Yıllar içinde birçok başarılı yöneticiyle, potansiyeli yüksek profesyonelle çalışma fırsatım oldu. Kimileri kurumsal hayatın en güçlü isimleri gibi görünüyordu. En kritik toplantılarda onlar vardı. En etkili kişilere doğrudan ulaşabiliyorlardı. Fikirleri dikkatle dinleniyor, önemli projeler onlara emanet ediliyordu. Kapılar onlar için daha kolay açılıyor, fırsatlar daha hızlı karşılarına çıkıyordu. Dışarıdan bakıldığında kariyer oyununun kazananları onlarmış gibi görünüyordu.
O yıllarda kariyerde ilerlemenin tek yolunun doğru insanlarla güçlü ilişkiler kurmak olduğunu düşünüyordum. Uzun yıllar bunun gerçek güç olduğuna inandım. Ancak zamanla, madalyonun diğer tarafını da görmeye başladım.
Patronlar değişiyor, yeni yönetimler geliyor, kurumlar yeniden şekilleniyordu. Her seferinde dengeler yeniden kuruluyor, kartlar yeniden dağıtılıyordu. Bir dönem kurumun en güçlü isimleri olarak görülenler, yeni yönetimin gözünde aynı değeri taşımayabiliyordu. Dün herkesin etrafında toplandığı insanlar, bir süre sonra kendilerini karar mekanizmalarının dışında bulabiliyordu. Duruşları değişiyor, özgüvenlerinin yerini belirsizlik ve endişe alıyordu.
Oysa dışarıdan bakıldığında çok az şey değişmişti. Unvanları aynıydı. Maddi olarak da hiçbir kayıpları yoktu. Kartvizitlerinde hâlâ aynı pozisyon yazıyordu. Ancak artık işe özgüvenle değil, tedirginlikle gidiyorlardı.
Aslında itiraf etmeliyim ki kariyerimin bazı dönemlerinde ben de benzer duygular yaşadım. Bana destek veren, arkamda duran yöneticilerin değişmesinden endişe duyduğum günleri hâlâ dün gibi hatırlıyorum. Sanki arkamdaki görünmez güç kaynağı ortadan kalkacakmış gibi hissederdim. Başarımın, yetkinliklerimden çok o desteğe bağlı olduğuna inanırdım. Bir yöneticinin desteğini kaybetmenin, yıllardır emek verdiğim her şeyi riske atacağını düşünürdüm.
Bugün dönüp baktığımda bunun sadece kariyer kaygısı olmadığını görüyorum.
Aslında esas sorguladığım kendi değerimdi.
İnsan, gücünü başkalarının desteğinden aldığında sürekli tetikte yaşamak zorunda kalıyor. Bir gün dengelerin değişeceği ve sahip olduğu ayrıcalıkları kaybedeceği endişesiyle çalışıyor.
Çünkü ödünç alınan güç kalıcı değildir. Kalıcı olan; bilgi birikiminiz, çalışma disiplininiz, karakteriniz ve insanlarda bıraktığınız güven duygusudur.
Güçlü insanlara yakın olmak ya da organizasyonda etkili isimlerin desteğini almak elbette değerlidir. Bu da bağ kurabilme becerisinin yansımasıdır.
Kapılar açılır. Telefonlar daha hızlı geri döner. Fırsatlar daha sık karşınıza çıkar.
Önemli toplantılarda yer almak, özel projelere seçilmek, hiyerarşiyi kolayca aşabilmek ya da ayrıcalıklı davranış görmek insana kendisini güçlü hissettirir. Ancak güce yakın olmak, güce sahip olmak değildir. Verilen destek ortadan kalktığında geriye ne kaldığı, sahip olduğunuz gerçek gücü gösterir.
Yönetici değişebilir. Patron ayrılabilir. Şirket başkalarına satılabilir. Organizasyon şemaları yeniden çizilebilir. Kurumsal dönüşümlerden güçlü çıkanlar en görünür olanlar değildir. İşini hakkıyla en iyi şekilde yapanlardır. İnsanların güvenini kazanmış olanlardır. Koşullar değişse de değer üretmeye devam edenlerdir. Bilgi birikimi ve karakteriyle insanlarda iz bırakabilenlerdir. İnsanlara ilham olabilen ve onları etkileyebilenlerdir.
Bu nedenle kariyerini ödünç alınmış gücün üzerine kuranların başarısı uzun ömürlü değildir. İnsanın asıl güvencesi, arkasında duran insanlar değil, ayakta kalmasını sağlayan karakteri ve yetkinlikleridir.
Ağaca konan kuş, dalın kırılmasından korkmaz. Güvendiği dal değil, kendi kanatlarıdır.