Uzun yaşamak mı, sağlıklı ve dolu dolu yaşamak mı? Dr. Esra Çavuşoğlu için mesele yalnızca kaç yıl yaşadığımız değil, o yılları nasıl geçirdiğimiz. ‘Ayık Kafa’ podcast’leri ve aynı adlı kitabıyla bilimi gündelik hayatla buluşturan Çavuşoğlu, sağlığa hastalık ortaya çıkmadan önce odaklanmayı öneriyor. Yaklaşımının temelinde ise hazır cevaplar vermekten çok, insanlara doğru soruları sormayı ve bilimsel bilgiyi sorgulamayı öğretmek var. Kendisiyle sağlıklı yaşlanmadan biohacking’e, koruyucu sağlık yaklaşımından bağımlılıkla mücadeleye uzanan geniş bir çerçevede sağlığı konuştuk.
Ayık Kafa’nın çıkışındaki temel soru “Neden harekete geçmek için hastalanmayı bekliyoruz?” Bu sorunun sizin için kişisel ve mesleki karşılığı neydi?
Benim hikayem aslında hastalandıktan sonra iyileşmeye çalışmakla başladı. 20 yıldır ‘ayık’ biriyim. Bağımlılıkla mücadele ettiğim yıllarda, insanın doğru koşullar sağlandığında ne kadar büyük bir iyileşme kapasitesine sahip olduğunu bizzat deneyimledim. Psikoloji doktoru ve bağımlılık terapisti olarak gördüğüm en önemli şeylerden biri, insanların genellikle ancak hayatları ciddi biçimde etkilendiğinde yardım aramaları oldu. Neden o noktaya gelmeyi bekliyoruz? Ayık Kafa’nın çıkış noktası da buydu. İnsanlara, kendi biyolojilerini anlamaları ve sağlıkları üzerinde daha fazla söz sahibi olmaları için bilimsel bilgiye erişim sağlamak. Çünkü bence sağlık, hastalığın yokluğundan çok daha fazlası: Fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak hayatı gerçekten yaşayabilme kapasitesi.
Sizce önleyici sağlık anlayışının yaygınlaşmasının önündeki en büyük engel ne: Sağlık sisteminin işleyişi mi, hekimlerin yaklaşımı mı, yoksa insanların ancak bir sorun ortaya çıktığında harekete geçmesi mi?
Bence üçünün birleşimi. Ama en büyük yapısal problem, sağlık sistemimizin hastalığı tedavi etmek üzere tasarlanmış olması. Hastalık riskini azaltmaya yönelik uzun vadeli müdahaleler yeterince önceliklendirilmiyor. Bir başka problem de tıpta uzmanlık alanlarının birbirinden kopuk olması. Elbette uzmanlaşma gerekli. Ama insan biyolojisi birbirinden bağımsız çalışan organlardan oluşmuyor.
Bunun yanında insanların da sağlık algısını değiştirmesi gerekiyor. Önleyici sağlık yalnızca pahalı testler, cihazlar veya özel klinikler demek değil. Egzersiz, uyku, beslenme, sigaradan uzak durmak ve sosyal ilişkiler hâlâ elimizdeki en güçlü araçlar arasında.
‘Ayık Kafa’ kitabınızda “kök neden” kavramı önemli bir yerde duruyor. Ancak sağlık alanında kök neden arayışı, bilimsel kanıtı aşan iddialara da açık. Siz bir bilgiyi kitabınıza alırken neye bakıyorsunuz?
Bu benim çok önemsediğim bir ayrım. Çünkü bugün sağlık sektöründe bilimsel kavramların pazarlama amacıyla kullanılmasına çok sık rastlıyoruz. Bir mekanizmanın laboratuvarda gösterilmiş olması, o mekanizmayı hedefleyen bir tedavinin insanlarda işe yaradığını kanıtlamıyor. Bir bilgiyi değerlendirirken araştırmanın insanlarda yapılıp yapılmadığına, sonuçların başka araştırmalarla doğrulanıp doğrulanmadığına ve gerçek bir sağlık kazanımı gösterip göstermediğine bakıyorum. Benim amacım kesin cevaplar dağıtmak değil, insanlara bilimsel düşünmeyi öğretmek. Çünkü bilim, her soruya yanıt vermek değil; doğru soruları sormak ve yeni kanıtlar karşısında fikrini değiştirebilmektir.
Dünyanın farklı ülkelerinden hekim ve bilim insanlarıyla yaptığınız görüşmeleri kitapta bir araya getiriyorsunuz. Farklı, hatta zaman zaman çelişen görüşlerle karşılaştığınızda bunları nasıl değerlendirdiniz?
Bence Ayık Kafa YouTube podcast’imin en değerli taraflarından biri tam olarak bu. Benim yaklaşımım bir taraf seçmek değil, farklı görüşlerin hangi bilimsel kanıtlara dayandığını anlamak. Kitapta okuyucunun tek bir uzmanın görüşüne bağlı kalmasını istemiyorum. Farklı yaklaşımları görmesini, sorgulamasını istiyorum. Bana göre iyi bir bilim iletişimcisi, insanlara ne düşüneceklerini değil, nasıl düşüneceklerini öğretmeli.
Longevity artık sağlık ve wellness sektörünün de konusu. Sizce bu alanın bugün en büyük riski, bilimsel araştırmaların ticari vaatlerin gerisinde kalması mı?
