Geçen günlerde katıldığım bir toplantıda konu başarıya ve insanın hayatındaki dönüm noktalarına geldi. Masadakilerden biri bana şu soruyu sordu: “Bugün bulunduğun noktaya gelmende en büyük etken neydi?”
İnsan böyle bir soruyla karşılaşınca geçmişine doğru kısa bir yolculuğa çıkıyor. Aldığı kararları, karşısına çıkan fırsatları, yaptığı hataları düşünüyor. Çalıştığı uzun geceleri, vazgeçmek üzereyken yeniden ayağa kalktığı günleri hatırlıyor.
Benim bu soruya cevabım yıllardır hiç değişmedi: “Hayatım boyunca insanlarla kurduğum bağlar ve bu bağları güçlendirmek için gösterdiğim çaba…”
Çünkü geriye dönüp baktığımda, hayatımın önemli dönemeçlerinde daima birilerinin izini görüyorum.
Bazen bana inanan bir iş arkadaşının…
Bazen doğru soruyu soran bir yöneticinin…
Bazen tecrübesini paylaşan bir mentorun…
Bazen de en zor günümde yanımda olan bir dostun…
Beni ben yapan yalnızca aldığım eğitim, verdiğim mücadele ya da yaptığım tercihler değildi. En az bunlar kadar belirleyici olan, yol boyunca kimlerle yürüdüğümdü.
Kuracağınız kaliteli bir ilişki, hiç ummadığınız bir kapıyı açabilir. Samimi bir sohbet, bakış açınızı değiştirebilir. Doğru zamanda duyduğunuz tek bir cümle, vazgeçmek üzere olduğunuz bir hayalin peşinden yeniden gitmenizi sağlayabilir.
Hayat, uzun bir yolculuğa benzer. Yol boyunca farklı hanlara uğrar, her birinde farklı insanlarla karşılaşırız. Doğru yol arkadaşlarını seçebilmek için ise doğru soruları sormak gerekir.
Onlara hayranlık duyuyor musunuz?
Burada sözünü ettiğim hayranlık; unvana, servete veya gösterişli bir hayata duyulan hayranlık değildir. Bir insanın çalışma disiplinine, duruşuna, konuşma biçimine, sorunlar karşısındaki sakinliğine veya başkalarına davranışındaki inceliğe hayran olabilirsiniz. Hayallerine ulaşmış, ancak bunu yaparken değerlerini kaybetmemiş insanlarla birlikte olmak, önünüzdeki yolu daha görünür hâle getirir.
Yanlarında nasıl hissediyorsunuz?
Bazı insanların yanından ayrıldığınızda kendinizi daha umutlu, daha cesur ve hayata karşı daha istekli hissedersiniz. Bazılarının yanında ise enerjiniz yavaşça tükenir. Hayalleriniz küçülür. Dünyaya daha kuşkuyla bakmaya başlarsınız. Çevremizdeki insanların kelimeleri, davranışları ve alışkanlıkları zamanla bizim bir parçamız olur. Bir süre sonra farkında olmadan onların korkularını kendi korkularımız, sınırlarını kendi sınırlarımız olarak görmeye başlarız.
Sizi gitmek istediğiniz yere yaklaştırıyorlar mı?
Yazar Jim Rohn’a atfedilen çok bilinen bir söz vardır: “İnsan, en çok vakit geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.”
Bu söz, çevremizdeki insanların hayatımız üzerindeki görünmez etkisini oldukça iyi anlatır.
En fazla vakit geçirdiğiniz beş kişiyi düşünün. Paraya, başarıya, sağlığa, ilişkilere ve hayata nasıl yaklaşıyorlar? Zorlandıklarında sorumluluk mu alıyorlar, yoksa başkalarını mı suçluyorlar? Yeni bilgiler öğrenmeye açıklar mı? Verdikleri sözleri tutuyorlar mı?
İnsanların yalnızca fikirlerinden değil, davranışlarından ve yaşama biçimlerinden de etkileniriz.
Girişimci olmak istiyorsanız, fikirlerini hayata geçirme cesareti göstermiş insanlarla vakit geçirin.
Sağlıklı bir yaşam istiyorsanız, sağlıklı beslenmeyi hayat felsefesi haline getirmiş ve her gün düzenli spor yapan kişilerle birlikte olun.
İlham veren, çalışanlarının gelişimine katkıda bulunan bir lider olmak istiyorsanız, bunu başarmış liderlerin çevresinde bulunmaya özen gösterin.
Zorlu zamanlardan güçlenerek çıkmanın yollarını öğrenmek istiyorsanız, bu deneyimi yaşamış ve hayat tecrübesi olan kişilerin yanında olmaya gayret edin.
İnsan kendi yolunda yürür. O yolu kimlerle yürüdüğü, sonunda kim olduğunu belirler.