Carlos Paredes, Portekiz kültürünün en sembolik figürlerinden biri. Portekiz gitarının evrensel temsilcisi Paredes’in doğumunun 100’üncü yılını tüm dünyada kutlamak amacıyla yaşama geçirilen ‘Paredes Experience’ projesi bu kapsamda Türkiye’ye de uğrayacak. 100PAREDES topluluğunun üyeleri Bruno Costa, Nuno Botelho ve André Varandas’ın hayata geçirdiği proje, dört kıtada pek çok ülke ile birlikte 12 Şubat’ta CSO ADA Ankara’da, 13 Şubat’ta ise tarihî kadırgalarıyla ünlü Deniz Müzesi’nde müzikseverlerle buluşacak. Portekiz Büyükelçiliği ile Camões Enstitüsü destekleriyle gerçekleştirilecek konserlerin İstanbul’daki ayağında Moda da Nata da sponsorlar arasında. Topluluğun bas gitaristi ve sözcüsü André Varandas projeyi anlattı.
Portekiz ile Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin 100’üncü yılında, 100PAREDES projesiyle Türkiye’de sahneye çıkmak sizin için ne ifade ediyor?
Bizim için son derece derin ve sembolik bir anlam taşıyor. Müzik, bazen resmî diplomasinin ifade etmekte zorlandığı şeyleri dile getirebilme gücüne sahip; yalnızca kurumsal değil, duygusal köprüler de kurar. 100PAREDES’i Türkiye’ye getirmek, Portekiz ruhunun bir parçasını diyalog ve kutlama jesti olarak sunmak gibi.
Carlos Paredes, Portekiz kimliğinde son derece mahrem ve özel bir yere sahip. Onun müziğini bu anma bağlamında paylaşmak, konseri basit bir performansın ötesine taşır; tarihlerin, duyarlılıkların ve geleneklerin buluştuğu bir noktaya dönüştürür. Bu bir onur olduğu kadar, aynı zamanda bir sorumluluk...
Paredes Portekiz kültüründe ‘müzikal hafıza’ gibi. Sizce bugün Paredes’i evrensel kılan şey nedir?
Müziğinin içindeki paradokstur; son derece Portekizlidir ama aynı zamanda herkesin anlayabileceği bir dil konuşur. Melodileri ‘saudade’ (özlem), direnç, şefkat ve vakar taşır. Bunlar coğrafyadan bağımsız duygulardır. Carlos Paredes teknik açıdan devrimciydi. Duygusal açıdan ise tamamen şeffaftı. Dinleyiciler tarihsel ya da kültürel bağlamı bilmeseler bile, müziğin duygusal mimarisini hissedebilirler. İşte bu duygusal hakikat evrenseldir.
Projeyi çok farklı coğrafyalara taşıdınız. Dinleyici Paredes’i her yerde aynı şekilde mi dinliyor?
Hiçbir yerde tamamen aynı şekilde dinlenmiyor ve bu çok güzel bir şey. Bazı ülkelerde dinleyici daha çok lirik ve melankolik boyutla bağ kuruyor. Bazı yerlerde ise ritmik güç ve bestelerindeki neredeyse sinematik enerji daha fazla karşılık buluyor. Ama her zaman bir an oluyor -genellikle çok özel bir sessizlik anı- ve o anda tüm salonun birlikte nefes aldığını hissediyorsunuz. İşte o an evrensel. Paredes’in müziği, kimliğini hiç kaybetmeden her kültürün duygusal manzarasına uyum sağlayabiliyor.
Turnede aynı repertuvarı çalsanız bile mekânlar sürekli değişiyor. Sizce bu proje bir turne boyunca en çok nerede dönüşüyor?
Dönüşüm her yerde gerçekleşiyor, ama sahnede başlıyor. Her mekânın kendi akustiği, kendi enerjisi, kendi sessizliği var. Müzisyenler buna tepki veriyor. Seyirci bize tepki veriyor. Ve mekânın kendisi de bir bakıma konseri duygusal olarak çerçeveliyor. Yine de en derin dönüşüm içsel olanı. Turne ilerledikçe repertuvar olgunlaşıyor. Bazı eserler farklı bir ağırlık kazanıyor. Bazıları daha mahrem hâle geliyor. Sanki müzik bizimle birlikte yolculuk ediyor ve yaşanan deneyimleri içine çekiyor.
Uzun turnelerde projeyi canlı ve taze tutan en büyük motivasyonunuz nedir?
Bizi en çok motive eden şey, müziğin insanları birbirine bağlama gücüne anbean tanıklık etmek. Pek çok konserden sonra insan tekrar hissini bekleyebilir ama bu gerçekten hiç yaşanmıyor. Her seyirci yeni bir duygusal sıcaklık getiriyor. Her performans farklı bir nüans taşıyor. Carlos Paredes’in müziğinin farklı kuşaklar ve kültürler arasında insanları hâlâ etkiliyor olduğunu bilmek, projeye derin bir kültürel anlam kazandırıyor. Onu canlı tutmak, hafıza ile bugün arasındaki diyaloğu sürekli olarak yenilemek demek.