Mikroorganizmalarla yetiştirilen bir biyomalzeme, otomotiv sektöründe yeni kullanım alanları açabilir, gelecekte uzay araştırmalarında bile rol oynayabilir mi? GOZEN CEO’su Ece Gözen’in geliştirdiği LUNAFORM, hayvansal deriye alternatif olmanın ötesinde, biyolojik üretimin sınırlarını araştıran bir teknolojinin ürünü. Gözen ile bu yeni malzemeyi konuştuk.
Moda tasarımcılığından biyoteknoloji alanında çalışan bir girişimciye uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nden mezun oldum. Tasarım yolculuğum aslında üniversite yıllarımda başladı. Henüz diploma projemle Vogue Italia tarafından en vizyoner tasarımcı seçilmem, kariyerimin oldukça erken bir döneminde uluslararası alanda görünürlük kazanmamı sağladı. Ardından kendi adımı taşıyan moda markamı kurdum. 2022 yılında San Francisco merkezli GOZEN’i kurdum. Burada doğanın kendi üretim mekanizmalarını bir teknolojiye dönüştürerek, mikroorganizmalar tarafından yetiştirilen yeni nesil bir biyomalzeme olan LUNAFORM’u geliştirdim.
Sizi malzemeleri yeniden düşünmeye götüren süreç nasıl gelişti?
Bir noktada, moda sektörünün çevreye verdiği zararla bir tasarımcı olarak yüzleştim. Bu farkındalık beni akademik çalışmalara dönmeye yöneltti. Araştırmalarımda, çevresel yükün önemli bir bölümünün daha tasarım başlamadan, ham maddenin elde edilmesi ve işlenmesi sırasında oluştuğunu gördüm. O zamana kadar doğadan ilham alan bir yaratıcıydım; o günden sonra da doğanın nasıl ürettiğini anlamak istedim. Kendime, “Doğanın biçimlerinden ilham aldığımız gibi, üretme yöntemlerinden de öğrenebilir miyiz? Malzemeyi doğayla birlikte yetiştirebilir miyiz?” diye sormaya başladım. Podyumlardan laboratuvara uzanan yolculuğum böyle başladı. Bu süreçte kendi tüketim alışkanlıklarımı da sorguladım ve et yemeyi bıraktım. Yaptığım işle yaşama biçimim arasında tutarlı bir ilişki kurmak benim için önemliydi. Açmak istediğim alan, insanların doğayla uyum içinde üretmenin ve yaşamanın yeni yollarını birlikte hayal edebildiği ve hayata geçirebildiği bir gelecek.
LUNAFORM nasıl üretiliyor? Nelere ihtiyaç duyuyorsunuz?
LUNAFORM’un oluşumu, mikroorganizmaların kontrollü fermantasyon sürecinde sıvı içerisinde selüloz bazlı lifli yapılar oluşturması üzerine kurulu. Bu, doğanın kendi kendini örgütleme mantığını kullanmak anlamına geliyor. Daha da somutlaştırırsak, mikroorganizmalar su dolu bir ortamda besinleri metabolize ederken selüloz lifleri üretiyor ve bu lifler zamanla birleşerek bir biyolojik ağ oluşturuyor. Yedi gün içinde tek bir yapı hâlinde oluşan bu organik form hasat ediliyor, işlenip kurutularak son hâline getiriliyor. Bu süreç bize doğanın en verimli mühendislik çözümlerini sunuyor. NUERA’nın İstanbul’daki tesisinde Biocraft teknolojimizle yetiştirdiğimiz malzemeyi, DESA’nın Çorlu’daki işleme ve bitirme uzmanlığından yararlanarak geliştiriyoruz. Renk, yüzey, tuşe ve kalınlık gibi özellikleri kullanım ihtiyacına göre şekillendirebiliyoruz.

Peki, maliyetli mi ve çevre dostu diyebilir miyiz?
