Geçen pazar, sohbetinden çok keyif aldığım Murat Evgin’in evine kahve içmeye gittim.
Murat’ı, son dönemde uluslararası alanda büyük ilgi gören 6 Emmy ödüllü ‘Pluribus’ dizisindeki çalışmasından dolayı kutlamak istiyordum. John Lennon’ın ‘Nobody Told Me’ şarkısını Türkçeye uyarlayıp kendi düzenlemesi ve yorumuyla dizinin soundtrack’ine taşıması beni çok mutlu etmişti. Sevdiğim bir dostumun böyle uluslararası bir başarıya imza atması, Amerika’da yaşayan bir Türk olarak beni ayrıca gururlandırmıştı.
Bu buluşmanın benim için ayrı bir heyecanı daha vardı. Çocukluğumdan beri hayranlık beslediğim babası Erol Evgin de bizimle olacaktı. Kimileri Erol Evgin’in sesine hayrandır. Kimileri şarkılarına, kimi de sahne performansına…
Benim ona duyduğum hayranlığın sebebi ise yarım asrı aşkın bir süredir kendi çizgisini koruyarak yoluna devam edebilmesi…
Başarıya ulaşmak zordur. Cesaret ve sabır ister, düştüğünüz yerden yeniden kalkacak kadar duygusal dayanıklılık ister. Ancak daha da zor olan, bir kez ulaştığınız başarıyı yıllar boyunca sürdürebilmektir.
Zaman hiç kimseye ayrıcalık yapmaz. Dönemler değişir. Dinleyicinin beklentileri farklılaşır. Ülkeler, insanlar, alışkanlıklar başka bir şekle dönüşür. Erol Evgin ise bütün bu değişimin içinde yıllara rağmen kendine duyulan sevgi ve saygıyı büyütmeyi başarıyor.
Değişen dünyaya uyum sağlıyor ama özgünlüğünden vazgeçmiyor. Kendi çizgisini koruyor.
Yıllardır kişisel gelişim ve liderlik üzerine yazan, iş hayatında yöneticilere koçluk yapan biri olarak, böyle bir başarı hikâyesinin arkasında ne olduğunu merak ediyordum.
Okuduğumuz otobiyografiler, dinlediğimiz başarı hikâyeleri ve kişisel gelişim kitapları bize yıllardır aynı şeyi fısıldıyor: Mutlaka bir formül vardır.
Bir sabah rutini… Başarılı olmak için beş alışkanlık… Liderliğin on kuralı… Bir verimlilik sistemi… Bir yöntem…
Sanki büyük başarıların arkasında yalnızca o insanların bildiği, bizim ise henüz keşfetmediğimiz görünmez bir teknik varmış gibi gelir. O formülü bulduğumuzda biz de aynı sonuca ulaşacağımıza inanırız.
Ben de bunu düşünerek sormadan edemedim: “Başarınızın ardında ne var?”
Bu sorunun kendisine sık sık sorulduğunu söyledi. Bir keresinde Güneydoğu’da aynı soruyu halk ağzıyla sormuşlar: “Bu işin hilesi nedir?”
Gülümsedi.
“İşin hilesi dürüst olmak. Bir sonraki doğru adımı atmak yeterli.”
Bir sabah rutini anlatmadı. Beş maddelik bir formül vermedi. Başarı için geliştirdiği özel bir sistemden söz etmedi. Ben daha karmaşık bir cevap beklerken, o meseleyi birkaç kelimeyle özetledi.
Sohbet sırasında şunu fark ettim: Erol Evgin dürüstlük üzerine uzun uzun konuşmuyor. Dürüst davranıyor.
Disiplin için geliştirdiği özel bir sistemden söz etmiyor. Yıllardır aynı tutkuyla çalışmaya devam ediyor.
Enerjisini nasıl koruduğunu sorduğumda da cevabı son derece sade oldu:
“Sevdiğim işi yapıyorum. Hayata olumlu bakıyorum ve böyle kendimi iyi hissediyorum.”
Bazı değerler hayatınızın doğal bir parçası haline geldiğinde artık onları tarif etmeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Disiplin bir yöntem olmaktan çıkıyor. Karakterinizin bir parçası haline geliyor.
İş hayatında da sürekli yeni formüllerin peşinden koşuyoruz. Yeni yönetim modelleri… Yeni teknolojiler… Yeni performans sistemleri…
Elbette bunların hepsi önemlidir. Ancak esas ihtiyacımız olan çok daha basittir:
Doğru ve dürüst olmak. İşini iyi yapmak. Bir sonraki doğru adımı atmak.
Ve ertesi gün kalkıp aynı özenle yeniden başlamak.
57 yılın ardından geriye karmaşık bir formül değil, çok basit bir gerçek kalıyor:
Kalıcı başarıyı yaratan büyük sıçramalar değil, uzun yıllar boyunca tekrarlanan doğrulardır.