İlk bakışta bir kampüs komedisi gibi görünse de, işler bildiğiniz gibi değil. Zira Rooster’ın merkezinde aslında bir baba ile kızının ilişkisi ve kendilerini tanımaları yer alıyor. Televizyonda komedi denildiğinde akla gelen en üretken isimlerden biri olan Bill Lawrence’ın imzasını taşıyan dizi, Scrubs, Shrinking ve Ted Lasso ile tanınan Lawrence’ın Matt Tarses ile birlikte geliştirdiği bir proje.
Konusuna gelirsek: Edebî çevrelerin pek ciddiye almadığı ama çok satan Rooster romanlarıyla tanınan Greg Russo ile tanışıyoruz. Russo, Ludlow College’a konuk konuşmacı olarak davet edilir. Üniversite aynı zamanda sanat tarihi profesörü olan kızı Katie’nin de çalıştığı yerdir. Kısa süre önce, kendisi de aynı okulda profesör olan kocası Archie tarafından bir lisansüstü öğrencisiyle aldatılan Katie’nin hayatı dağılmak üzeredir. Tam bu sırada Greg, arkadaşı ve üniversitenin başkanı olan Walter Mann’ın sunduğu bir dönemlik konuk öğretmen görevini teklifini kabul eder.
Lise mezunu olduğu için aslında hiç yaşamadığı üniversite hayatını geç de olsa deneyimlemeye başlar. Genç yazar adaylarının arasında derslere girer, kampüs hayatına karışır ve kendini bambaşka bir dünyanın içinde bulur. Günümüz kampüslerinin hassas dengeleri ve “woke” kültürüyle farkında olmadan sık sık ters düşer. Kampüste Greg’in yolu sık sık Danielle Deadwyler’ın canlandırdığı profesör Dylan ile kesişir ve aralarında bir yakınlaşma başlar. Öte yandan Katie’nin durumu akademik çevrede küçük bir skandala dönüşür. Dizi, baba ile kız arasındaki bu gerilimi zaman zaman hüzünlü ama çoğu zaman ironik bir mizah kaynağına dönüştürüyor. Gerisini Rooster’ın yıldız oyuncuları anlatsın…
Derin yalnızlık teması
John C. McGinley (Walter Mann)
Bill Lawrence’la uzun yıllardır çalışıyorsunuz. Bu projede karakterin biraz sizin hayatınızdan esinlendiği söyleniyor.
Birkaç yaz önce Malibu’daki evimde Billy Lawrence vardı ve bana “hayatını çalabilir miyim?” diye sordu. O an tam olarak ne demek istediğini anlamamıştım. Sonra bunun Rooster’da hayat bulacağını fark ettim ve “evet” dedim. Bu hem gurur verici hem de biraz ürkütücü. Çünkü oyuncular çoğu zaman güvensizliklerle doludur ve kamera bunu yakalar. Kendini oynamanın zor tarafı da bu: saklanabileceğin hiçbir şey yok.

Karakter sizin hayatınızdan esinleniyorsa Bill’e notlar veriyor musunuz?
Hayatımda Billy’e tek bir not bile vermedim. Yıllardır birlikte çalışıyoruz ve bir noktada kendini tamamen Bill ve Matt’in vizyonuna bırakman gerekiyor. Bir oyuncu için karakterin içindeki çelişkiler sahneyi canlı tutar. Hikâyenin neyi anlatmak istediğini anladığında sahneler de çalışmaya başlar. Ben Walt değilim ama o mesafeyi azalttığında kamera bunu yakalar.
İzleyiciler ilk sezonu bitirdiğinde ne hissetsin istersiniz?
Bill’in ilk sezonda yaptığı en cesur şeylerden biri derin yalnızlığı ve baba-kız ilişkisinin ne kadar kırılgan olabileceğini anlatmasıydı. Bu evrensel bir tema. Her baba ya da kız bu hikâyede kendinden bir şey bulabilir.
Bu karakter aracılığıyla kendinizi daha iyi anladınız mı?
Üç çocuğum var ve özel ihtiyaçları olan bir oğlum var ama yine de bazen çok yalnız hissediyorum. Bill de karakter aracılığıyla bu yalnızlığa dokundu. Kamera gerçeği sever. Kalbini açıp kırılma riskini kabul ettiğinde sahnede gerçekten bir şey oluşur.
Steve Carell’la çalışmak nasıldı?
Steve şimdiye kadar çalıştığım en çevik oyunculardan biri. Hem zihinsel olarak çok hızlı hem de fiziksel olarak güçlü bir komedyen. Doğaçlamadan gelen enerjiyi çok iyi bir hikâye anlatımına dönüştürüyor. Onun ritmini yakaladığında sahne gerçekten parlıyor. Gülmemek konusunda da zorlanmadım. Bir sahneyi bozarsan sette daha uzun kalırsın; en iyisi sahneyi çekip devam etmek.
