Otuz beş yılını vermişti bu şirkete... Ve bugün son iş günüydü. Sabah yine her zamanki saatte ofise geldi. Aynı kapıdan içeri girdi. Her sabah selamlaştığı güvenlik görevlisine bu kez son kez “Günaydın” dedi. Güvenlik görevlisi onu büyük bir gülümsemeyle karşıladı. İkisi de bunun son selamlaşmaları olduğunu biliyordu.
Odasına geçti. Bir süre masasına baktı. Yıllar boyunca sayısız toplantıya hazırlanmış, zor kararlar vermiş, güzel haberler almış, hayal kırıklıkları yaşamıştı o masada. Gözü çekmecesine takıldı. Çekmeceyi açtı. Biriktirdiği kartvizitleri tek tek eline aldı. Bazılarını artık hatırlamıyordu. Bazılarıysa hayatının yönünü değiştiren anlarda karşısına çıkmış insanlara aitti. Sonra masanın köşesinde duran aile fotoğrafını eline aldı. Usulca çantasına koydu.
Her sabah yaptığı gibi not defterini çıkardı. Aradan geçen yıllarda çok şey değişmişti. Terfi aldıkça maaşı yükselmiş, sorumlulukları çoğalmış, daha büyük bir ofise geçmişti. Ama not defterinin ilk sayfasına yazdığı iki soru hiç değişmemişti. Kalemi eline aldı ve şunları yazdı:
“Bugün kimin hayatına dokunacaksın?” “Kime değer katacak ve ilham vereceksin?”
Sonra arkasına yaslandı. Yıllar film şeridi gibi gözünün önünden geçti. İlk işe başladığı günü düşündü. Ne kadar da heyecanlıydı...
Yıl sonu hedeflerini tutturamadığı günlerde yaşadığı endişeler geldi aklına. Yaptığı hatalar, elde ettiği başarılar, kariyer yolculuğunun dönüm noktaları... Kendisine yol gösterenleri, yıllar içinde destek olduğu insanları, birlikte güldükleri anları ve her şeyin bittiğini sandıkları o zor günleri düşündü. Gözlerini kapattı ve sessizce şükretti.
Tam o sırada kapı ardına kadar açıldı. Odanın sessizliği bir anda bozuldu. Çalışma arkadaşları ellerinde pasta ve telefonlarıyla içeri doluştular. Alkışlar yükseldi. Fotoğraflar çekildi. Sarılmalar başladı. Gözyaşlarını tutamayanlar vardı.
Sonra yıllarca unutamayacağı o sözleri duydu: “Seninle çalışmak büyük onurdu.” “Bize çok şey öğrettin.” “Hayatımızı değiştirdin.”
İşte o anda fark etti ki, otuz beş yıllık kariyerinin bilançosu tam karşısında duruyordu.
Ne son aldığı maaşın ne kaç kez terfi ettiğinin ne de sahip olduğu gücün bir önemi vardı.
Hayatına dokunduğu, gelişmesine katkı sağladığı insanlar sevgi ve minnetle onu uğurluyordu.
İş hayatı, kimileri için para kazanmanın, kimileri için unvan sahibi olmanın, kimileri için de güç elde etmenin aracıdır. Bu yönetici için ise iş hayatı insanların hayatına değer katmanın, onlara ilham olmanın bir yoluydu.
İş hayatı, aslında karakterimizi sınayan manevi bir yolculuktur. Bir bakıma insanın kendisiyle yüzleşme ve özgürleşme projesidir. Bazen sabrımızı, bazen cesaretimizi, bazen de egomuzu sınar. Yanlış yollara sapar, çıkmaz sokaklara gireriz. Bazen çok istediğimiz bir kapı kapanır; tam her şeyin bittiğini düşündüğümüzde ise başka bir kapı açıldığına tanık oluruz.
Elbette para kazanmak, daha çok satış yapmak, terfi etmek ve daha iyi bir hayat kurmak isteriz.
Büyük bir evin, güzel bir arabanın, daha güçlü bir unvanın hayalini kurarız.
Ancak iş hayatı, bütün bunların çok ötesinde insana eşsiz bir fırsat sunar: Büyük unvanların peşinden koşmaktan ziyade, ilham veren bir lidere dönüşmenin; rakiplerini geçmekten çok, dünkü halimizden daha ileri gitmenin yoludur.
Daha çok kazanmanın ötesinde, korkularımızla yüzleşmenin er meydanıdır.
Ve belki de en önemlisi, kariyerin gerçek bilançosu ne kadar kazandığımız ya da hangi unvana ulaştığımız değil, insanlarda bıraktığımız izdir.
Hayatı güzel yapan, gördüklerimiz ya da yaptıklarımızdan çok, yol boyunca karşılaştığımız insanlardır.