Günlük beslenme tercihlerimiz yalnızca genel sağlığımızı değil, bazı hastalıkların riskini de etkileyebiliyor. Kanser söz konusu olduğunda ise tek bir besin ya da beslenme biçiminden mucize beklemek mümkün değil; ancak araştırmalar, özellikle bitkisel gıdaların ağırlıkta olduğu bir beslenmenin kanser riskiyle ilişkisini ortaya koyuyor. Jinekolojik kanserler de bu araştırmaların odağındaki başlıklardan biri.
Son yıllarda jinekolojik kanserlerin önlenmesine yönelik çalışmalar da yoğunlaşırken, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de HPV aşısı yaygınlaşıyor. Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen dördüncü kanser türü olan rahim ağzı kanserine karşı geliştirilen aşının etkili sonuçları dikkat çekiyor. İskoçya’da HPV aşısı olan kadınlarda hiç yeni rahim ağzı kanseri vakası tespit edilmemesi, bu alandaki mücadelenin önemli adımlarından biri. Ancak henüz tam anlamıyla başarı sağlanmış değil.
Rahim ağzı kanseri hâlâ her yıl binlerce kadını etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 2022 yılında dünya genelinde yaklaşık 660 bin yeni vaka kaydedildi. Rahim kanseri olarak da bilinen endometrium kanseri vakaları ise özellikle ABD’de artış gösteriyor. Diğer jinekolojik kanser türleri olan yumurtalık, vulva ve vajina kanserleri de dünyanın dört bir yanında binlerce insanı etkilemeye devam ediyor.
RİSKLER FARKLI ETKİLERİ DE…
Kanser, elimizde olmayan birçok karmaşık faktörün sonucunda ortaya çıksa da beslenme tercihlerimiz bizim kontrolümüzde. Birçok kanser türünde olduğu gibi beslenme, jinekolojik kanser riskinin azaltılmasında da önemli bir yere sahip. Araştırmalar, sebze, meyve, baklagiller, tam tahıllar ve kuruyemiş gibi az işlenmiş bitkisel gıdaların daha fazla tüketilmesinin birçok kanser türünün riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ve bunun jinekolojik kanserleri de kapsadığını ortaya koyuyor.
Son olarak Avustralyalı diyetisyen ve beslenme uzmanı Dr. Shy Vishnumohan, kanser riski ve bitki bazlı beslenme hakkında yaptığı konuşmada, “Hayat bir iskambil destesi gibidir. Yüzde 100 bağışıklığı garanti edecek sihirli bir çözüm olmasa da bitki bazlı sağlıklı beslenme seçimleri yapmak güçlü olabilir ve şansımızı artırabilir” dedi.
Jinekolojik kanserlerin nedenleri türüne göre değişmekle birlikte HPV enfeksiyonu, dünyada en sık görülen jinekolojik kanser olan rahim ağzı kanserinin önde gelen nedenlerinden biridir. Bu nedenle rahim ağzı taraması büyük önem taşıyor. Amerikan Kanser Derneği, 25 ila 65 yaş arasındaki rahim ağzı bulunan kişilerin, tedavi edilmediği takdirde rahim ağzı kanserine yol açabilecek yüksek riskli HPV türlerini tarayan HPV testini beş yılda bir yaptırmasını öneriyor. Dernek, enfeksiyona karşı aşılanmış kişilerin de bu testlere katılması gerektiğini belirtiyor. HPV ayrıca vulva ve vajina kanseri riskini artırırken, sigara kullanımı ve bağışıklık sistemi yetersizlikleri gibi diğer faktörler de riski yükseltiyor.
Her jinekolojik kanser HPV’den kaynaklanmıyor. Örneğin rahim kanseri için en büyük risk faktörlerinden biri yüksek östrojen seviyesi. İngiltere Ulusal Sağlık Hizmetine göre aşırı kilolu olmak, polikistik over sendromuna sahip olmak, 55 yaşından sonra menopoza girmek, hiç doğum yapmamak ve hormon replasman tedavisi almak, yüksek östrojen seviyelerine yol açan faktörlerden bazıları. Yumurtalık kanserinin kesin nedenleri bilinmiyor; ancak Mayo Clinic’e göre genetik mutasyonlar (BRCA1 ve BRCA2 genleri gibi), aşırı kilo ve hormon replasman tedavisi hastalık riskini artırıyor.
BİTKİSEL BESİNLER ÖNE ÇIKIYOR
Bitki bazlı, işlenmemiş gıdalar açısından zengin bir beslenmenin bazı jinekolojik kanserlerin riskinin daha düşük olmasıyla ilişkili olduğuna dair giderek artan sayıda kanıt bulunuyor. Prowise Healthcare’den Beslenme Uzmanı Varsha Khatri, gazetelere yaptığı açıklamada, “Bitki bazlı diyetler, kanser gelişiminde rol oynayan iki önemli faktör olan iltihabı ve oksidatif stresi azaltmada rol oynayan antioksidanlar, lif ve fitokimyasallar açısından zengindir” dedi. Ayrıca bitki bazlı gıdaların insanların sağlıklı bir kiloyu korumalarına, bağışıklık sistemini desteklemelerine ve hormon seviyelerini düzenlemelerine yardımcı olabileceğini de ekledi.
Nutrients dergisinde yayımlanan bir inceleme, yüksek soya tüketimini jinekolojik ve gastrointestinal kanser riskinin azalmasıyla ilişkilendirdi. Bunun nedeni olarak muhtemelen soya fasulyesinin vücutta östrojene benzer şekilde davranan izoflavonlar içermesi gösteriliyor.
Araştırmalar, fitoöstrojenler (östrojene benzer bitki bileşikleri) olan soya izoflavonlarının vücuttaki östrojen reseptörlerine bağlanabildiğini, ancak doğal östrojene göre çok daha düşük bir etkiye sahip olduğunu ortaya koyuyor. Bu mekanizmanın, soya izoflavonlarının östrojenle ilişkili süreçleri etkileyebileceğini düşündürdüğü belirtiliyor. Soya bu konuda yalnız değil. Khatri, “Jinekolojik kanser riskini azaltmadaki potansiyel rolleri açısından çeşitli besin maddeleri ve gıdalar incelenmiştir. Brokoli, lahana ve karnabahar gibi turpgiller, kanser önleyici özelliklere sahip olduğu gösterilen sülforafan gibi bileşikler içerir. Yapraklı yeşillikler ve baklagillerden elde edilen folat, DNA sentezi ve onarımı için gereklidir ve düşük seviyelerinin rahim ağzı kanseri riskinin artmasıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir” diyor.
Keten tohumu ve cevizde bulunan omega-3 yağ asitlerinin iltihaplanma süreçleri üzerinde etkili olabileceği düşünülüyor. Çilek, turunçgiller ve çayda bulunan flavonoidlerin ise hücreleri oksidatif strese karşı korumada rol oynayabileceğine dair araştırmalar bulunuyor.
Ayrıca araştırmalar, kanser riskini artırabilecek besinlere de dikkat çekiyor. Bunların başında ise işlenmiş etler geliyor.