Nezaketin kodlanmış hali
Phil Dunster (Archie)
Bill Lawrence’la daha önce de çalıştınız. Bu projede birlikte olmak nasıl bir deneyimdi?
Bill ve Matt’in yazdığı hikâyenin merkezinde büyük ölçüde kendi kızlarıyla olan ilişkileri var; Steve Carell için de aynı şey geçerli. Bu yüzden dizinin kalbinde aile ilişkilerindeki sevgi, kırılganlık ve bazen o absürt durumlar var. Böyle bir atmosferin içinde olmak gerçekten ilham vericiydi.

Dizide kampüste dil ve hassasiyetlerin daha tartışmalı hale geldiğini görüyoruz. Bu değişimi nasıl görüyorsunuz?
Komedyen Stuart Lee’nin “politik doğruluk aslında nezaketin kodlanmış hali” dediği bir düşünce vardır. Bence bu tamamen kötü bir şey değil. Bazen aşırıya kaçabiliyor ama genel olarak daha eşitlikçi ve saygılı bir ortam oluşmasına katkı sağlıyor.
Enerji ve mizah bir arada
Danielle Deadwyler (Dylan)
Sizce Bill Lawrence ve Matt Tarsus’u bu kadar başarılı yapan şey nedir?
Dizinin geçtiği üniversite ortamı hikayeye ilginç bir alan açıyor. Akademisyenler, yöneticiler ve öğrenciler aynı yerde buluşuyor; bazıları yıllardır bu dünyanın içinde, bazıları ise tamamen dışarıdan geliyor. Bu da hikayeye hem enerji hem mizah katıyor. Bill ve Matt’le çalışırken dikkatimi çeken şey, ne kadar deneyimli olurlarsa olsunlar oyuncuların fikirlerine açık olmaları. “Hadi bunu dene” diyebiliyorlar ve bu gerçekten yaratıcı bir ortam yaratıyor.
Diziyle yeniden kampüs ortamında olmak nasıldı?
Benim için en çok öğrencilerle sahneler düşündürücüydü. Bazen tartışmalar çok ileri gidiyor ve onları geri çekmek gerekiyor. Bu da dizinin temel çatışmalarından biri. Bir yanda kurumun kuralları ve gelenekleri, diğer yanda onları sorgulayan gençler var. Bu iki dünyanın çarpışması oldukça ilginç.
Dylan çoğu zaman grubun en mantıklı kişisi gibi görünüyor.
Dylan aslında içindeki kaosu iyi saklayan biri. Pilot bölümü okurken “bu insanlar gerçekten çok çılgın” diye düşündüğümü hatırlıyorum ve Dylan onların ortasında daha toparlanmış gibi duruyordu. Ama gerçekten öyle mi? Asıl soru bu. Profesyonel olarak kendini çok iyi ifade ediyor ama özel hayatında onun da karmaşık tarafları var. Dizi ilerledikçe hem bu zorlukları hem de güç sahibi olmanın ne anlama geldiğini görmeye başlıyoruz. Üniversite ortamı da bunu göstermek için iyi bir alan.
Steve Carell’la oynamak nasıldı?
Steve’le oynamak bir çekişme gibi hissettirmiyor. Daha çok aynı ritimde ilerliyormuşsunuz gibi. Çok iyi bir liderlik örneği. Disiplinli, nazik, zeki ve sahnede tamamen orada. Seçmeler sırasında bile sahneleri birlikte farklı şekillerde deniyorduk. Bu da projeye ne kadar bağlı olduğunu gösteriyor.
Büyük bir yalnızlık içinde
Lauren Tsai (Sunny)
İzleyicilerin Sunny hakkında neyi bilmesini isterdiniz?
Sunny hayatındaki insanları gerçekten önemsiyor, yüzeyde öyle görünmese bile. Zamanla çözülmeye başlıyor ve karakterinin başka bir yönünü görüyoruz. Sezon ilerledikçe üzerindeki baskılar arttıkça dönüşmek zorunda kalıyor. Bu yüzden izleyicilerin onun yolculuğunu izlemeye devam etmesini umuyorum.
Phil Dunster’la çalışmak nasıldı?
Phil’le çalışmak büyük bir onurdu. Çok iyi ve kendinden emin bir oyuncu. Archie karakterine girdiğinde gerçekten tamamen dönüşüyor. Gerçek hayatta Archie’nin tam tersi biri. Bu yüzden sahnede onunla oynarken gerçekten başka biriyle konuşuyormuş gibi hissediyorsun.
Sunny sizce en çok neyi istiyor?
Sunny’nin içinde büyük bir yalnızlık var ama bunu pek göstermiyor. Bence bu en çok istediği şey…