Hiç geçmişte yaptığınız hataları hatırlayıp kendinizden utandığınız oldu mu?
Benim oldu.
Hayatımın önemli bir bölümünde, geçmişe dönüp baktığımda aynı hatalar için kendime defalarca kızdığımı hatırlıyorum. Etrafımdaki insanları yaptıkları hatalardan dolayı affetmekte zorlanmazken, iş kendimi affetmeye geldiğinde bunu başaramadığım çok oldu.
“Ben bunu nasıl yaptım?”
“Nasıl böyle düşündüm?”
“Bunu nasıl gözden kaçırdım?”
“Nasıl bu kadar yanlış bir karar verdim?”
Bazen yıllar önce söylenen bir söz... Bazen verilen yanlış bir karar... Bazen gereğinden fazla güvenilen bir iş arkadaşı... Bazen de konuşulması gereken yerde susulan bir an. Ya da tam tersi...
İnsan bugünkü aklıyla geçmişteki haline bakınca acımasız olabiliyor. Halbuki İngiliz filozof Alain de Botton der ki: “Geçen yıl kim olduğundan utanmayan biri, muhtemelen yeterince öğrenmiyordur.”
Geçmişteki halimizi düşündüğümüzde utanmak, mahcup olmak ya da “Ben bunu gerçekten yapmış mıyım?” diye düşünmek aslında değiştiğimizin göstergesidir.
Yeni bir düşünceyi hayatımıza taşımadıysak... Hiç “Ben bunu yanlış biliyormuşum” demediysek... Herhangi bir konuda fikrimizi, bakış açımızı ya da davranışımızı değiştirmediysek... Yeterince gelişmiyor, dönüşmüyoruz demektir.
Yani geçmişteki halimizden mahcup olma duygusuyla barışmalı, bunun değişimin ve olgunlaşmanın doğal bir parçası olduğunu kabul etmeliyiz. Hatta bir adım daha ileri gidip kendimize şu soruları sormalıyız: Bir yıl önceki halime göre bugün gerçekten değişebildim mi?
Kendimi biraz olsun dönüştürebildim mi? Bakış açım genişledi mi? Aynı olaylar karşısında artık farklı davranabiliyor muyum? Bir yıl önce yaptığım hataları bugün hâlâ tekrarlıyor muyum?
Hata yaptığımda kendimi savunmaya mı çalışıyorum, yoksa sorumluluk alabiliyor muyum?
Korkularımın üzerine gidip onlarla yüzleşebildim mi?
Bu soruları kendimize sormak yerine, geçmişteki halimize dönüp kendimizi acımasızca eleştiriyoruz.
Eski fotoğraflarımıza bakarken, yıllar önce modaya uyup özenle taradığımız saçımıza, giydiğimiz kıyafetlere, hatta duruşumuza bakıp gülümsüyoruz. “Ben gerçekten böyle miymişim?” diyoruz.
Garip olan şu ki, dış görünüşümüzün değişmesini hayatın doğal akışı olarak görüyoruz ama eski davranışlarımıza aynı hoşgörüyü göstermiyoruz. Yıllar önce verdiğimiz kararları, bugünkü aklımızla değerlendiriyoruz. O kararları verirken sahip olduğumuz bilgi, tecrübe ve beklentilerin bugünkünden çok farklı olduğunu unutuyoruz. O gün belirsizlikle baş ettiğimizi, korkularımızın bizi nasıl ele geçirdiğini yok sayıyoruz. Bu yüzden geçmişteki kendimize haksızlık ediyoruz.
Oysa yapılan her hata, insanın kendisini biraz daha tanıması için önüne çıkan gizli bir davet gibidir. En derin ve en kalıcı öğrenmeler, her şey yolunda giderken değil, bir şeyler ters gittiğinde yaşanır.
Geçmişe dönüp baktığımızda bunu daha iyi görürüz. Hafızamızın derinlerine yerleşen hayat dersleri en çok zorlandığımız, en fazla hayal kırıklığı yaşadığımız ya da en ağır bedeli ödediğimiz dönemlerden sonra gelir.
Bu yüzden başarının yolu hiç hata yapmamaya çalışmaktan değil, hata yaptıktan sonra ne öğrendiğimizden ve yola kim olarak devam ettiğimizden geçer. Kendimizi suçlamaya mı devam ediyoruz, yoksa dönüp neyi göremediğimizi, neyi farklı yapabileceğimizi anlamaya mı çalışıyoruz?
Olgunlaşmak, hatasız bir hayat kurmak değildir. Yaptığımız hatadan sonra aynı yerde kalmamak, farklılaşabilmek, dönüşebilmek ve yolumuza biraz daha bilinçli devam edebilmektir.
Hatalarla barışmanın zamanıdır.