Filmlerde banliyö hayatı dışarıdan kusursuz bir tablo gibi görünür; bakımlı çimler, güller ve “mutlu aile” fotoğrafları… Kapı önünde edilen kısa selamlaşmalar, krediyle alınmış evler, komşuda mangal partileriyle orta sınıfın güvenli görünen düzeni… Kapılar kapandığında geriye bastırılmış arzular ve ele güne karşı sürdürülen evlilikler kalır. DTF St. Louis de tam bu damar üzerinden ilerliyor:
Başrollerdeki usta oyuncular ‘Arrested Development’ ve ‘Ozark’ ile beğenilen Jason Bateman, ‘Dead to Me’den Linda Cardellini ve ‘Stranger Things’in şerifi David Harbour. Richard Jenkins ve Joy Sunday ise cinayetin soruşturmasını yürütme göreviyle ekranda. Yaratıcısı Steven Conrad olan dizinin başrol oyuncuları karakterleri ve dizinin dinamikleri hakkındaki sorularımızı yanıtladı.
20 yıldır evli, 48 yaşında bir kadın olarak banliyö hayatı fikrinden beni soğuttunuz. Merak ettiklerimden biri senaryoyu ilk okuduğunuzda “tamam, ben varım” dediğiniz belirli bir an oldu mu?
Jason Bateman: Ana karakteri birkaç sayfa içinde öldürmeleri beni gerçekten etkiledi. “Buradan nereye gideceğiz?” dedim. Steve Conrad’ın diziyi doğrusal olmayan bir yapıda kurgulaması çok etkileyiciydi. Arada bir olay örgüsünden küçük bir parça, arada bir karakter gelişimi veriyor. Sonra kurgu aşamasında bunu daha da dinamik hale getirdi. Onun bu harika ve karmaşık vizyonuna destek olmak için projeye katılmaktan mutluydum.
Linda Cardellini: Dili ve diyaloğu çok özel buldum. Hem güzel hem derin ama aynı zamanda insanlar tuhaf kelimeler kullanıyor ya da bazı ifadeleri tekrar ediyor. “Bunu nasıl yapacağım bilmiyorum ama çözmek eğlenceli olacak” diye düşündüm.
David Harbour: Bu proje üzerinde Steve’le üç buçuk yıldır çalışıyorum, uzun bir süreç oldu. Ama bir an vardı ki hem ne yaptığımızı anladım hem de anlamadım ama “İşte yapmak istediğim televizyon bu” dedim.
Dizide biriniz televizyonda hava durumu sunucusu, diğeriniz işaret dili tercümanı, Linda siz de bir muhasebecisiniz. Bu roller için özel bir araştırma yaptınız mı?
David Harbour: Dört ay boyunca işaret dili öğrendim bir tercümandan. Ancak Amerikan İşaret Dili (ASL) hakkında beni en çok şaşırtan şey şu oldu: Bu global bir dil değil, Amerikan sadece. Ben bunu öğrendim artık dünyanın her yerinde herkesle konuşabileceğimi sanmıştım. Ama öğrenmesi gerçekten keyifliydi. Bedenini ve ellerini bu şekilde kullanan bir karakteri oynamak çok keyifliydi. Çok zordu ama çok zevkliydi.
Linda Cardellini: Ben muhasebe kısmına girdim ve isterseniz vergi beyannamenizi yapabilirim.
Jason Bateman: Hava durumu sunucuları için neredeyse hiç araştırma yapmadım; sadece saç ve gözlük stillerine baktım. İşaret dilinde de çok az çalıştım çünkü akıcı olmam gerekmiyordu. Sette kamera dışında bir ASL tercümanı vardı, ben de onu taklit ediyordum; David’e bakıyormuş gibi yapıp aslında ona bakıyordum.
Oldukça karmaşık karakterler canlandırıyorsunuz. Bu karakterlerde kişisel olarak en çok neyi seviyorsunuz ve bu rolü hayata geçirirken sizi en çok zorlayan ne oldu?
David Harbour: En sevdiğim şeyle beni en çok zorlayan şey aslında aynıydı. Uzun ve yoğun sahnelerimiz vardı. Televizyonun güzel yanı şu: Filmlerde çoğu zaman hikayeyi ilerletmek zorundasınızdır, ama televizyonda karakterlerle biraz daha vakit geçirebilir, onların içinde yaşayabilirsiniz; daha fazla alan vardır. Jason’la on sayfalık sahnelerimiz oldu ve ezberlemesi göz korkutucuydu. Dil çok kendine özgüydü ve oyuncu olarak büyük imkânlar sunuyordu. Böyle sahneleri hayal edersiniz ama elinize geçtiğinde hakkını verememekten korkarsınız. Floyd’un arkadaşlarına karşı bu kadar savunmasız olmasını ve yeni dostluğunda anlam arayışını sevdim; hem hayranlık uyandırıcı hem de biraz ürkütücü.