Maliyet açısından tek bir rakamdan söz etmek doğru olmaz. Maliyet; istenen özelliklere, bitirme işlemlerine ve sipariş hacmine göre değişiyor. NUERA’nın en önemli avantajlarından biri, bu gelişimi mevcut sanayi altyapısı ve deneyimiyle birlikte yürütebilmek. Ticari açıdan asıl mesele, markanın ihtiyaç duyduğu kaliteyi tutarlı biçimde üretip tekrar sipariş edilebilir hâle getirmek. Şu anda satış fiyatımız, iyi kalite tabaklanmış hayvan derisiyle aynı seviyede. Çevresel açıdan en önemli fark, malzemeyi hayvan yetiştirmek veya pamuk gibi bir lif bitkisini büyütmek yerine, kontrollü fermantasyonla doğrudan bir selüloz yüzeyi olarak yetiştirmemiz. Bu yaklaşım, kaynak kullanımını üretimin en başından yeniden düşünmemize imkân veriyor. Yetiştirdiğimiz ham yapı yüzde yüz biyobazlı; ancak çevresel değerlendirmede besin girdilerini, suyu, enerjiyi ve sonradan uygulanan bitirme işlemlerini birlikte ele almak gerekiyor. Bu anlamda LUNAFORM’u, deri ve tekstil sektörüne daha sürdürülebilir ve çevre dostu bir üretim modeli sunma vizyonuyla geliştirdik. Amacımız, doğa bazlı tasarımın olanaklarını genişletirken üretimin çevresel yükünü de ciddi şekilde azaltmak.
DESA ile iş birliği nasıl gelişti?
İlk olarak 2020 yılında Türkiye’de kurduğum Gozen Institute ile araştırmalarımı bir girişime dönüştürdüm. 2022’de ABD merkezli SOSV’nin desteğini almamız, çalışmalarımızı büyütmemizde ve uluslararası bir ekosisteme açılmamızda önemli bir dönüm noktası oldu. Girişim büyüdükçe şunu gördüm: Yeni bir malzeme geliştirmek ve yatırım almak, o malzemenin dünyada yaygın biçimde kullanılabilmesi için tek başına yeterli değil. Bu süreçte, yeni nesil malzemelerin onları dünyaya taşıyabilecek şirketlere ve iş modellerine de ihtiyaç duyduğunu öğrendim. Tam da bu noktada, DESA ve Burak Çelet ile yollarımızın kesişmesi çok önemli bir dönüm noktası oldu.
DESA ile yollarınız kesiştikten sonra neler oldu, ne değişti?
Burak Çelet, biyofabrikasyonun geleceğin malzeme pazarında yaratabileceği fırsatları gördü. Yaklaşık bir yıldır Burak Bey’le birlikte yurt dışındaki birçok markayı ziyaret ederek tasarım, malzeme geliştirme ve üretim ekipleriyle bir araya geldik. Bu görüşmeler sayesinde markaların yeni bir malzemeden beklentilerini ve ürüne dâhil etme sürecinde karşılaştıkları zorlukları doğrudan anladık. Bu öngörü, DESA’nın birikimini, kaynaklarını ve üretim gücünü yeni bir iş alanına taşıyan NUERA’nın kurulmasını sağladı. Tamamı DESA’ya ait olan NUERA, LUNAFORM’un üretimini, geliştirilmesini ve küresel ticarileştirilmesini yürütüyor. GOZEN’in uzman ekibi de danışmanlık vererek bu gelişime katkı sunuyor. DESA’nın katkısı burada tabakhane ve üretim altyapısıyla sınırlı değil. Markalar, LUNAFORM’un rengini, yüzeyini ve tuşesini geliştirmekten kendi tasarım dillerini taşıyan bitmiş ürünler ortaya çıkarmaya kadar uzanan süreci bizimle yürütebiliyor. Moda alanındaki çalışmalarımızın yanında otomotiv ve birçok farklı sektörle de ayrı projeler yürütüyoruz. Bunlar henüz geliştirme aşamasında; amacımız, malzemenin hangi uygulamalarda anlamlı bir değer yaratabileceğini somut çalışmalarla görmek.
Bundan sonraki hedefleriniz neler?
İlk adımımız, NUERA’da kurduğumuz yapıyla LUNAFORM’u tasarımcıların ve markaların güvenle kullanabildiği, her yeni koleksiyonda yeniden tercih edebildiği bir malzemeye dönüştürmek. Ama benim hayalim bunun çok ötesinde. Deri ve tekstil, bu yolculuğun başlangıç noktaları. Geliştirdiğimiz biyolojik üretim yaklaşımının farklı ihtiyaçlara nasıl uyarlanabileceğini; kozmetik uygulamalarından bazı plastiklerin yerini alabilecek yapılara, biyosensörlere kadar uzanan bir araştırma alanı olarak görüyorum. Bu merakın ufku dünyayla da sınırlı değil. Selüloz üreten mikrobiyal kültürlerin uzay koşullarındaki dayanıklılığı üzerine çalışmalar yapılıyor. Bir gün başka bir gezegende yaşam kurmayı düşünürken, ihtiyaç duyduğumuz malzemeleri orada yetiştirmek mümkün olabilir mi? Ben bu soruları, biyofabrikasyonun uzun vadeli ufkunun bir parçası olarak görüyorum.