VOLKAN AKI
Zorlu geçse de her şeye rağmen hareketli bir sene oldu 2025… Ardı ardına gelen etkinlikler, zirveler, festivaller, yeni restoranlar, yeni şefler… Yükselen bir gastronomi sektörü var ve ekonomiyle giderek daha çok birleşiyor. Turizmde kaldıraç rolü oynuyor, diğer sektörleri etkiliyor, organize gastronomi sektörü sürdürülebilirliği destekliyor, istihdamı artırıyor. 2026’da da gastronomi sektöründe daha hareketli bir yıl bizi bekliyor.
Yurt dışına gelirsek, Londra’da yılbaşının gelişi daha görkemliydi. Işıltılı sokaklar, her köşede bir hoşluk, umut ve heves yaratıyordu. Her ne kadar Noel pazarları Fransız ve Alman şehirleri kadar görkemli olmasa da yeni yılın bütün şehre yayılan enerjisi Londra’yı farklı kılıyor. Orada bir süre yaşadığım için bende ayrı bir yeri var.
Burada açık pazarlardaki yeme-içme trendi çok hızlı büyüyor. Borough Market tabii ki başı çekiyor. Vintage ve ikinci el pazarları ve onların çevresine konumlanan gastronomi noktaları ise ayrışıyor. Elbette çok sayıda üst segment restoran da var ama en önemlisi herhalde sokak lezzetlerinin ve küçük restoranların yükselişi… Pub’lar ise Londra’nın bence en güzel mekânları… Sosyalleşmenin kurumsallaştığı yerler. Yıllardır politikalar, hükümetler ya da belki iş anlaşmaları buralarda noktalanıyor. Onları da pek çok trend sarıyor. Örneğin atölye tarzı butik üreticiler, büyüyen yeni markalar dikkat çekiyor.
TÜRK ŞEFLERİN ÇIKARMASI
Yeni restoranlar demişken, Londra’da gittiğim pek çok yer arasında ‘Paper Moon’ da vardı. The OWO olarak da geçen görkemli Raffles London’ın altında konumlanmış. Londra’nın en ikonik binalarından biri burası; eski ‘Savaş Ofisi Whitehall’… The OWO (Old War Office) adı da buradan geliyor. Restoran şimdiden Londra seçkinlerinin önde gelen mekânlarından biri olmuş. Türk girişimci İlhan Ekşioğlu’nun girişimi ve Paper Moon’un uluslararası İtalyan fine dining tarzını yansıtıyor. Türk girişimcilerin son girişimlerinden biri diyebiliriz. Özellikle Türk şeflerin içinde olduğu pek çok farklı restoran da Londra’da ardı ardına açılıyor. Yemekler çok başarılı ve ambiyansı sıcak; öyle devasa, içinde kaybolacağınız bir yer değil. Küçük köşeleriyle bir aile ortamı yaratıyor.
Londra’da özel kulüpler de moda. Bunlar arasında ‘Annabel’s’i ayrı bir yere koymak lazım. İçindeki salonları, restoranları, fotoğraf çekilmeyen tarzı ve güzel yemekleriyle ünlü. Dış süslemeleriyle ikonik yılbaşı noktalarından biri aynı zamanda… Buraya gidebilmek için üye birisiyle yemeğe gitmeniz gerekiyor.
‘Hafız Mustafa’nın Londra şubesine de uğradım… Çok başarılı bir dükkân olmuş ve sürekli kalabalık. Tüm kadro İstanbul’dan gelmiş. Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emre Ongunlar, hizmet kalitesini tutturmak için bunu yaptıklarını söylüyor. Tabii Londra’nın kuzeyinde bir de fabrika kurmuşlar. Orada fason üretmenin kaliteli ürün için mümkün olmadığını söylüyor Ongunlar. Ben de bunun çok doğru bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.
AİLE SOFRASINDA GİBİ
Ülkemize dönünce emek verilen güzel bir restorana yeni yılın son günlerinde gitme fırsatı buldum. Şef dostum Aydın Demir burayı açmak için çok emek sarf etmiş: Lokanta Yoğurt. Aydın Şef, anneanne, babaanne yemekleri yani tencere yemekleri yapmak için kurulmuş bir yer diyor. Yatırımcı ise Murat Çeçen; onun hayaliymiş… Bu bir sosyal girişim yatırımı gibi geliyor bana… Çünkü ev yemeklerimiz kaybolup gidiyor. Ustalar yaşlanıyor, onlardan el alan gençlerin sayısı azalıyor. Böyle mekanların oluşturulması Türkiye mutfağınım ayakta kalması, nesilden nesile geçmişi için çok önemli katkı sağlıyor. Çok uzun bir hazırlık süresi geçtiğini söylüyor Aydın Demir Şef… Manda yoğurdundan turşusuna kadar her şeyi kendileri yapıyor. Tavsiyem 3-4 kişi gitmeniz. Neden derseniz? Sipariş çok olursa yemekler, aynı aile sofrasındaki gibi tencerede sunuluyor. Lokanta Yoğurt, Altunizade Suits İstanbul, Curio Collection by Hilton’un altında yer alıyor.