Kesinlikle önemli risklerden biri bu. İlk kez yaşlanmanın biyolojik mekanizmalarını bu kadar ayrıntılı anlayabiliyoruz. Ama aynı zamanda çok büyük bir ekonomik pazar oluştu. İnsanların yaşlanma, hastalanma korkusu üzerinden para kazanmak son derece kolay.
Bence burada özellikle healthspan ile lifespan ayrımını yapmak gerekiyor. Benim için önemli olan yalnızca 100 yaşına ulaşmak değil. O yaşlara geldiğimizde yürüyebilmek, düşünebilmek, hayattan keyif alabilmek. Longevity’nin bir başka riski de daha genç görünmeye, daha iyi biyolojik yaş skorları elde etmeye çalışırken hayatın kendisinin kaçırılması. Oysa amaç daha uzun yaşamak için yaşamayı ertelemek olmamalı.
Bugün insanlar doktorlardan, influencer’lardan, podcast’lerden ve yapay zekadan aynı anda bilgi alıyor. Bu kadar çok kaynağın olması insanları bilinçli mi yapıyor, yoksa neye güveneceğimizi zorlaştırıyor mu?
Bilgiye erişimin demokratikleşmesi son derece değerli. Ben de Ayık Kafa’yı, akademik çevrelerde konuşulan konuları daha geniş kitlelere ulaştırmak için başlattım. Ama bilgiye erişim ile bilgiyi değerlendirebilmek aynı şey değil. Bugün sosyal medyada bilimsel doğruluk ile popülerlik birbirine karıştırılıyor. Bir kişinin milyonlarca takipçisinin olması, anlattıklarının bilimsel olarak doğru olduğu anlamına gelmiyor. Üstelik algoritmalar çoğu zaman en doğru bilgiyi değil, en çarpıcı ve en korkutucu iddiayı öne çıkarıyor. Bence bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla sağlık bilgisi değil, daha güçlü bir sağlık okuryazarlığı.
‘Ayık Kafa’ adındaki “ayık” kelimesi, bağımlılıktan iyileşme hikayeniz düşünüldüğünde ayrı bir anlam taşıyor. Bugün sizin için “ayık kafa” ne demek?
Ayık olmak benim için yalnızca alkol veya madde kullanmamak değil. Hayatla, kendimle ve gerçeklikle kurduğum ilişkinin değişmesi demek. Bağımlılık yalnızca bir maddeyle ilgili değildir. Bazen kontrol ihtiyacına, başarıya, onaylanmaya, ilişkilere, hatta sağlıklı yaşamaya bile bağımlı hale gelebiliriz. Benim için “ayık kafa,” bütün bunların farkında olabilmek demek. Kendi düşüncelerini sorgulayabilmek, otomatik davranış kalıplarını fark edebilmek, korkularının veya dürtülerinin seni yönetmesine izin vermemek. Bir anlamda özgürlük. Ve bence gerçek sağlık da biraz bununla ilgili. Yalnızca bedenimizin değil, zihnimizin de özgür olması.
Sağlık sorumluluğunu bireyin üstlenmesini önemsiyorsunuz. Ancak genetik, çevre, çalışma koşulları vb. kişinin kontrolünde olmayan faktörler de var. “Kendi sağlığının sorumluluğunu üstlenmek” nerede başlıyor?
Bence burada çok önemli bir ayrım yapmalıyız: Sorumluluk almak ile insanları hastalıklarından dolayı suçlamak aynı şey değil. Genetik yatkınlıklarımız, yaşadığımız çevre, ekonomik koşullarımız… Hepsi sağlığımız üzerinde büyük rol oynuyor. Tabii bu sorumluluk almamak anlamına gelmez. Özellikle genetik yatkınlıkları, yaşam koşullarımızı optimize ederek değiştirebilmemiz büyük ölçüde mümkün.
Bence gerçek önleyici sağlık anlayışı sağlıklı seçimleri mümkün kılan toplumsal koşulları da oluşturmalı. Longevity’nin yalnızca maddi imkanı olan insanların erişebildiği bir ayrıcalığa dönüşmesini istemiyorum.
Kadın sağlığı, özellikle menopoz ve hormonlar, son yıllarda çok daha fazla konuşuluyor. Sizce kadın biyolojisi konusunda tıbbın hâlâ yeterince hesaba katmadığı temel mesele nedir?
Bence en temel problem, kadın biyolojisinin uzun yıllar boyunca erkek biyolojisinin bir varyasyonu gibi ele alınmış olması. Kadın bedeni yalnızca daha küçük bir erkek bedeni değil!
Özellikle perimenopoz ve menopoz döneminde meydana gelen hormonal değişimlerin kadın sağlığı üzerindeki etkilerini yeterince erken ve bütüncül biçimde ele almıyoruz. Mesela menopoz geçişinin beyin sağlığı üzerindeki etkileri çok daha fazla araştırılmayı hak ediyor. Kadınların sağlık sorunlarının uzun yıllar boyunca normal yaşlanmanın kaçınılmaz bir parçası olarak değerlendirilmesi de önemli bir problem. Bence kadın sağlığında artık yalnızca üreme dönemine değil, yaşamın tamamına odaklanan bir tıp anlayışına ihtiyacımız var.
