Zordur sokak köpeği olmak…
Akşam olduğunda karnını doyurmak için çöpleri eşelemesi gerekir. Yağmurda sığınacağı bir evi, hastalandığında onu veterinere götürecek bir sahibi yoktur. Sokakların bütün tehlikeleriyle kendi başına mücadele etmek zorundadır.
Ama boynunda bir tasma da yoktur. İstediği zaman güneşin altında uzanır, canı çektiğinde başka bir sokağa yürür. Yeni arkadaşlar edinir.
Sonra bir kaldırım köşesinde ev köpeğiyle karşılaşır. Ev köpeği ona küçümser gözlerle yukarıdan bakar.
Tüyleri parlaktır. Düzenli olarak veterinere gider, yemeği saatinde önüne konur. Yağmur yağdığında patileri kirlenmesin diye ayakkabı giydirilir, soğuk havalarda üşümesin diye üzerine hırka geçirilir. Akşam olduğunda onu sıcak bir ev bekler.
Ancak canı biraz uzaklaşmak istediğinde boynundaki tasma onu durdurur. Birkaç adım daha atmak ister ama ne kadar gideceğine sahibi karar verir.
Biri güvenli ve konforlu hayatının bedelini boynundaki tasmayla öder. Diğeri ise özgürlüğünün karşılığında hayatın bütün acımasızlığıyla yüzleşir.
Özgürlüğün bir bedeli vardır.
İnsan hayatında da durum pek farklı değildir.
Başarılı bir aile şirketinde çalışan aile üyesinin altında arabası, iyi bir geliri, güçlü bir çevresi ve önünde hazırlanmış bir yol vardır. Ancak bütün bu imkânlara rağmen önemli kararlarında hâlâ aile büyüğünün onayına ihtiyaç duyar. Satın alacağı evden çocuklarını nasıl yetiştireceğine kadar ailesinin beklentilerine göre yaşamak zorunda kalır. Şirkette çalışanlar ona patron gibi davransa da esas patron aile büyüğüdür.
Büyük bir kurumda çalışan profesyonelin maaşı her ay düzenli olarak hesabına yatar. Sağlık sigortası, güzel bir ofisi, unvanı ve yönettiği bir ekibi vardır. Ancak yöneticisinin beklentilerini karşılamak, kurumun kurallarına uymak zorundadır. Kimi zaman inanmadığı kararları uygular, katılmadığı düşünceleri sessizce kabullenir. Başkalarını yönetir ama son sözü kendisi söyleyemez.
Kendi işini kuran girişimci ise özgürlüğüne kavuştuğunu sanır. Hesap vereceği bir yöneticisi, onay almak zorunda olduğu bir patronu yoktur. Ancak bu defa da hayatın daha sert gerçekleriyle yüzleşir. İşini ayakta tutabilmek için müşterilerini memnun etmek zorundadır. Ay sonunda yeterince para kazanamadığında ise kapısında bekleyen ev sahibi, ödenmesi gereken kredi kartı borçları, çalışan maaşları ve vergiler vardır. Artık patronu yoktur ama hesap vermeye devam eder.
Peki insan nasıl gerçekten özgürleşir?
Gerçek özgürlük, kimseye hesap vermemekle değil, insanların hayatında değer yaratmakla başlar. Bu değeri yarattıkça başkalarına daha az bağımlı olur, kendi hayatı üzerinde daha fazla söz sahibiolur. Karşısına hangi zorluk çıkarsa çıksın yeniden bir yol bulabileceğine güvenir, daha cesur kararlar alır. Aile şirketinde çalışan kişi artık yalnızca ailenin bir üyesi değil, başarının vazgeçilmez bir parçası hâline gelir. Büyük bir kurumda çalışan profesyonel, yalnızca yöneticisinin beklentilerini karşılayan biri olmanın ötesinde kuruma yön veren, yokluğu hissedilecek bir lidere dönüşür.
Kendi işinin sahibi ise her müşteriye muhtaç olmak yerine, kimlerle çalışacağını seçebilecek güce ulaşır.
Yıllar boyunca verilen emek, göze alınan riskler, çözülen problemler, yaşanan hayal kırıklıkları ve bütün belirsizliklere rağmen sürece duyulan güven, insana yalnızca başarı değil, özgürlük de kazandırır. Zamanla kaybetme korkusunun yerini cesaret, dayanıklılık ve özgüven alır.
Ve sonunda insan, hangi yoldan, ne zaman ve nasıl ilerleyeceğine kendisi karar verir.