“Yatırımlarınızı nerede değerlendiriyorsunuz?” ya da “En iyi yatırım aracı hangisi?”
Yıllarını finans dünyasında geçirmiş biri olarak bu sorularla neredeyse her ortamda karşılaşırım. Bazen bir yemekte, bazen bir takside, bazen de ayaküstü bir sohbette…
Sorular ilk bakışta gayet doğaldır. Ama biraz durup dinlediğinizde, meselenin bambaşka bir yerde durduğunu anlarsınız. Bu soruları her duyduğumda, yatırım konuşmaktan çok bir acelecilik duygusuyla karşı karşıya kaldığımı hissederim: “Birkaç hisse senedi tüyosu yakalayarak kısa yoldan para kazanabilir miyim? Çok emek sarf etmeden, bir an önce en yüksek getiriyi nasıl elde edebilirim?”
Bir hisse senedi alıp üç ayda zengin olabileceğini, kripto parayla bir haftada servet yapabileceğini sananlar…
Aslında bunların hepsi, her şeyi çok kısa sürede elde edebileceğine inandırılmış, sabırsızlığı neredeyse bir yaşam biçimi hâline getirmiş bir kuşağın beklentileridir. Haksız da değiller; çünkü her gün hızın, kısa yolun ve ‘hemen’ kelimesinin yüceltildiği bir dünyada büyüdüler.
Bu düşünce, sosyal medyanın ve televizyonlarda durmaksızın dönen reklamların insanlara pompaladığı bir algıdır.
“Altı ay içinde gelirinizi ikiye, üçe katlamanın yolları” diye başlayan, “Kısa sürede zengin olmak ister misiniz?” sorularıyla devam eden hayal satan vaatlerin ürünüdür.
Son dönemde popüler hâle gelen, “zenginleşme” hayali pazarlayan kişisel gelişim kitapları da çok farklı değildir. Her yıl rafları dolduran yüzlerce kitap, aynı sorunun etrafında dönüp durur:
Kısa sürede nasıl servet sahibi olunur?
Bu kitaplarda da sabırdan, süreçten, emekten pek söz edilmez; buna karşılık sonuca hızla ulaşmayı vaat eden bir dil öne çıkar. Bu yaklaşım, fark etmeden hepimizi biraz daha aceleci, biraz daha tahammülsüz olmaya iter. Özellikle genç kuşak bireyler, bir an önce “önemli biri olmak”, bir an önce “zengin olmak”, bir an önce “kariyer merdivenlerinin tepesine tırmanmak” ister. Üç beş ayda zirveye çıkabileceklerine, bir anda çok para sahibi olabileceklerine dair anlatılan masallara inanırlar. Beklemek, yolda kalmayı göze almak, sabretmek zordur.
Bu yüzden insanlar bir yılda yapabileceklerini fazlasıyla abartır, on yılda neleri başarabileceklerini ise hafife alır.
Oysa başarılı insanların hayat hikâyelerine baktığınızda, otobiyografilerini okuduğunuzda şunu görürsünüz:
Başarı; sabırlı bir şekilde çalışmaktan, kendini sürekli geliştirmekten ve yapılan işe yürekten bağlanmaktan geçer. Başarıya giden yolda alın terinin yerini hiçbir şey tutmaz; emek vermeden ilerlemek ve gelişmek mümkün değildir.
Dünyanın en zengin insanlarından biri olan başarılı iş insanı Warren Buffett’a da yıllar boyunca aynı soru sorulmuştur:
“Hayatınızda yaptığınız en iyi yatırım neydi?”
Verdiği cevap son derece etkileyicidir:
“Yapabileceğiniz en iyi yatırım, kendinize yaptığınız yatırımdır.”
Buffett’ın burada kastettiği, rafları süsleyen çok sayıda kitap satın almak ya da uygulamaya geçmeyen bilgiler edinmek değildir. Bu sözüyle vurgulamak istediği, kişiyi bulunduğu noktadan daha ileriye taşıyacak bir beceriye yatırım yapmaktır.
Kariyerinin başlarında çok parlak fikirlere sahip olduğunu söyleyen Warren Buffett, şunu da açık yüreklilikle kabul eder:
“Kendimi doğru ifade etmeyi öğrenmeseydim, o fikirleri insanlara aktaramayacaktım ve yok olup gideceklerdi. Bu yüzden erken yaşlarda Dale Carnegie’nin iletişim üzerine eğitim programlarına katıldım. Böylelikle iletişim yeteneğimi geliştirdim.”
Kazanımların, uzun vadeli çalışmadan ve uzun soluklu değer katmaktan geçtiğini unutmayın.
En yüksek getiriyi arıyorsanız, Warren Buffett’a kulak verin ve önce kendinize yatırım yapın.