Jason Bateman: Ben de benzer hissediyorum. Benim karakterim rol yapamıyor; kendini olduğundan daha özgüvenli göstermeye çalışmıyor. Bu da onu oynamayı heyecan verici kılıyor. Sadece bizim mesleğimiz gereği sürekli başkası gibi davranmamızdan değil, günümüzde herkesin her şeyi çözmüş gibi görünme baskısından dolayı da öyle. Bu kadar sade ve dürüst bir karakteri oynamak hem en heyecan verici hem de en zorlayıcı kısımdı. Çünkü içgüdülerinize ve aldığınız eğitime ters düşüyorsunuz; normalde her şeyi kontrol ediyormuş gibi görünmeye alışıksınız. Benim için öğretici ve keyifli bir süreçti.
Linda Cardellini: Carol’ı hemen çözemiyorsunuz, kendini baştan kendini ele vermiyor. Bazen çok kısa konuşuyor, bazen de sadece bir bakışıyla insanları huzursuz ediyor. Gerçek hayatta böyle insanlardan çekinirim ama bunu oynamak ve karşımdaki oyuncu üzerindeki etkisini görmek benim için çok keyifliydi; daha önce pek yaptığım bir şey değildi. Senaryodaki samimi sahneleri okuduğumda ise “Bunu nasıl yapacağım?” diye düşündüm; hem fiziksel hem duygusal olarak göz korkutucuydu. Ama kendimi özgür bırakıp karakterin o tarafını keşfetmek gerçekten heyecan vericiydi. Onca yılın ardından hala yeni bir şey keşfedebilmek çok güzeldi.
Dizi bir suç gizemi etrafında dönerken, aynı zamanda gizli hayatları ve bir flört uygulamasını da işliyor. Siz hiç flört uygulaması kullandınız mı?
Jason Bateman: Ben kullanmadım. Ben evlendikten sonra ortaya çıktılar. Ama pek çok arkadaşım bunlara bayılıyor. Bekar olsaydım kesin kullanırdım. Oldukça verimli, iyi bir icat gibi görünüyor.
David Harbour: Günümüzde insanlarla tanışmanın yolu bu gibi görünüyor. Hatta sadece insanlarla tanışmak değil, bir şey almak, market alışverişi yapmak... Dünya artık böyle iletişim kuruyor, o yüzden mantıklı.
Linda Cardellini: Ben eşimi çocukluğumdan beri tanıyorum, arkadaştık, o yüzden uygulama kullanmadım. Ama kullanan ve çok mutlu evlilik yapan insanlar tanıyorum. Gerçi bu dizideki karakterler için pek iyi sonuçlanmıyor. David’in karakteri daha ilk on dakikada ölüyor. İbretlik bir hikaye diyebiliriz.
Karakterleriniz kendilerine tek bir cümle itiraf etmek zorunda kalsaydı, bu ne olurdu?
Jason Bateman: Clark şunu umardı: “İyiydin. Hayatını daha heyecanlı kılmak için kendini zorlamana gerek yoktu. Zaten dolu ve tatmin edici bir hayat yaşıyordun.”
David Harbour: Sonlarda karakterimin hastalığının nasıl geliştiğini anlattığı bir an var ve Carol’la arasında bir şey oluyor. O anda aslında bunun uyumsuz olduğunu bilmeliydi. Onun istediği şeyle Carol’ın neredeyse nefret ettiği şeyin aynı yerde var olamayacağını daha net görebilseydi, belki daha iyi bir yerde olurdu.
Linda Cardellini: Hayatta olanları kontrol edemezsiniz. Carol bunu tekrar tekrar öğreniyor. O motivasyon kasetlerini dinliyor, güç kazanmak istiyor, insanlara yardım etmek istiyor, manipüle etmek istiyor, ne öğrenmeye çalışıyorsa artık… Bir kontrol, bir güç, hayatının iyi sonuçlanacağına dair bir güven arıyor. Oğluna bakabileceğini, her şeyin yoluna gireceğini bilmek istiyor. Ama böyle bir kesinlik yok. Kontrolün aslında onda olmadığını fark etmesi onu derinden sarsıyor.