağın bozulması için taraflardan birinin oyunun kuralını çiğnemesi yeterlidir.
Karşısındakinin ne istediğiyle ilgilenmemeye başlaması… Zamanla yanındayken bile onu görmemesi… Kendi isteklerine, kendi korkularına, kendi sorunlarına kendini kaptırınca birlikte yürüdüğü canlının ihtiyacını artık fark edememesi… Aslında bu, hayatın ta kendisi.
Başarılı bir ekip kurmak isteyen liderlerin… Güzel bir ilişki yaşamak isteyen çiftlerin…
Çocuğuyla sağlıklı bir bağ kurmak isteyen anne babaların… İş ortaklarının, yöneticilerin, çalışanların… Bütün güçlü ilişkilerin özünde aynı gerçek vardır: Karşındakinin ihtiyacını anlamak ve onu önceliklendirerek derin bağlar kurmak.
Sadece kendi hedefini değil, birlikte yürüdüğün kişinin ritmini de önemsemek.
Bir lider, ekibinden daha fazla performans almak istiyorsa önce onların neye ihtiyaç duyduğunu anlamalıdır. Daha fazla güvene mi? Daha çok takdire mi? Yoksa sadece dinlenilmeye mi?
Halis Karataş’ın 100. Gazi Koşusu’nu kazandıktan sonra Bay Nalçakan için söylediği söz de tam bunu anlatıyordu.
“Beni hiçbir şekilde zorlamadı.”
Bu cümle, yalnızca yarışın kolay geçtiğini anlatmıyordu. Aradaki uyumu gösteriyordu.
Birbirini tanımanın, güvenmenin ve aynı anda aynı şeyi hissetmenin gücünü yansıtıyordu.
Bir artı birin iki değil, bir olabildiği yerde… Güven doğar. Bağ derinleşir. Başarı ise artık tek kişinin kazandığı bir sonuç değil, birlikte yazılan anlamlı bir hikâyeye dönüşür.